Yüzyılın tartışması fos çıktı! Bunlar gazeteci mi yoksa masadaki tuzluk mu?

Medyaradar'ın usta sinema-tv yazarı Murat Tolga Şen, dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

Dün gece Türkiye’nin gözü kulağı Habertürk’teydi. Kübra Par moderatörlüğünde gazeteciler Merdan Yanardağ, İsmail Saymaz, Veyis Ateş ve Mehmet Akif Ersoy sordu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu yanıtladı.

Pardon, sordular mı dedim! Aslında hiçbir şey soramadılar. Diyalog gibi gözüken şey bakanın monoloğundan ibaretti. Bakanın karşısına dikilen ve onu terleteceğini sandığımız dört gazetecinin hali içler acısıydı. Reklamsız haliyle 3 saat süren yayındaki gazetecilerin konuşma süreleri şöyle:

İsmail Saymaz: 3 dk. 17 saniye, Merdan Yanardağ: 2 dk. 38 saniye, Veyis Ateş: 1 dk. 14 saniye, Mehmet Akif Ersoy: 54 saniye…

Kübra Par da moderatör vasfıyla bir 5-6 dk. konuşmuştur herhalde. Uzun zamandır izlediğim en kötü moderasyondu. “Araya gireceğiz, aradan sonra tüm sorular cevaplanacak” dedi durdu ve hiçbir soru cevaplanmadı. Modere etttiği programın dümeni kırılmış bir yelkenliden farkı yoktu. 180 dakikanın kalanı bakanın oradakileri bastırıp kendi bildiği gibi konuştuğu bir yayından ibaret. Gazetecilerin mızıkçı çocuklar gibi “önce ben sorcam, benim sıram ya banane” tadındaki itişme-kakışmaları da bakanın alanını iyice açtı. Soruların cevabını değil kafasına eseni söylediği bir yayındı. Seyreden hiç kimse, hiçbir şey anlamadı.

Benim anladığım şu; iktidar yanlısı ya da muhalif, Türkiye’deki hiçbir gazeteci bu iktidarın bakanlarını sorgulayamaz. Herkes korkuyor, kimse mayına basmak istemiyor! Orada bakanın karşısında hiç kimse olmasaydı, yine böyle bir yayın gerçekleşirdi. Üzülerek yazıyorum, sanki dün gece bakanın karşısında 4 gazeteci yoktu da esnaf restoranındaki tuzluk biberlik vardı. Hele o haşmetli görüntüsü ve korumaya çalıştığı güvenli beden diliyle Mehmet Akif Ersoy yok mu? Gecenin en büyük kaybedeni o olacak. Benim nazarımda zaten bir önemi yok ama reklam arasında bırakıp gitse kimse yokluğunu fark etmezdi.

Peki, seyirci ne yaptı? Kübra Par’ın çırpınışlarının, Veyis Ateş, Merdan Yanardağ, İsmail Saymaz ve Mehmet Akif Ersoy’un soru sorma çabalarının bir işe yaramayacağını anladı ve soluğu Twitter’da aldı. Bakan konuşurken Türkiye Twitter’da Sedat Peker’in ona verdiği cevapları takip ediyordu. Sedat Peker yayın sırasında 50 tweet attı ve 300 bin takipçi kazandı.

Dün gece kime ne oldu diye merak ediyorsanız?

Gazetecilerin ev sahibi, bakanın misafir olması gereken yerde bakan ev sahibi, gazeteciler mahcup misafirlerdi. Boşuna saklamaya çalışmasınlar, hepsindeki “başımıza bir iş gelir mi” korkusu vardı ve seyirci bunu hissetti. Gazeteciler soru falan soramadı, halkın merakını gidermeye yardımcı olamadı. Sedat Peker’in popülerliği ve inandırıcılığı biraz daha arttı. O “süremiz bitti “saçmalığı neydi öyle! Yayın bitince tekrarını koydular, süre bitmese de olurmuş. Biten şey gazetecilikti!

Sedat Peker’in yüklediği, eski başbakanın oğlunu uyuşturucu ticareti yapmakla suçladığı videonun izlenme sayısı 12 milyon. Sadece iki günde 12 milyon izlenme! Her bölümde reytingi artan başka bir iş daha yok! Buna karşılık, eski başbakan çıkıp “benim oğlum maske götürdü” diye kimsenin inanmadığı açıklamalar yapıyor. İçişleri Bakanı halkın yüreğine su serpmesi ve ona yöneltilen ithamları açıklaması gereken yayında bambaşka şeyler konuşuyor, propaganda yapıyor ve başka insanları suçluyor. Sedat Peker’in videolarını izleyenleri, “milyonlarca insan da çocuk pornosu izliyor” diyerek sapıklarla bir tuttu, “benden önceki içişleri bakanının (Muammer Güler) oğlunun evinden para sayma makinası çıkmadı mı?” diye savunma yaptı. Bunlar ilginç beyanlar. Sahi, o bakan hangi hükümetin bakanıydı?

Daha baştan yayının kaderi belliydi aslında. Bakan geniş, rahat bir deri koltukta otururken karşısındaki gazeteciler ortalama ofis sandalyeleri üzerinde eğreti konumda dizilmişlerdi. Bu bile orada kimin kıymetli, kimin harcanabilir olduğunu gösteriyor.

Peki bu yayının medya sponsorunun bir kripto para borsası olması ya da yayın arasında peynir ve kelliğe çözüm reklamlarının yayınlanması? O peynir reklamı bile bakanın karşısındaki gazetecilerden daha cesurdu. Şaka gibi ülkeyiz derler ya hani, aynen öyle!

Uzun lafın kısası; sonuçlar açıklandığında reyting dağının zirvesine yerleşeceğini düşündüğüm Habertürk yayını izleyen hiç kimseyi tatmin etmedi ve bu da Sedat Peker’e daha çok izlenme olarak geri dönecek.

Peki, sonra ne olacak? Burası Türkiye, 5 dakikada değişir bütün işler ama neyin ne olacağı da belli olmaz. İşimiz seyretmek, fazlası zaten hakkımız sayılmıyor. Sokağa çıkma yasağı varken gezen, denize giren turisti, başka ülkelerin aşı olan insanlarını, o ülkelerde devletten çalışıp kazanırken aldığında yakın pandemi desteği alan esnafları ve gemilerle ülkenin geleceğini kaçıranları izleyen insanlarız.

Yine öyle yapacağız; izleyip göreceğiz ama Habertürk yayınını izlemesek de olurmuş!

MURAT TOLGA ŞEN