Medya Günlüğü
20 Haz 2019 10:35 Son Güncelleme: 20 Haz 2019 10:40

Medya Ombudsmanı İGA intiharının ardından uyardı: İntiharlar bulaşıcıdır

Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici medyada intiharların ele alınış biçimini inceledi.Onur ve protesto intiharlarının görmezden gelindiğini belirten Bildirici, kriminal intiharlarının yazılmaması gerektiğine dikkat çekti: "İntiharlar bulaşıcıdır"

Medya Ombudsmanı İGA intiharının ardından uyardı: İntiharlar bulaşıcıdır

Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici, "İstanbul Havalimanındaki gencin intiharı vesilesiyle medyanın intiharlar konusundaki tutumunu inceledim. Yarbay Ali Tatar ile başlayan protesto ve onur intiharları görmezden geliniyor ama ünsüz ve kamu görevi olmayan, kriminal özelliği de olmayan intiharları sürekli haber yapılıyor. Oysa bu intiharların yazılmaması gerek. İntiharlar bulaşıcıdır..."

Faruk Bildirici şunlaru yazdı:

  Yarbay Ali Tatar, siyasallaşmış yargıya güvenin kalmadığı bir ortamda aklanmak için hayata vedayı seçmişti. İntiharı, maruz kaldığı suçlamalar karşısında bir onur eylemi niteliği taşıyordu. Geriye bıraktığı mektubunda “Ben bu hukuksuzlukla yaşayamam” diyordu; “Belki benim ölümüm bu durumda olan başkalarının aydınlığa çıkışına bir ışık olur. Boşu boşuna ölmemiş olurum” dileğinde bulunuyordu.

    İntiharı, iktidar yanlısı medya dışında medyada geniş yer buldu; tartışıldı. Tatar’ın onur intiharı, Ergenekon ve benzeri davalardaki itibar suikastlerinin, uygulamaya konulan polisiye senaryoların ve adaletsizliğin ortaya çıkmasında önemli kilometre taşlarından biri oldu.

    İntihar haberlerine hep mesafeli yaklaşmama rağmen Tatar’ın intiharıyla ilgili haberlerin yayımlanması doğruydu, gerekliydi. Bireysel bir sorundan dolayı değil toplumun dikkatini o hukuksuzluğa çekmek amacıyla intihar etmişti. Bütün toplumu ilgilendiren bir konuyla ilgili olduğu için de kamuoyunun o intiharı ve nedenlerini öğrenmeye hakkı vardı.

    Tatar’ın 2009 yılındaki intiharı bir milattı sanki. 2007’de Ergenekon soruşturmalarıyla başlayan ve Ali Tatar’ı da mağdur eden süreç o tarihten sonra da hız kesmedi. Siyasi dalgalanmalar, büyük polisiye operasyonlar artarak devam etti; kriminal hale getirilenlerin sayısı onbinleri aştı. Bir de üzerine ekonomik krizin etkileri geldi. Bunların sonucu olarak da Türkiye’de protesto intiharları geçmişle kıyaslanmayacak ölçüde çoğaldı.

     Tanıklık etmesi ve topluma haber vermesi gereken medya ise ülkede oluşan yeni fay hatlarında ne kadar enerji biriktiğini yansıtan bu intiharlara gereken ilgiyi gösterdi mi? Bu soruya yanıt verebilmek için 2009’dan bu yana meydana gelen protesto intiharlarını ve medyanın tutumunu inceledim. İlerde bu dönemin siyasi tarihi yazılırken medyanın onur ve protesto intiharlarına karşı tutumunun da önemli yer tutacağına inandığım için kayıt düşmek istedim.

     Darbe girişimi sonrası intiharlar

     Ergenekon ve Balyoz gibi davalardan sonra başlayan protesto intiharları dalgası, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından yeniden ortaya çıktı. Görevden uzaklaştırılan ya da gözaltına alınan, darbeye katılmakla suçlanan kaymakam, polis, asker gibi kamu görevlilerinden bazıları intiharı seçti.

   Saptayabildiğim kadarıyla o dönem ilk intihar edenler Ahmetli İlçe Kaymakamı Necmi Akman ve Güdül’de görev yapan Mutlu Çil adlı komiserdi. 20 Temmuz’da yaşamlarına son verdiler. Ertesi gün de Bartın İlçe Emniyet Müdürü Muhammet Mertoğlu, “FETÖ soruşturması” nedeniyle makam odası aranırken intihar etti.

     Neredeyse her gün görevden alınan, hakkında soruşturma açılan ya da KHK ile işten atılanların intihar haberi geliyordu artık. Ben de satır aralarında, gazetelerin iç sayfalarında çıkan haberleri izleyerek bu intiharların listesini tutmaya başladım. Aralık ayına kadar 22 kişinin intihar ettiğini belirledim. Muhtemelen liste daha da uzayacaktı ama o güne kadar küçük de olsa gazetelerde yayımlanan intihar haberleri giderek yokoldu; ben de izleyemez oldum.

