İnfial
09 Haz 2016 09:38 Son Güncelleme: 23 Kas 2018 21:18

Ya Kılıçdaroğlu’na gerçekten bir mermi atılırsa?..

Medyaradar siyaset analisti Atilla Akar, Vezneciler saldırısı sonrası gelişen süreci ve Kılıçdaroğlu’na “mermi atılması” olayını değerlendirdi…

Efendim; benimde dahil olduğum “80 öncesi kuşak” sağ-sol çatışması altında terörle terbiye ve terörize edildi. O zamanda toplum ikiye bölünmüş ve her iki tarafta birbirinden nefret eder haldeydi. Bunu planlayan güçler sayesinde sonunda nur topu gibi bir darbeye kavuştuk. Başardılar!..

Sonrasında ise laik aydınlara yönelik tırmandırılan terör ile gelen sürecin ardından İslami kesiminde beceriksizlik ve kimi çiğlikleri sayesinde bir “şeriat tehlikesi” alarmı oluşturularak “28 Şubat Post-Modern darbesi” yasalara ve formalitelere uygun tezgâhlandı. Gene başardılar!..

Yakın dönemde fiilen böyle bir girişim olmadı ama birilerinin niyet ettiği, hazırlık yaptığı, zemin yokladığı, vb iddiaları gündeme getirildi. Hatta bunların üzerine kimi davalar bile inşa edildi.  Sonuçta belki darbenin kendisi değil ama “hayalet”i dolaştı ortalarda!

Bunların hepsinde ortak nokta bir şekilde ordunun kullanılması ya da kullanılmak istenmesiydi.  Şimdilerde ise bildiğimiz manada “darbeler” belki olmuyor ama onun yerini tutacak bir dizi operasyonlar, kaos ortamları yaratma, hükümet devirme teknikleri, vb bir dizi yol ve yöntem mebzul miktarda uygulanıyor. NATO kontrgerillacılığının taktikleri hiç bitmez! 

VEZNECİLER SALDIRISI “BÜYÜK SARMAL”IN BİR BASAMAĞI MI?

Lakin bu ihtimal tümüyle devre dışı kalmış da görünmüyor. Nitekim geçtiğimiz günlerde Amerikan Dış Politika Dergisi Foreign Affairs’te yeralan bir yazı Odatv’de Şıvan Okçuoğlu çevirisiyle yayınlandı. Washington’daki Ortadoğu Enstitüsü Uzmanı Gönül Tol imzalı yazıda bu “senaryo”nun dinamikleri aynen şöyle analiz ediliyordu:
  
“Eğer PKK ile devlet sarmalı arasında süregelen savaş kontrolden çıkacak olursa, eğer kitlesel şiddet batı şehirlerinde güvenlik zafiyetinin ortaya çıkmasına neden olursa ve büyük bir ekonomik düşüş yaşanır ve eğer hükümetin otoriter tavırlarında artış söz konusu olursa, ordu harekete geçebilir. Şartlar hükümet karşıtı protestoların artışa geçmesine neden olabilir. Bu durumda eğer Erdoğan gaddar bir polis baskısı oluşturur ve daha fazla kaos oluşmasına neden olurken kanlı katliamlar yaşanacak olursa, toplum generallerin yönetimi ele almasını isteyebilir.”

Tabii bu sadece bir analiz. Ciddiye alınmayabilir hatta kimileri gülüp geçebilir. Ancak dünyada ve ülkedeki kimi güçlerin buna oynamadıkları, böyle bir ihtimal üzerine kurgular yapmadıkları, süreci bu yönde zorlamadıkları söylenemez. (Bu ordunun darbe yapmaya hevesli veya hazır olduğu anlamına gelmez. Ancak yaşanacaklar karşısında bir şekilde müdahaleye zorlanabilir, oldubitti ile mecbur bırakılabilir.) Hele de toplumda etnik ve siyasi nefret bu derece artmışken hem de. Dolayısıyla “Yeni bir kaos dalgası için zemin mi oluşturuluyor?” diye sormak zorundayız. Sanki bir “nihai hesaplaşma”ya doğru gidiyor işler. “Etnik terör” sadece bunun bir aracı…

Bunun içinde öncelikle bu sefer arkasında gerçekte kimin “siparişi” olduğunun belli olmadığı PKK/TAK ya da IŞİD mahreçli eylemlerin artması, onun getireceği “etnik çatışma” ihtimali (Yedek olarak Alevi/Sünni kaşımasıyla birlikte) belirleyici olacağa benzemektedir. Türkiye bir tuzağa çekilmek isteniyor gibidir.

İkincisi ise ivmesi yüksek, toplumda ani ve derin yarılma hali yaratacak ve hızla çatışmaya dönüşecek bir ya da bir dizi suikast ihtimalidir. Allah korusun böylesi bir durum sonuçları kontrol edilemez fiili durumlar yaratabilir. Zaten bazı açılardan sallantıda olduğu hissedilen “Toplumsal barış” biranda altüst olabilir. Hızla önü kolaylıkla alınamaz bir sürece sürüklenebiliriz. Hayal bile etmek istemiyorum!

