İki Lafın Beli
10 Mar 2013 12:54 Son Güncelleme: 23 Kas 2018 15:04

TİRAJLARIN EFENDİSİ MEDYARADAR'A KONUŞTU; MİLİTAN MUHALEFET YAPMAYACAĞIZ!

Tirajların efendisi Rahmi Turan, Türk basınına yeni bir soluk getirmek üzere kollarını sıvadığı yeni gazetesini Medyaradar'dan Alev Gürsoy Cimin'e anlattı.

Google Haberlere Abone ol
Mührü eline aldığı günden bu yana her medya patronunun rüyası...
Her gazetesi olay oldu, her gazetesi en çok satan…
Bugünlerde yine ve yeniden bir telaş içinde Rahmi Turan…

Karşımda bir efsane vardı. Dünyada 9 gazete çıkaran tek genel yayın yönetmeniydi o… Konuşmak, soru sormak zor olsa gerek diye düşündüm ona... Tirajların efendisiydi o... Düşünsenize 51 yıllık bir yöneticilik hayatında asla hanesine başarısızlık kelimesi girmemiş. Çıkardığı her gazete başarıya koşmuş. Okuyucu tarafından benimsenmiş… O bir tiraj rekortmeni ve bu unvanını hiç kimseye kaptırmamış.

Yeni çıkacak gazeteyi anlattığında şunu çıkardım: Uzunca bir süre daha bu unvanı kimseye kaptırmaya niyeti yok. Onunla çalışanlar “Rahmi Turan Ekolünden geldik” diye övünüyor. Uzun bir süre önce Hürriyet’teki yazılarına son verilmişti Rahmi Turan’ın; Türk basını için oldukça kötü bu kararın ardından yeni bir gazete için kollarını sıvadığı haberleri geliyordu. Ardından hayatı kaleme alındı gerçekten ismine yaraşır bir kitap ile (Tirajların Efendisi) Faruk Mangırcı, Rahmi Turan’ı anlattı. Türk basınına ayna olacak bu kitabı biraz inceledikten sonra hemen Rahmi Ağabey’i aradım ve bu güzel sohbet için Etiler’de çok ferah, güzel bir mekanda buluştuk.

Bir çınarı dinlerken heyecanlanmamak ne mümkün… Senelere meydan okumuş, yüzünde hep aynı tebessüm. Diğer taraftan ise sert bir mizaç, son derece kibar ve bir o kadar samimi. Bütün maharetleri toplamış kendinde… Kısmetse sonbaharda yeni bir gazete ile tanışacağız ve Rahmi Turan’ın elinden çıkacak bu gazete… Son derece kendinden emindi. Usta Gazeteci Rahmi Turan’dan yeni gazetesinin ismini öğrenmek için epey zorladım ama emin olun onlar da henüz karar verememiş. 15 isim üzerinde kafa yoruyorlarmış… Ama içeriğinin nasıl olacağını öğrendim. Merak ettiğim tüm konuları sordum. Son tahlilde medyanın durumunu da konuştuk. Böyle hassas bir dönemden geçerken böyle muhalif bir gazetenin neden hedeflendiğini de sorguladık. Dikkatimi çeken en önemli detay şuydu: Rahmi Turan, Türk medyasından umutsuz, “Türkiye’de gazetecilik yapılmıyor” diyor.  Yeni çıkacak gazeteyi ise doğal olarak bu noktada çok önemsiyor. Siyasete de girdik tabii… Hükümete eleştirileri epeyce fazlaydı… İşte bir efsane ile yaptığım röportaj…


RÖPORTAJ: ALEV GÜRSOY CİMİN

Karşımda bir efsane, bir ekol duruyor. O efsane şu anda neler yapıyor?

Önceden daha yoğun bir tempoda çalışıyordum ama şu an biraz daha iş yüküm hafifledi. Dinleniyorum ama yine de yazmaya devam ediyorum. Evde daha fazla vakit geçiriyorum. Gazeteyi bekliyorum heyecanla.

