Konuşanlar - Konuşulanlar
02 Kas 2012 11:05 Son Güncelleme: 23 Kas 2018 14:19

TWİTTER'I SALLAYAN ADAM MEDYARADAR'A KONUŞTU; KRAL ÇIPLAKSA ''KRAL ÇIPLAK'' DİYECEKSİN!

“Twitter'ı sallayan adam” olarak bilinen, Müslümanların katledildiği Arakan'ı Türkiye'nin gündemine sokan Ferudun Özdemir'le Medyaradar'ın usta röportajcısı Yüksel Şengül konuştu.

TWİTTER'I SALLAYAN ADAM MEDYARADAR'A KONUŞTU; KRAL ÇIPLAKSA ''KRAL ÇIPLAK'' DİYECEKSİN!
Harbiye’deki İstanbul Radyosu’nda buluştuk Ferudun Özdemir’le. Twitter’da kurulan ve sayıları yüzbinleri bulan ‘Ekip’in başkanı o. TRT FM’de ‘Muhabbet Olsun’, TRT Radyo 1’de de ‘Bizim Coğrafyamız’ adlı programlara imzasını atan Özdemir, “Twitter’ı sallayan adam” olarak anılıyor. Hatırlayacaksınız, Müslümanların katledildiği Arakan’ı “Arakandiyebiryervar” sloganıyla Türkiye’nin gündemine sokan kişi o... Radyoda, hazırladığı programlarla ilgili konuşarak başlıyoruz sohbetimize...

Önce radyo programlarınızı konuşalım Ferudun Bey...

TRT FM’de bir programım var, adı ‘Muhabbet Olsun’. Haftada bir gün misafir ağırlıyorum. Ağırladığım misafirler genelde sanatçılar, popüler isimler, sinema yıldızları, tiyatro oyuncuları, yazarlar, düşünürler oluyor. Gündeme göre, o anki şartlara göre belirlediğimiz misafirlerimizi ağırlayıp, güzelce muhabbet ediyoruz. Programın adı da zaten ‘Muhabbet Olsun’. Keyifli muhabbetler gerçekleştiriyoruz. Bazen canlı telefon bağlantıları alıyoruz, sosyal medyayı o manada kullanıyoruz. Oradan yoğun katılımlar söz konusu oluyor.
Bir de TRT Radyo 1’de ‘Bizim Coğrafyamız’ adında her hafta bir ülkenin vatandaşını alarak, o ülkeyi sosyo-kültürel olarak tanıtmaya gayret ediyorum.

Feridun Özdemir oldukça yoğun. Pek çok dalda mücadelesini sürdürüyor.

Mesela bir de televizyon projem var şu anda. Bu ay içinde yayına başlayacak olan TRT Avaz için çektiğim, hem yapımcılığını, hem sunuculuğunu yaptığım ‘Güzel Şeyler Oluyor’ adı altında bir proje. Bu daha çok Balkanlar ve Türki cumhuriyetlerdeki insanımızın, kardeşlerimizin Türkiye içerisinde yapmış oldukları güzel projeleri ekrana taşıma gibi bir projem daha var. Onun da çekimleri devam ediyor. Kasım ayı içerisinde, yeni yayın dönemiyle birlikte TRT Avaz’da yayına girecek.

Burası Harbiye’deki tarihi İstanbul Radyosu... Bu binanın Birleşmiş Milletler’e devredileceği söyleniyor. Yüzlerce kişi bunun kültür katliamı olduğunu söyleyerek pankart ve dövizlerle yürüdü. 19 Kasım 1949’dan bu yana 63 yıldır yayında olan bu radyo binası size göre boşaltılmalı mı, taşınmalı mı?