     Bereket bu intiharlar, CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba’nın da dikkatini çekmişti. 20 Nisan 2017’de “OHAL sürecinde gerçekleşen intiharlar” başlıklı bir rapor hazırladı. Raporda, darbe girişimi sonrasında ilan edilen olağanüstü hal koşullarındaki dokuz ayda 35 kişinin intihar ettiği belirtiliyordu. İntihar edenlerden 17’si polis, 4’ü asker, 4’ü öğretmen, 2’si infaz koruma memuru, 1’i rehberlik uzmanı, 1’i kaymakam, 1’i cami imamı, 1’i savcı, 1’i mühendis, 1’i öğrenci, 1’i doktor ve 1’i diş hekimiydi. Bu intihar vakalarının yedisi cezaevinde, biri de nezarethanede meydana gelmişti.

   Ağbaba’nın raporu da medyanın projektörlerini bu tip onur intiharlarına çevirmesine yetmedi. O nedenle darbe girişimi ve “FETÖ soruşturmaları”nda gözaltına alınan, tutuklanan ya da KHK ile işinden atılarak “sosyal ölü” haline getirilenlerin intiharlarının toplam sayısını tam olarak kestirebilmek zor. Ama devam ettiğini söylemek mümkün.

     Bu intiharların kesilmediğinin işareti, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Biyokimya Anabilim Dalı’nda görev yapan Asistan Dr. Hasan Orhan Çetin’in intiharıydı. Çetin, 19 Şubat 2017’de yaşamına son verdiğinde Türk Tabipler Birliği’nin açıklamasına rağmen yaygın medya görmezden geldi bu vakayı.  Ancak bir yıl kadar sonra savcılık, By-Lock kullanıcısı olmadığına karar verince haksız yere suçlandığı kanıtlandı ve o zaman yaygın medyada haber oldu bu gencin ölümü.

     Barış imzacısı akademisyenin intiharı

     “FETÖ soruşturmaları”nın ardından yeni bir işten çıkarma ve soruşturma dalgası da 2016 yılında 1128 akademisyenin imzaladığı “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisinin ardından başladı.

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ağır bir dille suçlayıp “ilgili kurumları gereğini yapmaya davet ediyorum” diye konuşması üzerine “Barış akademisyenleri” olarak adlandırılan bu öğretim üyeleri çalıştıkları üniversitelerden sürüldüler ve birbiri ardına haklarında davalar açıldı.

     Çukurova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Ekonometri Bölümü’nde araştırma görevlisi olan Dr. Mehmet Fatih Tıraş da sözleşmesi yenilenmeyerek uzaklaştırılan imzacı akademisyenlerden biriydi.  Hakkında açılan hiçbir soruşturma olmamasına rağmen dönemin bitmesine üç hafta kala derslerinin elinden alınması Tıraş’ı üzmüştü.  25 Şubat 2017’de intihar etti.

    Öcalan’a tecrit intiharları

    Bu yıl içerisinde ortaya çıkan bir grup protesto intiharının gerekçesi ise PKK lideri Abdullah Öcalan’ın İmralı’daki koşullarıydı. “Öcalan’a uygulanan tecridi protesto” eylemleri önce açlık grevleriyle başladı; Mart ayından itibaren intihar eylemlerine dönüştü.  2 Mayıs’ta avukatlarının Öcalan ile görüşmesine izin verildiğinde cezaevlerinde intihar eden PKK üyelerinin sayısı yediyi bulmuştu. Medya tamamen görmezden gelse de bu intiharlar artma eğilimi gösteriyordu.

   Öcalan’a uygulanan avukatlarıyla görüşme yasağının kaldırılması ve Öcalan’ın çağrısının ardından açlık grevleri ve intiharlar sona erdi.

     Geçim sıkıntısı ve öğretmen intiharları

     2018’den itibaren bir de geçim sıkıntısından kaynaklanan intiharlar dikkat çeker hale geldi. Sıtkı Aydın adlı bir inşaat işçisi, 15 Ocak 2018 günü TBMM önünde kendini yaktı. İş kazası geçirdikten sonra beş yıldır işsiz olan Sıtkı Aydın, tedavi için götürüldüğü hastanede “asıl amacının kendisini yakmak olmadığını, sesini duyurmak için böyle bir eylem gerçekleştirdiğini” söyledi.

    Medyada en çok yankılanan geçim sıkıntısı intiharı, 20 Eylül 2018’de Kocaeli’de meydana geldi. İki aydır işsiz olan İsmail Devrim’in “Çocuğuma okul pantolonu alamıyorsam yaşamanın bir anlamı yok” diyerek intihar ettiği yazıldı gazetelerde.

    Bu yıl Mayıs ayında Gaziantep’te meydana gelen intihar vakasında da Eyüp Dal adlı bir genç kendini yaktı. İş başvurularına olumsuz yanıt aldığı belediye önünde kendini yakan Dal, dört gün sonra yoğun bakımda yaşamını yitirdi.

