Medya Günlüğü
04 Eyl 2020 09:10 Son Güncelleme: 04 Eyl 2020 10:48

Hande Fırat'tan çok konuşulacak yazı: "Kıpkırmızı Ankara tablosundan kimler sorumlu?"

Hürriyet yazarı Hande Fırat, bugünkü yazısında Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın "Ankara'da korona virüsün yükselişte' olduğunu ilişkin açıklamasını değerlendirdi.

Google Haberlere Abone ol

Hürriyet yazarı Hande Fırat, bugünkü "Bir aydır alarm veren Ankara!" başlıklı yazısında, "Bir aydan beri uzmanların “Aman dikkat, geliyor” uyarılarına rağmen ortaya çıkan bu kıpkırmızı Ankara tablosundan, hayatını kaybedenlerden kimler sorumlu? Bunun tek bir yanıtı yok. Hepimiz sorumluyuz." ifadelerini kullandı. 

Fırat, iktidara seslenerek, "Toplanmalara sayı kısıtlaması daha önce uygulamaya konulamaz mıydı? Toplu taşımadaki risk ve kalabalık oranı için bir çalışma yapılamaz mıydı?" diye sordu. 

Hürriyet yazarı Hande Fırat'ın yazısı şöyle:

Sevgili okurlar, bunlar Hürriyet Ankara’nın sadece Ağustos ayının ilk 15 günü attığı manşetler.

 

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Türkiye’de vaka sayısının en fazla olduğu il Ankara. Birinci dalganın ikinci pikini yaşıyoruz” açıklamasını dün, 3 Eylül günü, yani Hürriyet Ankara’nın ilk uyarısından tam bir ay sonra yaptı. Buradan birlikte çalışmaktan onur duyduğum Hürriyet Ankara’nın Deniz Gürel yönetimindeki tüm ekibini bu konudaki haberler, doktorlarla yaptıkları görüşmeler ve acil hayata geçirilmesi gereken önlemlere her seferinde yer verdikleri için kutluyorum. Ancak bir aydan beri uzmanların “Aman dikkat, geliyor” uyarılarına rağmen ortaya çıkan bu kıpkırmızı Ankara tablosundan, hayatını kaybedenlerden kimler sorumlu? Bunun tek bir yanıtı yok. Hepimiz sorumluyuz.

KALABALIK TOPLANTILAR NEREDEN ÇIKTI?

Maskeyi takmayan, sosyal mesafe ve hijyen kuralına uymayan, düğünler gibi kalabalık ortamlarda rahat davrananlar, ‘Bana bir şey olmaz’cılar, ‘Aslında virüs yok’cular, ‘Gencim ben’ diyenler sorumlu. Diğer yandan Ankara’da kamu binaları ve o binalardaki çalışma koşulları nedeniyle acaba esnek ve kademeli mesai, ağustos ayının başında, yani başkent alarm vermeye başladığında hayata geçirilemez miydi? Toplanmalara sayı kısıtlaması daha önce uygulamaya konulamaz mıydı? Toplu taşımadaki risk ve kalabalık oranı için bir çalışma yapılamaz mıydı? Diğer yandan her seferinde vatandaşa seslenen siyasetçiler, üyelerini uyaran sendikalar, dernekler, iş örgütleri, biraz onlara da bakmak gerekmiyor mu? Hani mecbur kalmadıkça kalabalık toplantılar düzenlenmeyecekti? Onların da bu süreçte mecbur kalmadıkça bu yüz yüze kalabalık toplantılardan bir süre vazgeçmesinde fayda yok mu?

Belli ki devletler ekonomik hayatın aksamaması için pandeminin ilk aylarındaki gibi komple yasaklara başvurmayacaklar. Ancak bu vaka sayılarıyla yaklaşmakta olan gribal enfeksiyon döneminin zor geçeceği anlaşılıyor. Sağlık Bakanı da bu olasılığa vurgu yaparak, “Mücadelenin boyutu değişecek” dedi. Gribal enfeksiyon dönemi başlamadan umarım siyasetçisinden vatandaşına, gencinden yaşlısına herkes üzerine düşeni yapar. Sağlık çalışanlarının insan olduğunu, yorulduklarını, boş vermişliğimiz nedeniyle şevklerinin kırılabileceğini unutmayalım.