Açıkçası biz memur değiliz. Kadrolu personel de değiliz. Baktığımız zaman çok kıymetli büyüklerimizi, değerli sanatçılarımızı gördüm o elem içerisinde. Biz tabii yıllarımızı buraya vermedik. Henüz daha bir yılı doldurdu dolduracak bir sesimiz var bu binada yankılanan. Fakat ustalarımız, üstatlarımız, büyük sanatçılarımıza bakılırsa, bu binaya geldiğimiz zaman bizim de çocukluğumuzdan bu yana, yaklaşık 1993’ten beri ben radyo camiasındayım ve radyo programları yapıyorum özel sektörde, bizim için hayaldi bu binaya gelmek. Özel sektörde olan herkesin ulaşabileceği en üst noktadır TRT’de program yapmak. Örnek veriyorum, bir gün binanın önünden geçerken Attila İlhan’la karşılaşmıştım. Hemen gittim selam verdim, ayak üstü muhabbet ettik, kendisine olan sevgimizi ilettik. Allah rahmet eylesin. Bakın ne diyorum, Allah rahmet eylesin Attila İlhan’a... Ne kadar kıymetli bir değer. O insanı bu binanın önünde görmüşsünüz. Bu binanın farklı bir manevi tarafı var.

Münir Nurettin Selçuk, Safiye Ayla, Müzeyyen Senar ve Zeki Müren gibi dev sanatçıların kariyerlerinin ilk adımlarını bu binanın koridorlarında attıklarını biliyoruz...

Aynen öyle. Tabii bir kısmına ulaşamadık. Mustafa Sağyaşar’a bakıyorsunuz o kişiler arasında. Bir de onun muhatap olmuş olduğu kişilikleri görürseniz tabii ki manevi boyutu bambaşka bir mekan burası. Yani yaşayan bir bina adeta. Kıymetli bir yer tabii.

Elbette çok ünlü sanatçılarımızla bu bina şenlenmiş... Ama üç askeri darbe geçiren ülke tarihimizdeki bu karanlık dönemlerin de bu binada tatsız hatıraları var... Elbette o darbeleri yaşınız gereği yaşamadınız ama mutlaka fikirleriniz ve görüşleriniz vardır...

Hasan Mutlucanlar’ın sesi yankılanıyor kulaklarımda. Güzel hatıraların yanı sıra maalesef memleketimizi çok ciddi manada geriletmiş, maddi manevi çöküntüye uğratmış birçok hadiselerin de altına imza atıldığı zaman, ilk duyuruların yapıldığı mekanlardan bir tanesi İstanbul Radyosu olmuş. Mutlucan ‘Yine de Şahlanıyor Aman’ dediğinde herkes hazır ola geçiyordu. O günleri de yaşadık tabii, Allah göstermesin bir daha. Ben 80’leri hatırlıyorum sadece. Sokağa çıkma yasağının olduğu dönemleri, çocuktum tabii. Hatırlıyorum, polisler ‘Hadi bakalım, ne yapıyorsunuz burada’ deyip eve kovalarlardı. Arka bahçemizde tabanca bulduğum günleri hatırlıyorum.
TRT I’de ‘Seksenler’ dizisi o dönemi çok güzel anlatıyor.
İzliyorum, Şoray Uzun çok kıymetli, sevdiğim bir dostumdur. Çok güzel işlemişler o dönemi.

Ferudun Bey, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya size göre yargılanmalı mı, ceza almalı mı?

Kenan Evren mevzusuna kişisel olarak bakacak olursam, yapılmış olan ihtilal, “Bir oradan astık, ayıp olmasın diye bir de karşı taraftan astık” tarzı tüyler ürperten açıklamalar geliyor aklıma. Bu memleketin kaybetmiş olduğu çok kıymetli değerler var… Bir hiç uğruna idam edilenler, kandırılmış ve birbirine kırdırılmış bir nesil hatırlıyorum o dönemden. O insanlar yaşıyor olsalardı, ben iddia ediyorum ki onların bir çoğu memleket yönetimi içinde önemli yerlerde yer olacaktı bugün.  Dolayısıyla yaşananlar çok talihsiz, çok bahtsız şeyler. O vebalin altından o insanlar nasıl kalkar bilmiyorum! Tarihin en büyük kara lekelerinden bir tanesidir bu. Allah bir daha böylesi günleri bizim memleketimize yaşatmasın. Memleketimiz çok önemli bir noktada. Bu konumda dünyaya yön verebilecek bir ülke olmak varken, yapılan bu tür yanlışlar yüzünden bu ülke sekteye uğradı. Bu ülke batağın içerisine çekilmeye çalışılmış ve hala çekilmeye çalışılıyor ama şükürler olsun buna rağmen memleketimiz dimdik ayakta kalmıştır, kalmaktadır. Hamdolsun zirveye doğru yükselmekte. Bu da bize onur veriyor.

