İnfial
14 Mar 2016 10:51 Son Güncelleme: 23 Kas 2018 18:24

Yaşadığımız sadece "Terör" değil, Türkiye'ye açılmış "Topyekün Savaş"tır!

Medyaradar medya-siyaset analisti Atilla Akar, Ankara’da gerçekleşen “3. Dalga saldırılar”ı analiz etti…

Yaşadığımız sadece "Terör" değil, Türkiye'ye açılmış "Topyekün Savaş"tır!
Herkesin bir şekilde zaten sezdiği, tahmin ettiği,  beklediği –artık ne derseniz deyin- uğursuz saldırılardan biri daha gerçekleşti. Ankara-Kızılay’da dün akşam saatlerinde meydana gelen eylemde şu an itibariyle en son resmi rakamlara göre 37 insan hayatını kaybederken 125 kişi de yaralanmış bulunuyor. Manzara gene aynı; yanan arabalar, parçalanmış cesetler, kan gölü bir ortam. Yaşanan vahşeti tezgâhlayan sefil ruhlu saldırganlar tekrar amaçlarına erdiler. Alçaklık tahammül sınırlarımızı zorlar hale geldi!..

Bu anlamda yeniden bir “kopya eylem” ile karşı karşıyayız. Geçen son 5 ay içinde Ankara’daki üçüncü sarsıcı patlama. İlki 10 Ekim 2015’te “Ankara Gar Katliamı” olarak yaşandı. 102 ölü vardı. (Ancak son eylem yarattığı şiddet yönüyle benzer olsa da Gar katliamından amaç, hedef, adres bakımından farklıdır. Dolayısıyla onu ayrı tutmak gerek.) Diğeri 17 Şubat 2016’da “Askeri servis otobüsleri” ne yönelik olarak gerçekleşti. 29 kişi hayatını kaybetti. (Lütfen bu sütunlardaki 18.02.2016 tarihli “Ankara saldırısının ardında kim var, amaç ne?” başlıklı analizime bakınız.) 13 Mart 2016’daki son saldırı ise daha çok otobüs durağında bekleyen sivil hedeflere yönelik görünüyor. Peki o halde bu “3. Dalga saldırılar”ı diğerlerinden ayıran özellikler neler? Amaç ne?..

BU EYLEM ASIL OLARAK İKİ AMAÇ GÜTMEKTEDİR

Şüphesiz her eylem sırf “terör olsun” diye yapılmamaktadır. Bütün eylemlerin arkasında açık veya gizli bir amaç vardır. Her biri (Siyasi, sosyal, psikolojik, vb) bir sonuç almak için yapılır. Burada da aynı “kural” işliyor. Birincisi; Sur’da yürütülen operasyonlara –aynı zamanda intikamcı” bir mantıkla- bir tepki ve en önemlisi de devletin benzeri yerlere gündeme getirmeye hazırlandığı yeni operasyon kararlılıklarından geri adım attırma, “gözdağı” verme amaçlıdır. İkincisi ise “toplumu yıldırma” ve dikte ettirilecek bir “barış”a zorlama amaçlı “psikolojik” bir saldırıdır. Şüphesiz ilaveten başka “yan amaçlar”da güdülmüştür.

Şimdi bunları açımlamaya çalışalım;

