Yönetmen ve senarist kadın ama… El Kızı dizisi kadına şiddeti normalleştiriyor!

El Kızı, ilk bölümüyle bile reyting başarısı sağlayamadı, Fox istediği kadar PR yapsın, izlenme oranları daha da düşecek ve 5-6 bölümden sonra yayından çekilecek bir iş.

Biliyorsunuz, ulusal kanallarda yayınlanan her dizinin ilk bölümünü kritize edip yorumlarımı sizlerle paylaşıyorum ancak Fox’un El Kızı dizisine sarf edecek cümlem yok!

Böyle bir diziyi çekmeyi akıl eden yapımcıyı, yazan senaristi, oynayan oyuncuları ve yayınlayan kanalı vicdanlarıyla baş başa bırakıyorum. Daha ilk sahnesinden feryat figan bir şey, mutlu tek bir sahnesi olmadığı gibi, saçma sapan bir topukluyla koşarak boğadan kaçma sekansı bile var. Dizinin övebileceğim hiçbir tarafı yok. Seyircinin bu doz aşımı dram çorbasını sevebileceğini de sanmıyorum.

Bu kez başka bir şeyi yazı konusu etmek istiyorum. Ekim ayının başında yapılan 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali, filmlerle değil olaylı ödül gecesiyle konuşulmuştu. Ödül vermek için podyuma çıkan Hazal Kaya festivalde sadece 3 kadın sinemacının yarıştığından şikâyet etmişti. Ödül alan Nihal Yalçın da kadın karakterlerin yazılmadığından sitem ederek “seneye ödül alabilmek için erkek rolü oynamak zorunda kalabilirim” kavlinden cümleler kurmuştu.

Ben durumu o kadar acıklı görmüyorum, çok iyi kadın sinemacılarımız var, çoğalıyorlar, yurt içi ve yurt dışı festivallerinde ödül alıyorlar vs. ama kadın sayısının fazla az ya da fazla olması değil aslında derdimiz.

Kadının çok olmasına değil, onun senaryoda ve rejide yaratacağı farka, kadın kalbine-gözüne-vicdanına ihtiyacımız var sinemada…

Lafı getirmek istediğim yer şurası; Bakın, Elkızı’nın yönetmen koltuğunda Feride Kaytan oturuyor, senaryosunu da Hilal Yıldız kaleme alıyor. Kadın yönetmen, kadın senarist ama şiddeti, hem de kadına şiddeti normalleştirici bir dizi var karşımızda!

Evet, bu diziler şiddeti övmüyor ama neredeyse bir şiddet pornosuna dönüşerek kadına, çocuğa ve (El Kızı özelinde) hayvana şiddeti normalleştiriyor. Bu dizilerin herhangi bir bölümünde onlarca aile içi şiddet vakasına tanık oluyoruz. Tüm bu görsel yönlendirmeler şiddetti normalleştirdiği vakit oldukça sakıncalı sonuçlar doğuruyor.

Çocukluğumdan beri korku filmi izlemeyi çok severim. Onlarca şiddet sahnesi izledim ama henüz kimseyi öldürmedim, aklıma da gelmedi çünkü bu filmlerde şiddet uç karakterlerden gelir. Hayaletler, iblisler, sapık katiller vs. Bu karakterlerle özdeşlik kuramazsınız.

Dizilerde ise gayet sıradan, aramızda yaşayan ve hatta bize benzeyen insanların uyguladığı şiddeti izliyoruz. Kızını-karısını döven baba, sevgilisine işkence eden erkek vs. Ortalık kan revan. Senaristler reaksiyon aldığı için bu sahneleri doz aşımı seviyesinde yazıyorlar. Bahaneleri de hazır; biz kadına şiddet durumlarına dikkat çekmek istiyoruz. Hadi oradan!

El Kızı bu sömürünün zirvesi ve bu haliyle bir şiddet özendiricisi. Bu senaryoyu yazan kadın, çeken kadın. Sinemada kadınların yükselişi sürüyor ama televizyonda her yerde onlar var. Varlıkları bir şeyi değiştiriyor mu? Bunu çok üzülerek yazıyorum; genellikle hayır!

Bu etkinin erkek patronlardan (kanal yöneticileri ve yapımcılar) kaynaklandığını da biliyorum elbette ancak kadınların niceliğinin bir işe yaramadığını işaretlemek istedim. Bizim oyun değiştiricilere ihtiyacımız var. Dizi sektörünün gittiği yol, yol değil çünkü!

El Kızı, ilk bölümüyle bile reyting başarısı sağlayamadı, Fox istediği kadar PR yapsın, izlenme oranları daha da düşecek ve 5-6 bölümden sonra yayından çekilecek bir iş. Sıkıcı olan şey; yerine yine benzer bir işin geçeceği.

Bu dizilerin zaten çok mutsuz ve cinnetin eşiğinde yaşayan bir halk için katalizör görevini üstlendiğinin ve kadına şiddeti özendirdiğinin birileri farkına varsın artık. Şayet, amaçlanan zaten bu değilse…

MURAT TOLGA ŞEN

murattolga@gmail.com