Memleketimiz dimdik ayakta ama nedense sorunlarımız bitmiyor. Bu da bizim üzerinde yaşadığımız coğrafyanın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor galiba.

Bakın, çok güzel bir memleket de olsanız, her türlü kıymeti de barındırsanız, stratejik olarak bir ehemmiyetiniz yoksa eğer sizin ülkenizde ne terör olur, ne savaş olur, ne başka bir şey olur. Hiçbir şey olmaz. Birilerinin emelleri ve amaçları olması lazım ki sizin ülkeniz ve topraklarınız üzerinde, siz sıkıntı çekin. Bakın nerede bir güzel varsa, iyi varsa, doğru varsa orada bir çirkinlik olur. Hani meşhur bir söz vardır “Şeytanın işi imanlı adamladır”... Anlatabildim mi? Yani imansızla bir işi yok, şeytan gidecek imanı olan adamla, hocayla, namaz kılanla uğraşacak. Dolayısıyla bizim memleketimiz çok güzel bir memleket. Konum olarak Asya’yı ve Avrupa’yı birbirine bağlayan bir köprü niteliğinde. Çok önemli bir tarihe sahip. Dolayısıyla tabii ki birilerinin sizin üzerinizde bir takım emelleri olacak ve karıştırmak için oyunlar oynanacak. Bizler bu oyunlara gelmeyeceğiz. Bir bakıyorsunuz Türk-Kürt’ü birbirine kırdırmaya çalışıyorlar, bir bakıyorsunuz mezhep çatışması çıkarmaya çalışıyorlar. Halbuki bizler kendi içerimizde sorunsuz yaşıyoruz. Birbirimizden kız alıp, kız veriyoruz. 1071’den bu yana Anadolu topraklarına Kürt kardeşlerimizle beraber girmişiz. Bizim hiçbir sıkıntımız yok. Ben Hataylıyım, üç dini bir arada bulabiliyorsunuz orada. Bir tarafta havra, bir tarafta kilise, bir tarafta cami. Mezhepler olarak baktığımız zaman çok farklı mezheplerle kapı komşusuyuz. Bugüne kadar ben bir sıkıntı yaşamadım. Ama bakıyorsunuz birileri, bir takım güç odakları bir sıkıntı varmış gibi milleti birbirine kırdırmak için ellerinden geleni yapıyor. Bazı ülkeler bu oyuna geldi ama çok şükür bizim halkımız bütün dalaverelere rağmen bu oyunlara gelmeyecek.

Sizin için “Twitter’ı sallayan adam” diyorlar... Twitter’ı ne zamandan beri kullanıyorsunuz ve nasıl kullanıyorsunuz? Çünkü bir röportajınızda “Twitter’a girdiğim zaman gördüğüm manzara beni çok üzdü” demişsiniz... Nasıl bir manzaraydı bu?

Ben insan olarak hayatta bir takım hassasiyetleri, bir takım iyiyle kötüyü ayırt etme yolunda adımlar atmayı kendine amaç edinmiş bir kişiliğe sahibim. Bana iki saatlik bir radyo programı verilmiş burda. Size böyle bir yetki, böyle bir görev verilmiş. Bize her şeyden önce bir hayat verilmiş, ne kadar yaşayacağımız belli değil ama insan kendisine bahşedilmiş, kendisine lütfedilmiş, kendisine imkan olarak verilmiş her şeyin hakkını vermeli. Yani böyle kuru gürültüye gelip, kuru gürültüye gitmemeli. Bu teknoloji için de böyle, kaleminiz için de böyle, benim sesim için de böyle, sazım için de böyle, her şey için böyle. Doğru kullanmak en önemli şey olmalı.
Şimdi ben Twitter’a girdim, bir, bir buçuk yıl önce. Dönen muhabbetin tamamı amiyane bir tabirle ‘geyik’. Dedim ki, memlekette bu kadar problem oluyor ama bunlar nelerle ilgileniyor! Üstat Necip Fazıl’ın bir sözü vardır “Çilem, çilesiz insanların hali” diyor. Öyle bir ortam ki bu Twitter, herkes orada. ABD Başkanı da orada Sayın Cumhurbaşkanımız da, sanatçılar, yıldızlar, yazarlar, herkes... Fakat nedense genelde bir ‘geyik’ havasıdır gidiyor.