     Gaziantep’teki intihar, nadir bir vaka değildi. CHP Ankara Milletvekili ve Parti Meclisi (PM) üyesi Tekin Bingöl’ün hazırladığı rapor, geçim sıkıntısı intiharlarının arttığını doğruladı. (Mahmut Ilıcalı, Cumhuriyet, 7 Haziran 2019) Bingöl’e göre, “Türkiye, tarihinin hiçbir döneminde görülmediği kadar yoğun intihar vakaları ile karşı karşıya. Yoksulluk, geçim sıkıntısı, işsizlik, borç ve çalışma koşullarının kötü olması intiharlarda başı çekiyor. Son altı yılda işe bağlı sebeplerle hayatına son vermeye çalışanların sayısı beş katına çıkarak 351 kişiye ulaştı.”

     İntihar eden meslek grupları içerisindeki en büyük grup da atanamayan öğretmenler. Yalnızca 2017 yılında 52 öğretmen yaşamına son verdi. 2017, 2018 yılları ve 2019 yılının ilk yarısı eklendiğinde intihar eden öğretmen sayısı 100’ü aştı. İntihar eden öğretmen adaylarının sonuncusu Kastamonu’da yaşayan matematik öğretmeni Kevser Abdülkadiroğlu’ydu. Ramazan Bayramı’nın ilk günü yaşama veda etti.

     “Ne mutlu Kürt ve Türküm diyene”

     Bulaşma özelliği nedeniyle intihar haberlerinin yayımlanmasını sakıncalı bulduğumu daha önce defalarca yazdım, vurguladım. Ünlü olmayan, kamusal görevi bulunmayan insanların ihtiharlarının haber yapılması doğru değildir. Hele de intihar yöntemi ayrıntılı olarak yazılırsa psikolojik sorunu olan insanların örnek almasına, yöntem öğrenmesine neden olabilir.

    Ancak intihar haberlerinin istisnaları vardır. Ünlü ve kamusal görevi bulunanların intiharları, kriminal bir olayla ilişkili, protesto niteliğinde veya iftiraları yalanlamak amacıyla yapılan intiharlar, bu istisnalardandır.  Toplumun bu tür intiharları öğrenmesinde kamu yararı vardır.

   İntihar haberleriyle ilgili bu kurallar, benim kişisel fikrim değil, evrensel gazetecilik birikiminin ürettiği değerler.  Gel gör ki, Türkiye’de yaygın medya son yıllarda bu ilkelerin tam tersini uyguluyor. Ünlü ve kamusal görevi olmayan kişilerin, kriminal ve protesto niteliği taşımayan kişilerin intiharlarını, intihar yöntemleriyle, hatta bazen görüntüleriyle birlikte yayımlıyor.

    Daha birkaç gün önce, 9 Haziran’da, T24, Milliyet, Takvim, Hürriyet dahil birçok internet sitesi ve gazetelerin çoğu “Önce 2 yaşındaki oğlunu, sonra kendini astı” başlıklı bir haber yaptı. Böyle bir haberi bu toplum öğrenmese haber alma hakkı mı zedelenirdi? Hayır ama şimdi başkaları da örnek alabilir, bulaşabilir bu intihar yöntemi.

   Ama iki gün önce (18 Haziran) İstanbul Havalimanında intihar eden güvenlik görevlisiyle ilgili haberi sadece Evrensel, Cumhuriyet ve Sözcü ile bazı internet sitelerinde gördüm. Sonra Emniyet Müdürlüğü ve aileden açıklamalar geldi. Medyanın büyük bölümü yine görmezden geldi bu intiharı. İbrahim Layık adlı genç, hayata veda etmeden önce Instagram hesabına gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuş bir fotoğrafını ve “Kürt olduğumuzdan dolayı hep dışlandık. Belki bu yaptığım şeyle değişir. Ne mutlu Kürt ve Türküm diyebilene. Hakkınızı helal edin” mesajını koymuştu. Bu mesaj, toplumsal bir soruna dikkat çekiyordu. Ama ağabeyi, kardeşinin ölümünün şüpheli olduğunu savundu.

      Son örnekten de anlaşılacağı gibi, yaygın medya, yayımlanmaması gereken ve örnek olması bakımından sakıncalı olan intihar vakalarını haber yaparken, siyasi ve toplumsal niteliği de olan protesto ve onur intiharlarının çoğunu görmezden geliyor. Belki de bu tür intiharları da siyasi iktidarı rahatsız etmemek adına haber yapmaktan kaçınıyorlar. Bunun adı ilkesizliktir. 

     Bu insanlar, ister hukuki, sosyal ya da siyasal bir soruna dikkat çekmek için isterse kişisel onurlarını kurtarmak amacıyla intihar etmiş olsunlar; topluma duyurmak gerekir ki, yanlışın ya da sorunun üzerine gidilebilsin. İktidar ve devlet yöneticilerini uyarmayacaksak ne için gazetecilik yapıyoruz ki?

farukbildirici.com