Medya Günlüğü
15 Ara 2020 12:33 Son Güncelleme: 15 Ara 2020 17:37

Habertürk yazarı da maruz kaldığı tacizi anlattı!

Sosyal medyada yaşanılan taciz olaylarının ifşa edilmesi hareketine, Habertürk yazarı Oray Eğin de katıldı.

Google Haberlere Abone ol

Sosyal medyada yazar Hasan Ali Toptaş’la ilgili atılan bir tweet edebiyat dünyasında "me too" hareketine dönüştü. 20’ye yakın kadın, Hasan Ali Toptaş’la ilgili yaşadıkları taciz ve cinsel saldırıya varan olayları anlattı.

Öte yandan gazeteci Melis Alphan, mesleğe başladığı dönemde yaşadığı tacizi Twitter’da anlattı ve medyada da yaşanan tacizler ifşa edilmeye başlandı.

Habertürk yazarı Oray Eğin ise bugünkü “’Kadının beyanı esastır’ ne demek” başlıklı köşesinde, arkadaşlarına “Tacize uğradım” diye anlattığı bir olayı kaleme aldı.

İsim vermeden yaşadıklarını anlatan Oray Eğin, “Bir başka sefer, gündüz yanına uğruyorum, bana kütüphanesini gösteriyor, kitaplardan konuşuyoruz. Sonra bir ara beni kendisine çekiyor ve boynumdan öpüyor” dedi.

İşte Oray Eğin’in bugünkü yazısı:

"Nasıl tanıştığımızı hatırlamıyorum, ama İstanbul’da medya-iş dünyası-sanat-akademi herkesin birbirini tanıdığı küçük bir dünya ve bir şekilde hepimizin yolu kesişiyor. Gazeteciliğin de en az yüzde 50’si ilişki kurmak, o ilişkileri gerektiğinde kullanmak. O yüzden tanıştıktan sonra muhabbetin ilerlemesi, zaman zaman görüşmek, arada sırada telefonlaşmak biraz da bu işin parçası. Aynı zamanda sempatik de biri, muhabbeti hoş; her seferinde bir başkasına anında aktarılacak bir tespiti ya da esprisi oluyor. Onunla dostluk kurmaktan memnunum. Ama o bu dostluktan tam olarak ne anlıyor, hala emin değilim.

‘Görüşelim,’ diye telefonlaştığımızda ’Bu akşam bir kanala çıkıyorum, çıkışında görüşebiliriz,’ diyor mesela. Elinde tuzlukla hangi televizyon programına çağrılsa gidiyordu bir aralar, ama bu programlar da genelde gece yarıları bitiyor. O saatten sonra mı görüşeceğiz? Yaşıtım, akranım, yakın arkadaşım da değil ki çıkışta bir barda ya da gece kulübünde buluşalım. O saatte açık pastane de yok, işkembeciye gitmeyi kastettiğini de zannetmiyorum. Belli ki eve gelmek istiyor, aynen aklına koyduğu gibi program çıkışı telefonla arıyor. Açmıyorum elbette.

Bir başka sefer, gündüz yanına uğruyorum, bana kütüphanesini gösteriyor, kitaplardan konuşuyoruz. Sonra bir ara beni kendisine çekiyor ve boynumdan öpüyor. Boynumdan öpmesini istediğim biri değil ama açık söyleyeyim rahatsız da olmuyorum. Sadece komiğime gidiyor ve gülüyorum. Komiğe gidip güldüğüm için de arkadaşlarıma anlatıyorum ve birlikte gülüyoruz, ’Tacize uğradım,’ diye.

GÜÇ DENGESİ

Tacizin şakası olmaz, olmamalı. Bu anekdotu anlatırken bile taciz mağdurlarından özür diliyorum. Ama ben kendimi tacize uğramış hissetmedim, çünkü bir erkeğe –her erkeğe olmasa da bu durumdaki erkeğe– karşı kendimi koruyacak güce ve cüsseye sahibim. Yaşını başını almış, belki tam cinselliğini yaşayamamış birinin acıklı bir flörtleşmesi olarak yorumluyorum başıma geleni. Rahatsız olmadım, ilişkimi kesmedim, ama yine de gece yarısı eve çağırmam. Kütüphanesine yine giderim…belki…emin değilim...

Taciz vakalarında güç dinamiği belirleyici. Hem fiziksel hem de nüfuz alanı olarak güç. Harvey Weinstein amiyane tabirle –veya gay lingo’suna göre– tam bir ayı mesela, ama aynı zamanda insanın kariyerini bitirecek ya da başlatacak güce sahipti. Fiziksel olarak da taciz ettiği kadınların üç-dört katı cüssesiyle onların kariyerine yön verecek kilit bir noktaydı.

#MeToo hareketinin ortaya çıkışı da yetişkin insanların flörtleşmeleri, cilveleşmeleri değil, güç sahibi erkeklerin konumlarının arkasına yaslanarak tacizi kendilerine hak görmeleri. Eşit ilişki kurdukları kadınlara yapamadıklarını yanında çalışanlara yaptı #MeToo’nun hedef aldığı erkekler. Çalışanlarının yanında çırılçıplak dolaşan haber sunucusu, asistanın önünde mastürbasyon yapan komedyen, yanında çalışan muhabirlere sarkıntılık eden büro şefi gazeteci… Güçlerini konumlarından alarak saldırganlaştılar.

Ancak illaki konum da gerekmiyor bir erkeğin kadını taciz etmesi için. Çoğu zaman erkek bir kadından fiziksel olarak daha kuvvetli; boyu daha uzun, daha güçlü, beden diliyle bile kadını ezebilecek kadar baskın. Aynı ortamda baş başa bulunan bir kadının karşısındaki erkekten otomatik olarak tedirgin olmaması çok zor. Bu bir ön şart, önyargı ya da paranoya da değil; haklı bir tedirginlik. Ama önyargılar da boşuna oluşmuyor, çünkü konumu olmasa da sadece erkek olmasına güvenen iğrençleşmeyi kendilerinde hak gören bir tür var, bu erkekler de çoğunlukta. Boyuna cüssesine bakmadan, sadece önündeki ufacık çıkıntıya dayanarak taciz etmeye kalkan iğrençlikte erkekler de tanıdım. Genelde erkek böyle aşağılık bir tür, bu yüzden de ’Ne kadar güzelsin, çok şıksın, çok tatlısın, saçın harika olmuş,’ cümleleri bile her zaman masum değil.

GAZETECİNİN SORUMLULUĞU

Bu yüzden kadının beyanı esastır, deniyor. Ama bu cümle ’Kadın ne derse doğru söylüyor,’ diye yorumlanmalı mı, emin değilim. Üstü çıplak deri kıyafetli erkeklerin İstanbul’un bir liman semtindeki hayali eyleminin kadın beyanı olduğunu hatırlatırım. Öte yandan, erkek egemen dünyada isyanlarının sonuçsuz kalacağını haklı olarak düşünen kadınların sosyal medyada seslerini duyurmaları da bir çıkış yolu.

Bu noktada özellikle gazetecilerin yapması gereken her söylenene körü körüne inanmak değil, her iddiada olduğu gibi bu ifşaları da sonuna kadar sorgulamak. ’Kadının beyanı esastır,’ sorgusuz bir kabul değil, ciddi bir iddianın araştırılması için bir çıkış noktası olmalı.”