Her şey “Arakandiyebiryervar” başlığında bir tweet atmanızla başladı galiba... Yüzbinler tweetınıza sahip çıktı ve bir kaç saat içinde Almanya hükümeti Myanmar hükümetini kınadı, Birleşmiş Milletler’i göreve çağırdı.

Aslında ilki o değil, ondan önce daha farklı şeyler de var. O sizin söylediğiniz benim yaptığım ikinci ya da üçüncü işlerden bir tanesidir. Ramazanın ikinci günüydü, internetteydim. Arakan mevzuyla alakalı bir şey gördüm ve Arakan’ı geçmişte duymuştum zaten. Araştırdım, okudum, baktım. 1940’lardan bu yana orada bir zulüm var. Tarihçesine bakıyorsunuz, orada bir Budist’e tecavüz var, sonra onların Müslümanlar’a cephe alışı var. İnançları yüzünden insanların öldürülmesi, sürülmesi, aç bırakılması, katliamlar vesaire... Arakan, kuytu yerde, kulak ardında kalmış. Filistin gibi, Afganistan gibi, Bosna gibi daha göz önünde değil. Daha uzak bir yerde. Teknoloji yok, bir şey yok. Yıllardır o baskı devam ettiği için insanlar içlerine kapanmış. Ben bunu acaba duyurabilir miyim diye oturdum, dedim ki “ArakanDiyeBiryerVar”, bilmiyorum biliyor musunuz? Çünkü ben de çok iyi bilmiyorum ve yeni araştırdım. Orada zulüm var, kan var, öfke var, inançları yüzünden öldürülen insanlar var, diyerek devam eden bir cümle kurdum. Benim ‘Ekip’ diye bir oluşumum var Twitter’da, o oluşumun da gücüyle biz bu konuyu dünya gündemine taşıdık. Türkiye’de 116 bin tweet atıldı. “Arakandiyebiryervar” başlığı altında ve Türkiye rekoru kırdı twitter açıldığından bu yana. Dünya rekorunu kıl payı kaçırdı. Bir iki saat sonra Alman hükümetinden açıklama geldi ve Myanmar hükumetini kınadı. Birleşmiş Milletler’i göreve çağırdı. Sonra bir baktık bizim Dışişleri Bakanımız Myanmar’la görüştü. Başbakanımız açıklama yaptı, dünyanın farklı yerlerinden tepkiler geldi. Bakın bir tek doğru kullanımla, bizim az önce ‘geyik’ olarak tabir ettiğimiz, birçok kişinin ciddiye almadığı, hatta ben o meseleyi yazarken bile bana “Ya kardeşim attığın bir tweetten ne olur yani, klavye mücahidi misin sen?” cevabını verenler oldu… Ancak müthiş ses getirdi. Bu büyük bir mutluluk verdi bana. Ne olursa olsun, eldekini doğru kullanmak lazım. İşin tılsımı bu.

Sizin harika bir ‘Ekip’iniz var... Bu ‘Ekip’ nasıl kuruldu ve içinde kimler var, sayıları ne kadar?

Benim hassasiyetlerim var, bir takım dertlerim, sıkıntılarım var. Bunları anlayacak, bu hassasiyeti taşıyabilecek insanları bir araya getirebilirim diye düşündüm. Bu attığım tweetlerle, bu hassasiyeti ortaya koyunca insanlar otomatikman sizin o hassasiyetinizi görünce, etrafınızda toplanmaya başlıyorlar. “Sen doğru bir şey yapıyorsun” diyorlar. Yapılan şey orada sadece hizmet, birlik beraberlik çağrısı. Bu öyle bir güç ki, beş on dakika içerisinde dünya gündemine oturabiliyor istediğiniz şey.