1) Bu eylem 17 Şubat’taki “Askeri araçlara yönelik” saldırıların benzeri ve devamıdır. Aynı zincirin bir halkasıdır. Zaten PKK sözcülerinin son dönemde geçmiş eylemi öven,  onaylayan, dolaylı sahiplenen beyanları (Sabri Ok’un “Her açıdan sahiplenilecek ve onur duyulacak tarihsel önemde bir eylemdir” demesi gibi) düşünüldüğünde fazla “şaşırtıcı” olmayacaktır.
2) Dolayısıyla büyük ihtimalle arkasından PKK / TAK türü bir yapılanma çıkması kuvvetle muhtemeldir. (Ancak farklı bir ihtimal olarak PKK ve 10 örgütün “eylem birliği” kararı sonrası belki yeni bir isim de piyasaya sürülebilir. ) Fakat “marka” ne olursa olsun muhtevası gereği bunun esas olarak bir “PKK eylemi” olması seçeneğini gündemden düşürmez.
3) Bu eksende; PKK Sur’daki “yenilgisi”ni bir daha yaşamamak istemekte ve bu konuda devlete ”bedel ödetme” gayreti içindedir.
4) Bilhassa 21 Mart Nevruz ve çok sözü edilen “bahar  süreci”ne psikolojik üstünlük içinde girmek istemektedir.
5) Bunun için devletin benzeri yeni operasyonlarını önleme gayreti içine girmiştir. Terörü en yüksek seviyede tırmandırarak devleti yormak, hırpalamak, adım atamaz hale getirmek istemektedir.
6) 17 Şubat 2016’da “Askeri servis otobüsleri”ne yönelik saldırı esas olarak devleti ve bilhassa da askeriyeyi hedeflese de bu kez hedef farklılaşmıştır.
7) Bu kez doğrudan halk, toplum, sivil unsurlar hedeflenerek asıl olarak “psikolojik amaçlı” bir saldırı amaçlanmıştır.  (PKK’nın yayın organları ise “Asıl hedef Çevik kuvvet noktasıydı” diyerek bu “sivil katliam”ın tepkilerini minimize etmeye çalışıyor) Dolayısıyla bu gayet “bilinçli” ve “seçilmiş hedefli” bir saldırıdır.
8) “Devlet sizi koruyamaz”, “bakın devlet acziyet içinde”  denilerek toplumun zaten süren korkuları ajite edilmiş ve bunun devlet / hükümet üzerinde bir “baskı unsuru” olması istenmiştir.
9)  Toplumla devletin ayrıştırılması ve Türk toplumunun süren operasyonlara verdiği desteğin kesilmesi hatta mümkünse devlete / hükümete tavır alması istenmiştir. (Marazi “AKP / Erdoğan karşıtlığı”da bu değirmene su taşımanın gerekçesi olacaktır) Asıl amaç toplumu yıldırmak ve koşullarını kendilerinin dayatacağı bir sözde “barış”ı kabule zorlamaktır. Teslim alınmak istenen asıl olarak “millet iradesi”dir.
10) Yan hedef olarak ise -“Bunlar beceriksiz” algısını derinleştirerek- hükümetin, emniyetin ve MİT’in suçlanacağı bir “atmosfer”in oluşturulması amaçlanmıştır. Belli ki bu konuda kimi zaaflar olsa da onların asıl niyeti bu değildir. Onlar “T.C. Devleti”ni zor durumda ve kılını kıpırdatamaz halde bırakmak istemektedirler.
11) Tekrar hedef olarak Ankara seçilerek, mesaj aslında gene tüm yöneticilere, üst düzey devlet bürokrasisine verilmiştir. Sizi “felç ederiz” denilmektedir. Dahası devlet kendi egemenlik haklarını savunduğu için “suçlu” çıkartılmak istenmektedir. Türkiye’nin “Yönetsel bir kriz”e sürüklenmesi hedeflenmektedir.
12) Daha gizli ve sinsi amaç ise “Türkiye’yi yönetilemez” hale getirip, daha üst “Kaos planları” na (Türk-Kürt çatışmalı, Birleşmiş Milletler müdahaleli, aradan “toprak kopartmalı”) bir şekilde bağlamaktır. Her eylem bunun bir basamağıdır.

“TOPYEKÛN SALDIRI” ALTINDAYIZ!..

Ancak gerek son olay gerekse de öncekilere daha geniş bir perspektiften baktığımızda farklı bir sonuç çıkıyor. Dolayısıyla aynı tarz olaylara artık sadece “PKK saldırısı” hatta “terör” gözüyle bile bakamayız. Şu an tüm acı verici sonuçlarıyla yaşamakta olduğumuz gerçekte yalnızca “terör” değil, Türkiye’ye karşı açılmış bir “topyekûn savaş”tır. Bu savaş açık bir savaştan çok daha yıpratıcıdır. PKK ise bunun sadece bir “aparatı”dır. Hiçbir demagoji bu gerçeği değiştiremez!

Bu “çoklu ve ardışık saldırılar” belli merkezlerin Türkiye’ye açtığı daha büyük bir savaşın parçalarıdır. Arkasında muhtelif ülkelerin istihbarat servisleri vardır. (Düne kadar ağırlıkla ve daha çok ABD’nin CİA’sı, İsrail’in MOSSAD’ı, İngiltere’nin MI6’sı, Almanya’nın BND’si, Fransa’nın DGSE’si öne çıkarken, şimdi bunlara Rusya’nın FSB’si, Suriye’nin El-Muhaberat’ı, İran’ın SAVAMA’sı da dahil olmuştur.)  Bu durum PKK’nın elini güçlendirmekte, “terör piyasası”ndaki “değeri”ni (!) arttırmakta ve günden güne daha “kullanışlı” hale getirmektedir. PKK’nın ortalama bir “gerilla hareketi”nden “Gladyovari” bir yapıya sıçramasının ana nedeni de budur.

PKK’nın saldırı stratejileri gerçekte Kandil’de değil, -dönemine ve ittifaklarına göre- Washington’da, Tel Aviv’de, Berlin’de, Paris’te, Moskova’da, Şam’da, Tahran’da çizilmekte ve “sipariş” hale getirilmektedir. Olaya bu gözle baktığımızda “tablo” farklılaşmaktadır.

Burada gözden kaçırılmaması gereken durum şudur; Türkiye “çok cepheli” bir saldırı altındadır. Biz onu “PKK terörü” olarak okusak bile gerçekte böyle değildir. Türk devleti ve milleti apaçık bir “tehdit” altındadır. Bu saldırıya gene topyekûn karşı koyma becerisini gösteremezsek, korkarım ki bazı durumlar daha kötü bir seyir izleyebilir. Bir “savaş”tayız ve “seferberlik” ilanı kaçınılmazdır. Bu bir “Meşru Müdafa” durumudur. Problem artık çok sözü edilen ama bir türlü içi doldurulamayan “Beka problemi”dir. Bu noktada “irade zaafı” ve mazeret kabul edilemez.

Türkiye’yi mevcut cendereye sokan güçler ve onun “kullanışlı aparatları”nın sorumlularından hak ettikleri şekilde hesap soramazsak çok daha vahim manzaralarla karşı karşıya kalabiliriz. Ve artık “teröre lanet okuma seansları”nı çoktan geçmiş noktadayız!..

14.03.2016.

[email protected]