Medya Günlüğü
15 Kas 2018 10:11 Son Güncelleme: 24 Kas 2018 02:59

Yeni Şafak yazarından olay çıkış: 10 gazete aynı manşetle çıkıyor, muhalif gazetecilik ülkeye ihanet mi?

Yeni Şafak yazarı Kemal Öztürk, 'medyada dijitalleşme sorunu' tartışmalarına değindi ve çok konuşulacak ifadeler kullandı.

Yeni Şafak yazarından olay çıkış: 10 gazete aynı manşetle çıkıyor, muhalif gazetecilik ülkeye ihanet mi?
Kemal Öztürk, "Medyanın bunalımı: Dijitalleşme, benzeşme, ötekileşme" başlığıyla yayımlanan yazısında Demirören Medya Holding İcra Kurulu Başkanı Mehmet Soysal'ın 'medyada dijitalleşme sorunu' tespitine yanıt verdi.

"Ne yazarların yazılarını internet sitelerine geç koymak, ne başkaları tarafından alıntılanmasını engellemek, ne de gazete dağıtımını teke indirmek, klasik gazetelerin sorununu çözebilir" diyen Öztürk, "Benzeşme, sanırım tüm okurların en çok şikayet ettiği konu. Bazen on gazete birbirinden habersiz, aynı manşetle çıkıyor. Tüm gazetelerdeki haberler neredeyse aynı. Zira hepsi Anadolu Ajansı'ndan (AA) besleniyor" ifadesini kullandı.

İşte Kemal Öztürk'ün "Medyanın bunalımı: Dijitalleşme, benzeşme, ötekileşme" başlıklı yazısı:

Sıkıntımız ciddi.

Medya sektörü, sanırım böylesine yaygın, derin ve sarsıntılı bunalım geçirmemişti. Eğer herkes aklını başına almazsa bunun sonu çok ciddi iflaslara gidecek gibi gözüküyor.

DİJİTAL DEVRİMİN VURDUĞU MEDYA

Dijital Devrim, öylesine kuvvetli bir tsunami olarak geliyor ki yaşantımızın üzerine, ona karşı direnen, engel olmaya çalışan her şeyi yer ile yeksan edip geçiyor.

Medya sektörü, bu dijital tsunaminin ilk çarptığı sektör oldu. Medya dünyasını genetiğinden, tırnağına kadar öylesine köklü bir değişime zorluyor ki, buna direnenler tsunami sularında boğularak yok oluyor.

Dijital devrime uygun bir medya yapısına geçmek yerine inatla klasik medya tarzını sürdürmeyi, matbaanın gelişine direnen insanlara benzetiyorum.

Kağıda basılı gazeteler, klasik tarzda yayın yapan televizyonlar, her geçen gün kan kaybediyor ama yine de o beklenen dönüşümü bir türlü yapmıyorlar.

Bugün en büyük medya grubu haline gelen Demirören Medya Grubu’nun bir numaralı yöneticisi, değerli arkadaşım Mehmet Soysal, durumu “uçurumun kenarında yürümek” olarak tanımlıyor Milliyet’teki köşesinde (13.11.2018).

Soysal, haber ve köşe yazılarının başakları tarafından kes-kopyala ile ücretsiz kullanımını, en önemli sorun olarak görse de aslında içine girilen krizin tek nedeni bu değil.

Ne yazarların yazılarını internet sitelerine geç koymak, ne başkaları tarafından alıntılanmasını engellemek, ne de gazete dağıtımını teke indirmek, klasik gazetelerin sorununu çözebilir.

Habertürk’ten sonra, Demirören grubundan Vatan gazetesi de kağıda basımı durdurdu. Yakında birçok gazete bunu takip edecek. Bu kaçınılmaz. Sorunu daha geniş bakışla ele almadıktan sonra krizi aşmak mümkün değil.

BÜTÜN GAZETELER BİRBİRİNİN AYNI

Benzeşme, sanırım tüm okurların en çok şikayet ettiği konu. Bazen on gazete birbirinden habersiz, aynı manşetle çıkıyor. Tüm gazetelerdeki haberler neredeyse aynı. Zira hepsi Anadolu Ajansı’ndan (AA) besleniyor.

Benim dönemimde gazetelerde çıkan haberlerinin % 70’i AA’ya aitti. Bu oran şimdi %95’lere çıktı sanırım. Haberler aynı olduğu gibi, habere bakış da aynı. Bu derece ajansa bağımlı hale gelmiş gazetelerin birbirine benzeşmemesi mümkün mü?

Özel haber üreten gazetelerin sayısı bir elin parmağından az. Kimse gazete okumadığı için bir şey kaybettiğini düşünmüyor. Sosyal medya tüm haber ihtiyacını karşılıyor zaten.

Peki bir okur, hepsi birbirinin aynı, günlük 40 gazete içinden birini neye göre tercih edecek?

MUHALİF GAZETECİLİK ÜLKEYE İHANET Mİ?

‘Gazeteler muhalefet etmek için, köşe yazarları da eleştirmek için vardır’ tezine her zaman karşı çıktım.

Bana göre, gazeteler haber vermek için, köşe yazarları da yorum yapmak için vardır. Bu haber bazen iktidarın bir hatası olabilir, bazen bir başarısı. Köşe yazarı da hükümetin bir icraatını bazen doğru, bazen de yanlış bir adım olarak yorumlayabilir. Meselemiz adil olmakta.

Eğer bir gazetede ülkedeki sorunlara, hükümetin hatalarına dair hiç haber çıkmıyorsa, köşe yazarları bundan bahsetmiyorsa, orada ciddi bir sorun var demektir. Aynı şekilde, bir gazetedeki tüm haberler ve köşe yazarları iktidarın sadece yanlışını ve hatasını anlatıyorsa orada da ciddi sorun vardır.

Benim anlayışıma göre, bir köşe yazarı vatanını seviyorsa, daha iyi olması için eksikleri de yazar. Kendine saygısı varsa, doğruya ‘doğru’, yanlışa ‘yanlış’ der.

İktidarı yapıcı bir şekilde eleştirmek, bence ona en büyük katkıdır. Hükümeti eleştirmek vatan hainliği, hükümetin doğru icraatlarını övmek de ona ‘biat etmek/yandaş olmak’ değildir. Meseleyi bu iki uçta algılayanlar yüzünden sektörde birileri ötekileştiriliyor, hatta ciddi sorunlar yaşıyor.

Mesela Karar Gazetesi. Önceki gün yaptığı yazılı açıklamada, reklam almaktan gazete dağıtımına kadar, ne denli ciddi sorunlar yaşadıklarını açıkladılar. Vahim bir durum.

SEKTÖR ÇÖKMEDEN ÇÖZÜM YOLU BULALIM

Mehmet Soysal yazısının sonunda şöyle diyor:

“Medyaya karşı ciddi bir güvensizleşme süreciyle başlayan okuyucu ve seyirci kaçışı hızla önlenmeli... Yoksa geleneksel medya kuruluşları krizlerin eşiklerinde gün saymaya devam edecek...”

Güvensizlik ve okur/izleyici kaybetmenin gerekçesini fotoğrafın tamamına bakarak analiz etmek gerekiyor.

Dijitalleşme, benzeşme, ötekileştirme, politize olma, ilan ve dağıtım tekelleşmesi, nitelikli insan kaynağı istihdamı gibi çok ciddi konuları cesurca tartışmalıyız.

Yoksa hepimizin ekmek yediği bu sektördeki krizi aşamayız.