Bir Ekip üyesi başarınızın sırrını şöyle özetlemiş: “Her kafadan ayrı değil, aynı ses çıkıyor”. Başarının nedeni bu mudur?

Doğru, tektir. Bir tane doğru vardır, iki tane doğru olmaz. Dolayısıyla yanlışın türevlerini üretebilirsiniz. Bir sürü yanlış sayabilirsiniz ama doğru bir tanedir. Şimdi siz doğruyu söylerseniz, doğruyu düşünen, doğrunun yanında olan, bizim memleketimizde de dünya üzerinde de çok insan var. Mesele birinin doğruyu söylemesidir. Siz doğruyu söylediğiniz zaman her yürekten, her ağızdan aynı ses çıkıyor. Mesele budur. Doğru birdir. Kral çıplaksa “Kral çıplak” diyeceksin. Emin olun birçok kenarda köşede duran insan buna katılıyor. O yüzden de mesele bu kadar ses getiriyor.

Son dönemde artan terör olaylarına karşı da sesimizi duyursak, tek yürek olsak...

Terör olayında birkaç çok ciddi çalışmamız oldu. Mesela örnek verecek olursak, Antep olayı yaşandı yüreklerimizi yakan, acıtan. Orada maalesef çoluk, çocuk, evlat kaybettik. O manzara karşısında terörün amacı nedir? Bunu tüm dünyaya duyurmak. O manzarayla insanların içini acıtmak ve o acıttığı manzarayla insanları birbirine kırdırmak, bundan prim yapmak. Biz ne yaptık mesela orada, az önceki meseleyi ele aldık ve "Bin yıldır tek yürek ve kardeşiz” dedik. “Biz bu oyuna gelmeyiz, burada mesele farklıdır. Terör örgütü farklıdır, Türk-Kürt farklıdır, bunu birbirine karıştırmayalım” dedik. İki gün sonra cenazede Cumhurbaşkanından Başbakana kadar herkes oradaydı, müthiş bir beraberlikti oluşan. Maalesef orada bir çatışma çıkarmak isteyen provakatif hadise yaşandı. O gün Ekip dedi ki “70 milyon tek yürek Antepliyiz. Bugün Laz’ı, Kürt’ü, Türk’ü, Çerkez’i, bu topraklarda kim varsa şehidimiz için cenaze namazında aynı safta saf tutuyoruz” dedik. Milletvekilleri gözyaşlarıyla bana tweet attılar, mesaj attılar, arayanlar, teşekkür edenler oldu. Çünkü sosyal medya bu zamana kadar hep manipüle edildi, provoke edildi, saçma sapan yerlere konular götürüldü. İlk defa düzgün bir ses çıkıyordu. Antep’teki bir milletvekili, bebeğin tabutu başında o birliği beraberliği görünce gözyaşlarını tutamadı ve bizi aradı. Bu çok güzel bir şeydi. Yani, terörle de alakalı birlik beraberlik çağrımızı her zaman yaptık, yapıyoruz.

Şimdi biliyorsunuz bir de Suriye olayımız var. Top mermileri sınırlarda uçuşuyor, eller tetikte, her an savaş çıkabilir...

Savaşın iyisi de olmaz, kazananı da olmaz. Savaş her zaman acı getirmiştir. Bu tip meseleleri devlet büyüklerimiz çok daha iyi okuyorlar. Dışarıdan bakıp çok daha iyi analiz etmek lazım. Kimin işine yarıyor, kimin menfaatine yarıyor, bunlara çok dikkat etmek lazım. Oyuna gelmemek lazım. Milli beraberliğimiz söz konusu olduğunda, topraklarımız söz konusu olduğunda, namusumuz, inancımız söz konusu olduğunda, bizim milletimiz zaten şanıyla yeri yerinden oynatır gider. Ama Allah başa vermesin, neticede komşumuz kendi içinde çok ciddi bir problem yaşıyor. Umarım o problem de bir an önce, büyüklerimizin de katkısıyla çözülecektir.

