Televizyon
07 Tem 2014 16:19 Son Güncelleme: 23 Kas 2018 16:25

Yazılarınızı herkes okusun ister misiniz?

TV dünyasını takip eden kalemler çoğalıyor. Murat Tolga Şen'den genç yazarlar ve sosyal medyanın gücü üzerine bir yazı...

Yazılarınızı herkes okusun ister misiniz?
TV eleştirmeni deyince aklınıza kimler geliyor? İlk anda benim aklıma gelen isimler: Sina Koloğlu, Yüksel Aytuğ ve Oya Doğan… Yüksel beyle festivallerden ve birlikte çıktığımız Medya Kafa’dan tanışıyoruz, Oya zaten arkadaşım, Sina beyle de mail vasıtasıyla tanışıp ahbap olduk. Hepsi işini ciddiye alan, bu işten ekmek yiyen değerli insanlar.

Ben ise 2.5 yıldır TV üzerine eleştiriler yazıyorum ve bu alanda bir sürü genç arkadaşın kalem oynattığını da görüyorum. Söz konusu TV eleştirmenliği olduğunda bu kez kadın kalemlerin üstünlüğü fark ediliyor. “TV dünyası bizim, siz bulaşmayın der” gibiler, açıkçası bu konuda sezgi-ilgi-bilgi bakımından daha üstünler ancak, kadın-erkek farketmiyor, genç kalemlerin “kritik yaparken” içine düştüğü bazı hatalı durumlar var.

Kim bilir? Belki de işin doğrusu budur. Sosyal medya zamanlarında yaşıyoruz ve bir yazıyı paylaşmak onu yazmaktan daha önemli bir hal aldı. O zaman, ironiden anladığınızı umarak,  size biraz tavsiye vereyim.

Diziler, yarışmalar ya da başka şeyler üzerine… Televizyon yazılarınızı nasıl okutursunuz?

- En çok dikkat etmeniz gereken şey şu; yazınızı o dizinin en beklenen anından hemen sonra, yani ilk bölümünde ya da sezon finalinde yazmalısınız. Herkes ne yazıldı diye merak eder böyle zamanlarda…

- Yazınız eleştiri değil güzelleme olmalı. Bu çok önemli çünkü yazınızı sosyal medyada parlatacak olan insanlar o yapımın kamera önündeki ya da arkasındaki emekçileri…

- Yazınızı yazarken, başrol, yan rol, senarist, yönetmen, sesçi, ışıkçı, kimi biliyorsanız adını kullanın. Kullanın ki “benim de adım geçiyor” diye sevinsinler…

- Popüler bir oyuncu hakkında asla kötü şeyler yazmayın. Hayranlar fena örgütlüdür ve yazınızı fark ettikleri anda kendinizi Afrika yaban arılarının kovanına çarpmış zavallı bir safarici gibi bulursunuz! Yere düşene tekme atmaktan çekinmeyin tabi. Mesela gençlerin gözdesi Okan Bayülgen bu aralar hedef tahtasında, istediğiniz yerine ateş edebilirsiniz! Onun durumu da nedense bana hep Sineklerin Tanrısı romanını hatırlatıyor. Dünya zalim bir yer…

- Bu konuya dikkat ettiniz ve iyi-kötü bir şeyler karaladınız. Şimdi, sağlam ve yücelten bir başlık buldunuz mu tamamdır, size karada ölüm yok!

- Şimdi sıra geldi Twitter meydanına çıkmaya… Yazınızda bahsettiğiniz isimlerin sosyal medya hesaplarını belirleyip onları da “mentionlayarak” yazınızı tweetleyin. Buna kayıtsız kalamazlar, kalsalar da vicdanlarını gıcıklarsınız. %70 yazınızı “retweet” edecekler.

- Oyuncu, yapımcı, yönetmen dediğinin Twitter hesabı kalabalık olur. Onlar da hayranı oldukları ismin adı geçtiği övgü dolu bir yazıyı “retweet” etmeden duramazlar. Yamaçtan yuvarlanan ve çığa dönüşen kartopu prensibi burada devreye girer, yarım yamalak okunmuş olsa da yazınız yüzlerce kez paylaşılmış olur.

- Bu durumun yan faydaları da mevcuttur. Sete, galaya (artık dizilere de gala yapıyorlar) ve başka bir sürü yere davet edilirsiniz, TV yazarlığından 5 kuruş kazanmıyor bile olsanız gününüzü gün edersiniz.

Evet, yapmanız gerekenler bunlar… Benim tarzım değil ama deneyenlerin kısa vadede kazandığını söyleyebilirim. Ben genelde nalına, mıhına yazılar yazıyorum o yüzden bırakın yazdıklarımı paylaşmayı, ilk ezanı okuyan Bilal Habeş’e yaptıkları gibi, üstüme ağır taşlar koyup işkence edecekler! (Ramazan’da Çağrı filmine gönderme yaparak anmış oldum. Çağrı’sız bir Ramazan düşünülemez. Her ne kadar, ironik bir şekilde, Radikal İslamcı bir terör saldırısında can vermiş olsa da Mustafa Akkad çok büyük bir sinemacıdır. “Spectacular Cinema” dediklerinin hasını yapan bir adamdı. Allah rahmet eylesin)

Yazının sonunda en başa dönelim. TV eleştirmeni denince aklınıza kimler geliyor? Diye sormuştum. Benim aklıma gelenlerin hepsi sözünü sakınmayan, cesur, dürüst, sorumlu kalemler… Gençler her şey hemen olsun istiyor ancak sinema ya da TV üzerine yazarak ciddiye alınmak için yıllar geçmesi gerekiyor. Gerçekten bir tavsiye isterseniz; az okunun, öz okunun ama yıkamacı-yağlayıcı değil “eleştirmen” olun.

MURAT TOLGA ŞEN / [email protected]