Dünyada 9 gazete çıkaran tek genel yayın yönetmeni olarak tarihe geçtiniz ve şimdi yeni bir gazete için kolları sıvadınız. Nasıl gidiyor gazete için çalışmalar?

Şu an teknik alt yapının hazırlanmasını bekliyoruz. Bu 2 yıldır devam eden bir süreç. Makinelerin kurulması çok kolay bir iş değil. Epeyce vakit alıyor. Ismarlanan makinelerin gelmesi, gümrükten geçmesi ve montajlanması epeyce vakit alıyor. Son durum şöyle: İstanbul’da bir sorun yok. Ankara’yı da çözdük, makineler yeterli. Adana ve İzmir var, onu çözmeye çalışıyoruz. Makinelerin baskı kapasitesi sıkıntılı... Bizim düşündüğümüz gazeteyi basacak çapta değil, kalite iyi ama ünite sıkıntısı var. Çünkü biz 28 sayfalık bir gazete düşünüyoruz. 28-30 sayfa basabilecek kapasite makineler gerek. Adana’da makine kurduk ama dediğim gibi 28 sayfa basacak çapta değil. Montajları bekliyoruz.

Gazetenin ismi belli mi?
 
İsmi henüz belli değil. 15-20 isim var. Üzerlerinde düşünüyoruz.

Bir isim verir misiniz bana bunlar arasından, size en yakın gelen?

Vallahi birçok isim var. 70-80 isimden 15’e indirdik. Şimdi isim verirsem tutmayabilir. Gazete olabilecek birçok isim ya da kelime diyeyim, çeşitli kişilerce alınmış, bu bizim için büyük sorun. Çünkü isim hakkı denen bir şey var; hangi ismi alsan bir yerden sahibi çıkıyor mutlaka. Farklı bir isim olmalı ki farkımızı da ortaya koymalı. Diğerlerine benzer olursa bir anlamı kalmaz zaten. İsim biraz problemli anlayacağınız.

Logo da çok önemli değil mi, hazır mı?

Bir şey söyleyeyim mi? Bunlar 15 günde olup bitecek işler. Hiç sorun değil. Henüz hazırlamadık. Esas önemli olan baskı makineleri… Kiralık makinelerle de basılabilir ama Adana’da öyle bir çapta makine yok. Olsa da zamanlaması bize uymuyor. Hürriyet matbaası müsait ama o da 18’e kadar. 6’da hangi gazeteyi basacağız biz? Çok eksik bir gazete olur. Hiç çıkmayız daha iyi. Bize gece 11’lere kadar basabilecek bir makine lazım. O nedenle kendi makinelerimizin olmasını tercih ediyoruz. Uzamasının sebebi bu…

İçerik nasıl olacak?

Siyasi aktüalite gazetesi olacak. Gazeteler birbirine benzer ama bakış açısı farklı olacak. Önemli olanda bu...

MİLİTAN MUHALEFET YAPMAYACAĞIZ

Hep muhalif bir gazete geliyor deniyor. Peki o bahsettiğiniz farklı bakış açısı nasıl olacak, nasıl bir muhalefet yapacak bu gazete?

Muhaliflik zaten gazeteciliğin doğasında var. “Muhalif mi olacak” lafını bile ben fazla bulurum açıkçası. Muhalif olacak doğal olarak. Ama nasıl muhalif? Bir, çok sert militan muhalefet var, bir de karşı tarafında bile makul karşılayacağı olgun bir muhalefet var. Biz öyle militan, sert, hırçın bir muhalefet düşünmüyoruz açıkçası, dengeli bir muhalefet. Kimseye hakaret etmeden, çok sert, kaba sözler kullanmadan, herkese, her kesime hitap edecek bir gazete olacak bu. Zaten militan gazetelerin taraftarı bellidir ve belli bir zümre alır, o nedenle tirajı da fazla olmaz.