Biliyorsunuz “Gazetelerin içeriği sadece gazetelerindir” başlıklı bir kampanya başladı. Hiçbir TV kanalı, internet sitesi ve haber portalı, hiçbir unsuru kaynak göstererek bile kullanamayacak... Ne dersiniz, bu olaya nasıl bakıyorsunuz?

Siz artık ne olursanız olun, internet dediğiniz mecrada o özgürlükçü ortamı kısıtlayamazsınız. Artık gazetelerin yeni bir açılım yapması lazım. Yakın bir gelecekte artık yazılı basının bir çoğu maalesef o işi bırakmak zorunda kalacak. Dolayısıyla yeni açılımlar yapmak lazım. Dünya bunu yapıyor. Dünya bu manada yeni açılımlar yapıyor. Sizin bugün çok önemli bir köşe yazarınızın elinde twitter var, diyelim ki Ferudun Özdemir köşe yazarı, güncel bir gazetede yazıyor. Güncel konularla alakalı tweet atarım. Yani sen zaten ertesi gün köşe yazacaksın, ben seni takip edince önceden öğrenmiş oluyorum. Sonra bugünkü bir hadiseyi manşete taşıyorsunuz ve ertesi gün basılıyor. Ben twitterdan, facebook’tan, internet gazetelerinden anında öğreniyorum. Yani siz bunu ne kadar engellemek isterseniz isteyin, eğer ben habere kıymet veriyorsam, ben okuyan bir adamsam, takip ediyorsam, en kısa yoldan öğrenmek isterim. Bunun önüne geçemezsiniz. Bunun yerine bence onların da yeni açılımlar yaparak kendilerini geliştirmeleri gerekiyor.

Ya şimdi TV’ler de “TV’lerin içeriği sadece TV’lerindir” derse...

Artık yasakçılıktan vazgeçilmeli. Artık herkes kendi projesini üretip, ortaya koymalı. Yeni çözümler üretmeli. Bu işin en kolay yönü “Sen yapma bu işi ben yapacağım”dır. Niye yasaklıyorsun ki, o zaman sen de daha iyisini yap. Devir, artık böyle bir devir. 

Gelelim şiire... ‘Payıma Yalnızlık Düştü’ adlı şiir kitabınız şubatta çıktı... Şiir sizin için çok şey mi ifade ediyor?

Şiir benim bilinen tarafım. Kitap ortaya koydum çünkü. Yağlı boya tablo da yapıyorum mesela. Öyle de bir tarafım vardır. Haftada bir iki tuvalin karşısına geçerim ve hep çiçek resimleri çizerim. Çiçeklere karşı hastalığım vardır. Doğayı çok severim ve bulduğum her çiçeğin fotoğrafını çekerim. Şiir de benim iç dünyamda duygu seli yaşadığım dönemlerde hissettiklerimi ele aldığım bir şeydir. Benim deşarj olduğum bir dünyadır. Bir yayıncı arkadaşım “Bunları kitaplaştıralım” dedi. İnanın ne tanıtımını yaptım, ne bahsettim.

Peki bu çiçeklerle ilgili bir sergi planınız var mı?

Belki ileride yaptığım tablolardan bir sergi düşünüyorum. Ben çiçeklerden hoşlanıyorum, çiçekleri seviyorum. O da her halde benim iç dünyamı gösteriyor. Sanatla ilgili bir çok şeyi barındıran biriyim.

Hayranlarınız, okurlarınız, dinleyenleriniz özel hayatınızı merak ediyorlar. Bekar mıdır, evli midir? Sevgilisi var mıdır?

Çok özel şeyler bunlar. Ama kısa bir cevap verebilirim. Evliyim, iki de çocuğum var.

Allah bağışlasın... İlave etmek istediğiniz bir şey var mı?

‘Ekip’ arkadaşlarıma bir kez daha teşekkür ediyorum.

Ferudun Bey, bu sohbet için Medyaradar okurları ve şahsım adına size teşekkür ederim. Siz tweetlerinize devam edin. Ülkemizde yaşananlarla ilgili insanlarımızı uyarın, ikaz edin ve hepimizin yüreğini yakan şu terör belasına karşı birlik olma mesajlarınızı haykırmayı sürdürün lütfen...