Adayların seçim röportajlarında tarife “milyon liralar”a ulaştı!

Haber namustur, satılamaz… Namusunu satana nasıl “hayat kadını” deniliyorsa, haberini satana da “hayat gazetecisi” denmesi gerekir!

Bugünü saymazsak yerel seçimlere sadece iki gün kaldı…
Yer gök afişlerle, parti bayraklarıyla, pankartlarla donatıldı. Bastırılan poşetlerin, çay, kahve, kalem, kolonya gibi dağıtılan “küçük rüşvetler”in haddi hesabı yok.
İşin kirlilik ya da etik yanını bir tarafa bırakalım, tüm bunların bir de adayların “cebinden çıkan para” bölümü var!
Adam küçücük bir kasabada, üstelik seçilme şansı hiç de olmayan bir partiden aday olmuş, milyonlarca lirayı havalara savuruyor.
Seçildiği takdirde beş yıl boyunca alacağı maaşın, seçilmek için yaptığı bu masrafı karşılaması bile mümkün değil.
Peki; neden yapıyor bunu?
Şöhret olmak, o ildeki, kasabadaki ya da beldedeki statüsünü yükseltmek için!
Kolay mı; hayatı boyunca bir daha hiçbir şekilde ulaşamayacağı bir popülariteye ulaşıyor.
*
Bazıları bununla da yetinmiyor; seçilmeyeceğini bile bile yerel ya da ulusal televizyon kanallarına çıkıp, propaganda yapıyor.
“Canım, ne var bunda?” demeyin…
Çok şey var…
Çünkü ister yerel olsun ister ulusal, adaylık tanıtımı için televizyonlara çıkmanın bir bedeli var!
Diyelim ki Beriki ilçesinin (hemen söyleyeyim, böyle bir ilçe yok. Google’da dedektifliğe soyunmayın. Ben uydurdum.) Haslet Partisi (Böyle bir parti de yok.) adayısınız.
Tüm kasaba sizi tanısın ve oy versin istiyorsunuz…
Bunun için de kasabanın tek yayın organı olan HATV’nin (böyle bir kanal da yok) yöneticilerine “Benimle bir röportaj yapın” diyorsunuz…
Sıkı durun, ilçe, parti, kanal isimleri uydurma ama bundan sonra yazacaklarım gerçek:
Sizden 20 dakikalık yayın için en az 200 bin lira istiyorlar…
Siz de daha da ünlenerek daha fazla para ve daha fazla itibar kazanmak için hiç düşünmeden bu parayı veriyorsunuz…
Üstelik yayın, “haber röportaj” formatında olduğu için tv kanalı beş kuruş vergi bile ödemiyor.
Çünkü para, “açıktan” alınıyor!
Düşünün; o ilçede beş tane aday olsa, en fazla on bin kişinin izlediği o kanalın bir yıllık masrafı çıkıyor.
Peki; bu etik mi?
Elbette hayır!
Gazeteciliğin temel ilkesidir; haber para karşılığında yapılmaz.
Yapılırsa bu “reklam ya da tanıtım” olur ki, o zaman yayın sırasında bunun açıkça belirtilmesi gerekir.
*
Tamamen hayali bir örnekle anlattığım bu “haber ticareti” ne yazık ki gerçek…
Evet; yerel medyada çok yaygın, bütün il, ilçe televizyonları şu günlerde adaylarla röportaj yayınlıyormuş gibi yaparak kasalarını dolduruyor!
Ama sanmayın ki yalnızca onlar yapıyor bunu!
Her gün ekranlarının karşısından kalkamadığınız, iktidar yanlısıyla ya da en sert muhalifiyle anlı şanlı kanallar da bu tezgahın içinde…
Tabii; ülkenin en “acar” gazetecileri, televizyoncuları da…
Bugünlerde haber kanallarının tamamına yakını, küçük büyük demeden bütün il ve ilçelerden aday olan siyasetçilerle röportaj yayınlıyor.
Bir bakıyorsunuz, Ataşehir Belediyesi’nde hiç seçilme şansı olmayan Memleket Partisi’nin adayı en çok izlenen haber kanalının ekranlarında…
Ne anlatıyor?
Projelerini ve kendisini…
Milyonda bir bile olsa seçilme şansı var mı?
Yok.
Peki; o kanal bu arkadaşı neden çıkarıp yarım saat konuşturuyor?
İşte; mesele tam da burada… Çünkü bu sorunun yanıtı, tamamen duygusal!
*
Geldik yazının merakla beklediğiniz bölümüne…
Örneğin; hepimizin her sabah merakla izlediğimiz İsmail Küçükkaya, CNNTürk’ün starı Ahmet Hakan, Habertürk’ün anchormani Mehmet Akif Ersoy gibi isimler de bu işin içinde mi?
Duyduklarıma göre; evet!
Ama onların ekranlarına çıkaracakları adayların en azından bir il veya büyükşehir belediye başkan adayı olması gerekiyor.
Yine duyduklarıma göre de…
Tarife bu kez oldukça yükseliyor ve yarım saat ekranda olmanın bedeli 900 bin liralara kadar ulaşıyor.
Elbette, bu paraların hepsi de televizyonların kasasına gitmiyor…
Peki; nereye gidiyor?
Onu da siz bulun!
*
Ayıptır beyler!
Daha yirmi yaşında Basın Yayın Yüksek Okulu’nun birinci sınıfındayken öğrendiğim temel bir kural var.
Haber namustur, satılamaz…
Namusunu satana nasıl “hayat kadını” deniliyorsa, haberini satana da “hayat gazetecisi” denmesi gerekir!
Haberle reklamı iç içe sokup bir de bunun karşılığında büyük paralar alan televizyonlar, televizyoncular… Gazeteler, gazeteciler…
Gelin, düştüğünüz bu durumu biraz düşünün!