FARKLI BİR GAZETE MODELİ ORTAYA KOYACAĞIZ

Türkiye’deki hangi gazeteye benzeyecek bu?

Hiçbirine... Bir gazeteye benzerse bizim hiçbir farkımız olmaz ki. Okuyucu neden bizi tercih etsin diğer gazetelere benzeyecek olursak? Yıllardır okuduğu gazeteden neden vazgeçsin? Farklı bir ses olacağız biz. Farklı bir gazete modeli ortaya koyacağız ve kendimizi öyle tanıtacağız ve bize işte o zaman ilgi duyacaklar. Yazarlarımızla, yönetimimizle. Olaylara bakış açısıyla farklı olacağız. Kural daima halktan ve haklıdan yana bir gazete modeli.

KURAL: DAİMA HALKTAN VE HAKLIDAN YANA BİR GAZETE MODELİ

Eee, diğer gazeteler haktan, haklıdan yana değil mi?

Değil... Halkı düşünen bir gazete göremiyorum. Olsa bile çok az, belki parmakla sayılacak kadar değil. Gazeteler iktidardan yana. İktidarı düşünüyor sadece. İktidarla aralarını nasıl düzelteceklerini, patronlarının nasıl ihale alabileceklerini kovalıyorlar.

TÜRKİYE’DE ŞU AN GAZETECİLİK YAPILMIYOR

Bu dediğinizin adı gazetecilik değil ama...

Ama günümüzde gazetecilik yapılmıyor ki zaten. Çok az bir kesimi hariç tutuyorum. Düzgün gazetecilik yapan en fazla %10. Bugün 4,5 milyon gazete satılıyor toplam. Muhalefet yapan gazetelerin toplamı 500 bini geçmez tiraj olarak. 4 milyon tamamen iktidar yanlısı, iktidar destekçisi gazete. Çeşitli nedenlerle iktidarı destekliyorlar, haksızlık da yapıyorlar. Ama bizim mümtaz halkımız para verip bunları alıyorsa söz söyleme hakkımız yok. Biz yeni çıkacak bu gazete ile farklı bir ses olarak halkın sempatisini toplayacağız. Onların sesi olacağız.

BİZİMLE ÇALIŞACAK KİŞİLERİN HALKINI SEVMESİ LAZIM

Nasıl bir kadrodan oluşacak bu gazete?

Kadroyu henüz oluşturmadık ama dinamik ve tecrübeli isimlerle çalışacağız. Halkın da seveceği, güven duyduğu isimler olacak. İyi bir yazar kadrosu düşünüyoruz. Bizimle koşabilecek genç arkadaşlara “Gel” diyeceğiz. Bizimle çalışacak arkadaşların her şeyden önce halkını sevmesi lazım. Çıkarları için kalem oynatmamalı. Günümüzde maalesef bunların sayısı azaldı. Anlayacağınız biz iyi bir ekiple yola çıkacağız.

Sizin olduğunuz yerde tiraj kaygısı zaten olmaz. Boşa dememişler size “Tirajların efendisi” diye. 9 gazete çıkarmış bir isim duruyor karşımda dile kolay.

(Gülüyor) Şimdiye kadar hep iyi gitti.  Benim haftalık bir gazetem bile 400 bin satıyordu. Dilerim şimdiden sonra da iyi gider. Birazda şans lazım… Dilerim şansımız yaver gider. Bu 10. gazete olacak.

Başarınızın sırrı ne peki?

Gazete çıkarmakta tecrübeliyim. Gazete çıkaran Genel Yayın Yönetmeni yok denecek kadar az bu ülkede. Hürriyet’ten Mehmet Yılmaz, bu konuda başarılıdır. 3 gazete çıkardı sanırım. Başka da yok galiba.

Heyecan sardı mı?

Oo heyecan hiç olmaz mı, heyecan olmazsa yaptığınız işten keyif duymazsınız. İnsan heyecanını kaybettiği an meslek de biter hayat da. Tabii eski heyecanlarla şimdiki heyecanlar aynı olmaz. Belli bir tecrübe var artık. Heyecan birazda sevmek demek... İnsan sevmezse bunu yapamaz.

