Türkan Şoray kimsesiz değildir, yedirmeyiz!

Ayıp, gerçekten çok ayıp. Bu kadarcık tenkite ve naif bir gelecek hayaline bile tahammül yoksa bizi epey zor günler bekliyor...

Bu hafta Türkan Şoray haftası… Önce bizim mesleğin aksakalı Atilla Dorsay’la dargınlıklarının bittiğini öğrendim, mutlu oldum. Atilla Bey ve eşi Leman Hanım’ı çok severim, onlar da çok mutlu olmuştur. Sonraki günlerde de Türkan Sultan’ın Sözcü gazetesinde yayınlanan röportajını okudum. 

Türkan Hanım, magazinden uzak yaşadığımız hayatın gerçekliğine dair güçlü cümleler kurmuş. Sen, ben deyince tesiri yok ama bu kadar medyatik bir ismin böyle cümleler kurması önemli. Herkes kendine bir arpalık ararken ve çoğu bulmuşken Türkan Şoray tıpkı Kartal Tibet’in yönettiği unutulmaz Sultan filmindeki gibi meydan okuyor. Üstelik bunu o kadar nazik bir şekilde yapıyor ki.

“Ülkemizin geleceği olan gençlerimiz iş arıyor. Gençlerin, özellikle geçim derdinde olan insanların derdi beni çok mutsuz ediyor. İstatistiklere baktığımızda ürkütücü bir tabloyla karşı karşıyayız. Yıllarca yemeyip içmeyip evlatlarını okutan, onların meslek sahibi olması için çırpınan ailelerin hüznünü ve hayal kırıklıklarını yüreğimde hissediyorum. Gençlerin önü açılmalı. Onlar bizim geleceğimiz, onlar bu ülkeyi aydınlığa götürecek olanlar… Umutsuzlukları umuda çevrilmeli diye düşünüyorum.” diyor mesela. Yanlış mı? Değil ve bir çare üretilsin istiyor. Eleştirmiyor, gerçeği gözler önüne seriyor sadece.

Röportajın başka bir yerinde, “Maden işçileri, tarım işçileri, işçiler, emekçiler… Alın teri için yola çıkan herkesin yanındayım. Herkes emeğinin karşılığını mutlaka almalı. Ancak o zaman hep beraber yüzümüz güler.” diyor. Bu cümlelerde yanlış olan bir şey var mı?

Yeliz lakaplı AKP İstanbul Milletvekili Ahmet Hamdi Çamlı, bu röportajdan sonra Türkan Şoray'ı hedef aldı ve sanatçı için "Çamuriyetçi, HDPKK'cı, Amerikancı, İsrailci, Emperyalist işbirlikçisi, tantanacı medya sahnesinin son artisti" dedi. Ağır ve hak edilmemiş ithamlar.

Ayıp, gerçekten çok ayıp. Bu kadarcık tenkite ve naif bir gelecek hayaline bile tahammül yoksa bizi epey zor günler bekliyor ama şunu söylemek isterim ki,

Biz “artistlerimizi” çok severiz, yüzlercesini izledik, alkışladık lakin sadece Ayhan Işık’a “Kral”, Sadri Alışık’a “Baba”, Türkan Şoray’a da “Sultan” dedik.

Sultan tahtta oturur ve Türkan Hanım’ın tahtı bu ülkenin insanlarının gönlünde kuruludur. Herhangi bir siyasi figürün yapacağı en talihsiz şeylerden biri de o tahtı sallamak olur. İntikam almak istiyorsunuz ama alamazsınız, en fazlası; belediye festivallerinde onur konuğu yapmazsınız o kadar. O da yine sizin aleyhinize olur. Türkan Şoray, Elazığ’da düzenlenen festivale gelip yerel kıyafetle çayda çıra oynadığında bütün festivalin odağı olmuştu. İnsanlar onunla fotoğraf çektirebilmek için sıraya giriyordu.

Ahmet Hamdi Çallı’ya önerim, hemen Türkan Hanım’ın gönlünü alması yönünde olacaktır, kabul göreceğine de eminim. Aksi takdirde kendi seçmeni dahil herkesin gözünde sevimsizleşecektir. Çok yanlış yerden girmiş.

Şunu mutlaka yazmalı; biz kimsesiz değiliz, en kimsesiz halimizde de bir halk sineması olan Yeşilçam bizim ailemizdir. Sayayım; Münir Özkul babamız, Adile Naşit annemiz, Şener Şen sahtekâr, Tarık Akan yakışıklı dayımız, Ahmet Mekin emekçi amcamız, Hulusi Kentmen zengin akrabamız, Itır Esen kırılgan, Ayşen Gruda ise nazımızı çeken ablamız, Kahraman Kıral da canım kardeşimizdir.

Biz bu yetenekli ve yürekli insanları akrabamız, arkadaşımız belledik ne hatıralarına ne de cümlelerine dokunamazsınız. Ola ki yapmaya kalktınız, Yaşar Usta’nın odanıza girdiğini düşünün ve vazgeçin böyle ucuz numaralardan, biz bu filmi çok gördük!

Çünkü, o filmler bizim hep birlikte oturduğumuz soframız, herkese selam verip çıktığımız sokağımız, memleketimiz, ülkemiz. Türkan Şoray da bu vicdan ülkesinin sultanı… Sokağın çamuruna, patronun zulmüne, sevgilinin terk edişine ve daha başka her şeye… Onlar sayesinde katlandık, verdikleri moralle yaşam kavgasına devam edebildik. Ekmek kadar su kadar kıymetlidir sanat! Ertem Eğilmez’ler, Osman Seden’ler ve başkaları o filmleri çekmese, bu güzel insanlar oynamasa... Bana inanmıyorsanız bir devlet kurumu olan Ziraat Bankası’nın 155. Yılı sebebiyle çektirdiği reklam filmini izleyin.

Şenlik yerine çevirdiler gönlümüzü, haklarını ödeyemeyiz ve dedim ya, kimsesiz değiller. Yedirmeyiz!

Murat Tolga Şen – murattolga@gmail.com