Medya Günlüğü
30 Nis 2019 09:26 Son Güncelleme: 30 Nis 2019 09:34

Kemal Öztürk'ten çarpıcı AK Parti yazısı! "Siyasi kariyerini tehlikeye atarak feryat ediyor"

Yeni Şafak yazarı Kemal Öztürk, AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu'nun dün yaptığı paylaşımlarla ilgili olarak "Tüm siyasi kariyerini tehlikeye atarak, ülkedeki insan hakları ihlallerini, hukuk ihlallerini, işkence yapan polislerin varlığını anlatmak için feryat ediyor. Tıpkı ilk yıllarda onlarca AK Partili siyasetçinin yaptığı gibi" dedi.

Kemal Öztürk'ten çarpıcı AK Parti yazısı! "Siyasi kariyerini tehlikeye atarak feryat ediyor"

Kemal Öztürk, Yeni Şafak'ta "Neden başa döndük?" başlığıyla yayımlanan yazısına "Konuştuk, tartıştık, kavga ettik, hatta bedeller ödedik ama sorunları çözdük. Reformlar yaptık, kanunlar çıkarttık, değişim gerçekleşti ve ülke rahat nefes aldı" ifadesiyle başladı.

Öztürk şöyle devam etti:

"AK Parti’nin ilk on yılından bahsediyorum.

Cumhuriyet tarihinin en güçlü reformlarının yapıldığı, özgürlüklerin ve hakların en çok genişlediği yıllar yani.

Peki şimdi ne oldu da geri döndük? O tartıştığımız konuları, olayları, meseleleri neden yeniden tartışıyoruz?

Kötü bir dejavu gibi, aynı cümlelerle, aynı kalıplarla geride bıraktığımız tartışmaları, tarafların değişmesiyle yeniden yaptığımızın farkında mısınız?

GÜVENLİK-ÖZGÜRLÜK DENGESİ NEDEN BOZULDU?

Biz yıllarca güvenlik-özgürlük dengesini tartışmadık mı? Ve güvenlikçi bakış açısının sorunlarımızı çözemediğini, daha çok özgürlük alanına ihtiyacımız olduğuna karar vermedik mi? Bunun için dünya kadar kanun, yönetmelik, yönerge değiştirmedik mi?

Güvenlik kuvvetlerinin vatandaşa davranış şeklinden, insanların potansiyel suçluymuş gibi muamelesi görmesinden şikayet etmedik mi?

Peki şimdi ortama hakim olan bu güvenlikçi bakış açısı nedir?

Vatandaşa, protesto gösterisi yapanlara, mahkum annelerine kötü davranan güvenlik kuvvetlerini koruma refleksi nedir?

AK Parti Milletvekili Mustafa Yeneroğlu tüm siyasi kariyerini tehlikeye atarak, ülkedeki insan hakları ihlallerini, hukuk ihlallerini, işkence yapan polislerin varlığını anlatmak için feryat ediyor. Tıpkı ilk yıllarda onlarca AK Partili siyasetçinin yaptığı gibi.

Garabete bakın, AK Parti’yi savunduğunu söyleyen medyada Yeneroğlu linç ediliyor.

Ne oldu de her şey böyle tersine döndü?

Gerçekten bazen anlamakta zorluk çekiyorum.

CHP’NİN HATASINI NEDEN BİZ DE YAPALIM?

Şehit cenazelerinde yuhalanan siyasetçi konusunun şahitlerinden biriyim. Başta Erdoğan, onlarca AK Partili siyasetçi şehit cenazelerinde yuhalandı, hakarete uğradı, saldırıya uğradı. O zaman da bize şehit cenazelerine gelmeyin diyorlardı.

Taner Yıldız, Bekir Bozdağ tüm medyanın gözü önünde darp edildi.

O zaman bu tartışmaları yaptık, lanetledik, şehit hepimizin şehidi, cenaze kutsal bir tören, bu tepkiler yanlış demedik mi?

CHP’liler o vakit yeterince AK Partilileri savunmamış, hakkını teslim etmemiş diyorlar. Peki niye aynı şeyi şimdi kendileri yapıyor bu insanların? Niye başkalarının yaptığı hatayı şimdi biz yapıyoruz? İnanın anlamış değilim.

MEDYADAN EN ÇOK BİZ ŞİKAYET ETMİŞTİK

10 yıl boyunca, Erdoğan’ın ve Arınç’ın basın danışmanı olarak, yalan ve iftira haberlere kaç tekzip yazdım, kaç yalanlama yaptım hatırlamıyorum. Medyanın o zaman içine düştüğü çürümüşlüğü, basın ahlakının bitişini, doğru haberin yokluğunu ve politize olmuş basının zararlarını biz anlattık her gün.

Peki şimdi durum neden tersine döndü? Neden medyaya olan güven daha da diplere indi? Asılsız haber, karalama kampanyaları, çamur atma her gün nasıl oluyor da ‘bizim’ dediğimiz medyada yaşanıyor?

Aklım almıyor, gerçekten aklım almıyor.

Kötü bir kabus gibi, kötü bir dejavu gibi neden başa döndü her şey?

Türkiye’nin makus talihi midir bu?

STATÜKODAN EN ÇOK SIKINTI ÇEKENLER

Statüko ile mücadele eden, özgürlük ve hukukun üstünlüğünü savunana ve bunun için çok bedeller ödeyen insanların, şimdi statükocu gibi konuşmasını, davranmasını ve savunmalar yapmasını neden kimse akla zarar olarak görmüyor?

20 yıl önce hukuk sistemindeki garabet yüzünden kaçımız haksız yere mahkum oldu? Bu satırların yazarı da dahil, onlarca gazeteci, yazar, aydın, siyasetçi politize olmuş, statükoyu savunan yargı sistemi yüzünden mahkum edildi, hapislere atıldı.

Bununla mücadele edip bugünlere gelmişken, şimdi saygın hukukçular dahil, herkesin yargıdaki benzer sorunlar yüzünden feryat etmesine neden kulak vermiyor kimse?

Neden bunu normal bir durum gibi karşılıyoruz? Neden 20 yıl önceye geri döndüğümüzü ve dejavu yaşadığımızı görmüyoruz?

NE OLDU DA BAŞA DÖNDÜK?

Reform, değişim, özgürlük, yenilik, adalet, dürüstlük denince ilk akla gelen bu camia, şimdi neden tam tersi şeylerle itham ediliyor?

Aşırı milliyetçiliğe, ayrımcılığa, ötekileştirilmeye karşı en kuvvetli söylemleri geliştiren insanlarımız, neden bunları unuttu şimdi?

Eskiden hukuk, adalet, özgürlük, demokrasi, fikir özgürlüğü, dürüstlük, kul hakkı gibi fikirleri savunan, devleti ve kurumları haksız uygulamaları yüzünden eleştiren herkes ‘irticacı, yobaz, bölücü’ diye yaftalanırdı, şimdi de ‘hain’ diye yaftalanıyor. Peki ne değişti?

Ülke olarak neden başa döndük? Gerçekten anlamakta zorluk çekiyorum artık. Ancak anlamak için uğraşmak, bunları konuşmaktan yanayım. Zira ülke olarak çok bedel ödeyerek geldiğimiz bu noktadan geri gitmeyi kabul edemiyorum."