Siz sürekli direksiyon başında olacak mısınız?

Tabii. Bir sorumluluk alırsak onu yerine layığıyla getireceğiz.

Hâlâ çok enerjik görünüyorsunuz maşallah!

Aslında bu benim en kötü halim. Feci bir grip atlattım. 4,5 kilo verdim hatta ama iyi oldu Perhiz yapamıyordum. Hastalıkla kilo verdi. İyi bir sporcuyum dinç kalmamı sağlıyor spor. Yürüyüşü seviyorum ve her sabah 1 saat yürüyorum, herkese de tavsiye ediyorum sağlık açısından.

Gazetenin yeri belli mi?

Maslak’ta olacak. Ulaşım kolay, merkezi bir yer.

Gazetenin patronu da artık deşifre oldu. Burak Akbay değil mi?

Evet, ortaya çıktı ama ben açıklamadım. Kitaptan ortaya çıktı. Ben neden açıklamadım, işin sahibi açıklamalıydı.

Burak Akbay bu 2. gazeteye nasıl karar verdi acaba?

Yeni değil, 2 yıl öncesine dayanıyordu bu zaten. Biz açıklamayı çok uygun bulmadık. Ben zaten Burak’ın ismini hiç zikretmedim. Sahibi açıklamadıktan sonra bana düşmez dedim ama yazıldı çizildi.

Size güveniyor galiba?

Güvenmese benimle çalışmak istemez. Bir sermaye yatıracak oraya neticede. Kolay iş değil.

BURAK AKBAY TÜRK BASINI İÇİN BİR ŞANS

Türkiye’de sadece gazetecilik yapan tek medya patronu ve daha çok genç, siz onu nasıl tanımlıyorsunuz?

Çok genç olduğu gibi çok da başarılı ve bu işi son derece iyi bilen biri.  Haldun Simavi benim eski patronum, gazetecilik tarihine geçmiş bir isim. Ben Burak’ı Simavi’ye çok benzetiyorum. Diğer gazete patronları gazetecilik dışında her işi yapıyor ama Haldun Bey öyle değildi, “Gazeteci sadece gazetecidir, gazetecilik yapıyorsa başka hiçbir şey yapamaz” derdi. İşte Burak Akbay, Haldun Simavi’nin tarif ettiği kişi. Gazetecilikten aldığı parayı yine gazeteciliğe yatırıyor. Başka hiçbir işi yok. Ve Türk basını için büyük bir kazanç ve şans bana göre. Diğer gazete patronları gazetecilik dışında her işi yapıyor. İnşaat sektöründen tutun daha birçok sektöre kadar, ihaleler giriyorlar. Çıkıyorlar. Ama Burak öyle değil tek işi gazetecilik. Bundan sonrada dilerim şansı yaver gider. Ve çok daha iyi işlere imza atar.

BURAK AKBAY TÜRKİYE’DE TEK, ONDAN BAŞKA YOK

Sık görüşüyor musunuz Burak Akbay ile?

Görüşüyoruz tabii. Burak benim en yakın arkadaşım olan Ertuğrul Akbay’ın oğludur.  Ertuğrul ile uzun yıllar Günaydın’da birlikte çalıştık. O beni, ben onu çok iyi tanırım. Çok başarılı bir gazetecidir Ertuğrul. Oğlunu iyi yetiştirdi. İyi bir gazeteci, iyi bir gazete patronu oldu Burak Akbay. Böyle birinin Bâb-ı Âlide olmasından gurur duyuyorum. Ondan başka yok. Tek örnektir bu ülkede.

Sözcü Gazetesi’ne benzeyecek mi peki bu gazete?