BU “MERMİCİ” ZİHNİYET SADECE KAOS SÜRECİNİ TETİKLER!..

İşte son Vezneciler olayındaki şehit polislerimizin cenazesinde Kılıçdaroğlu’na atılan merminin “sembolik değeri” bu açıdan çok önemlidir. Taşıdığı anlamlar bakımından basit bir “protesto” hareketi olarak değerlendirilemez. Sadece “tepkisel” ve “fevri” olarak da okunamaz. Belli ki bir “algı oluşturulması” için yapılmıştır. Hangi zihnin, hangi niyetin, hangi iradenin ürünüdür bilinmez.

Öyle veya böyle; hangi amaçla yapılırsa yapılsın taşıdığı imaj bellidir: Kılıçdaroğlu’na tehdit ve “Sen bir kurşunu hak ediyorsun” demektir. Başka türlü yorumlanamaz. “Mesaj” budur. Bunu ister kendini bilmez üç beş öfkeli, ister üç beş “ayarlanmış kişi” yapsın sonuç değişmez. Ancak yaratacağı etkiler itibariyle birkaç protestocunun yumurta atmasına benzemez. “Birkaç provakatör” diye de geçiştirilemez!

Ne tuhaftır ki olay olduktan sonra AKP’ye yakın kimi internet sitelerindeki okur yorumlarına bir göz attım. Durum vahim. Kılıçdaroğlu’na hakaretler ve küfürlerle dolu ifadelerin yanı sıra en önemlisi “Yakında kafana da sıkarlar Kemal”, “Keşke kafana sıksaydılar”, vb türü laflarda mevcut. Herkesin gözünü bir kin, nefret bürümüş. Tabii “diğer taraf”ın da ayrı kin ve nefret fayları var. Tam birilerinin isteyebileceği ortam yani. Bu faylar kırılırsa ne olur bilinmez. Kaşımamak gerek!..

İŞİN UCU NEREYE VARIR FARKINDA MISINIZ?..

Bu gibiler farkındalar mı bilmem ama sonuçta kendi savundukları siyasi akımın da aleyhine sonuçlar doğurabilecek bir olaya alkış tutmakta, hatta ondan ötede çok tehlikeli bir anlayışa destek vermektedirler. İnşallah böylesi bir varsayım gerçekleşmez ama başkası da yapsa artık fatura AKP’ye kesilecektir. Son derece düşüncesizce bir zihniyettir.

Sonuçta şunu düşünün; ya Kılıçdaroğlu’na olayı fırsat bilen birileri bu kez gerçekten bir suikast tertiplemeye, gerçekten bir kurşun atmaya kalkışırsa? Neler olabileceğini tahmin edebiliyor musunuz? Ya birileri bu algı üzerinden Kılıçdaroğlu’nu hedefe oturturlarsa neler olur? Daha da vahimi bir uluslar arası servis fırsat bu fırsat deyip bunu “kaos amaçlı bir proje” haline getirirse? Zaten mevcut gerilim bir üst basamağa tırmandırılmak istenirse? Olay nerelere sıçrayabilir bilir misiniz?

Kılıçdaroğlu -seviniz sevmeyiniz- bu ülkenin ana muhalefet partisinin genel başkanıdır. Üstelik -kimi açılardan çok yıpranmış gibi görünse de- CHP gibi “tarihsel ağırlığı” olan isme sahip bir partinin lideridir. Yüzde 25 gibi küçümsenemeyecek bir oy miktarına sahiptir. Ona yönelik bir suikastın yaratacağı sonuçları, ardından gelişebilecek kaosu düşünebiliyor musunuz? Tabii böylesi bir durumda doğrudan AKP suçlanacaktır. Ne gibi manzaralar ortaya çıkabilir farkında mısınız? Bu vebali kim karşılayabilir?

Buna diğer kin ve saflaşmalarında ilave olmasıyla nasıl bir “kartopu etkili” iç savaş manzarası ortaya çıkar anlayabiliyor musunuz? Hiç kafanız bunlara basıyor mu? Gerilime bel bağlayan ve burnunun ucunu dahi göremeyen siyasetçiler, futbol holiganından farkı kalmayan avam partililer bir gram olsun dahi beyinlerini çalıştırabiliyor mu? Bu toplumun “akli refleksleri” bu kadar mı dumur oldu? Çok sözü edilen “Beka problemi” böylesi asabiyetlerle mi korunacak?

Bugün her zamankinsen daha fazla itidale, akla, siyasi uyanıklığa, öngörüye, makullüğe, soğukkanlılığa –bütün kesimler olarak- daha fazla ihtiyacımız var gibi. Bunun tersini kaşıyacak her tavır, her söz, her tepki baştan belirtmeye çalıştığım ihtimali güçlendirmekten başka bir işe yaramaz.
Birilerine çanak tutmanın alemi yok!..

09.06.2016.

atillaakar@gmail.com