Hayır, farklı olacak o farkı yaratmalıyız. Bakış açısı farklı olmalı ki satmalı, okunmalı, tercih edilmeli. Sözcü, Türkiye için önemli bir gazete. Ve gerçekten halktan... İyi gazeteclik de yapıyor ama bizim gazete aynısı olursa hiçbir anlamı olmaz. Yüzde doksan bu gazete olacak, olursa da Türkiye için en güzeli, en iyisi olacak.

İKTİDAR BİZE KIZMAYACAK ÇÜNKÜ DOĞRULARI YAZACAĞIZ

Var mı size göre Türkiye’nin yeni bir gazeteye ihtiyacı? Zaten okuma oranı çok düşük bir toplumuz?

Böyle bir gazeteye ihtiyaç var şöyle ki; mevcut gazete yelpazesine baktığımız zaman evet çok gazete var ama birçoğu ne yazık ki gerçek anlamda gazetecilik yapmıyor. Sadece birtakım çıkar ilişkileri nedeniyle gazetecilik yapar gibi görünüyorlar. O yüzden yeni bir gazeteye ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Çok az bir kısmı ise ha düzgün yayıncılık yapıyor ve inandıklarını yazmaya çalışıyor. Yüzde 90’ı şu anda gerçek gazetecilik çizgilerinden uzaklaşmış durumda. Yılların verdiği tecrübeye dayanarak söylüyorum şu anda gazetecilik yapılmıyor. Yapılması için önce medya patronlarının sadece gazetecilikle ilgilenmesi lazım.

GERÇEK ANLAMDA GAZETECİLİK YAPACAĞIZ

Türkiye yazmak sorgulamak oldukça zor... Bunu en iyi bilen isimlerden biri de sizsiniz. Peki içinden geçtiğimiz bu hassas dönemde yapacağınız muhalefet iktidarı rahatsız etmez mi, bir de muhaliflerin başına neler geldiğini görüyoruz korkmuyor musunuz?

Neden korkalım biz işimizi yapacağız yani gazetecilik. İktidarın bize kızacağını hiç sanmıyorum. Biz sadece doğruları yazacağız. İktidar doğru bir şey yaparsa onları da yansıtacağız. Gerçek anlamda gazetecilik yapacağız. Kesinlikle kimsenin özel hayatına girmeyeceğiz. İftira atmayacağız. Yanlış haber vermeyeceğiz. Her şeyin doğrusunu araştıracağız. Karşı söz hakkını da sağlayacağız. O yüzden iktidarın buna kızacağını zannetmiyorum. Militan gazetecilik yaparsak kızabilirler. Ama biz militan gazetecilik yapmayacağız. Çünkü hiçbir partinin gazetesi değiliz. Objektif olacağız. Eğer doğru bir şey yapmışlarsa alkışlamasını da bileceğiz. Yeter ki doğru bir şey yapsınlar. Önyargılı değiliz.

HABER KANALLARINI HİÇ BAŞARILI BULMUYORUM
Anlaşılan o ki bu engin tecrübenizle doğal olarak Türkiye’deki haberciliği sorguluyorsunuz. Gazeteleri çok da beğenmiyorsunuz. Birkaç gazete var diyorsunuz peki ya haber kanalları nasıl gidiyor size göre?


Haber kanallarını hiç başarılı bulmuyorum. Son derece taraflı yayın yapıyorlar. Seçilen adamlar bile belli. Ve hep aynı tipler. Ben daha izlemeden ne konuşacaklarını size anlatabilirim. Karşıt görüşlere yer yok. Hep aynı isimler aynı sözler. Birçok kaliteli isme söz hakkı verilmiyor. Yanlış olanda bu tek seslilik…

İKTİDARI ÖVEN BASIN SINIRSIZ ÖZGÜR, MUHALEFET NEDEN DEĞİL

Türkiye’de hâlâ basın özgürlüğünden bahsetmek mümkün mü?
Evet, Türkiye’de özgürlük var, yok dersek haksızlık ederiz. İktidarı övmek serbest… Basın son derece özgür, istediğin kadar alkışlayabilirsin, istediğin kadar şaş şak yapabilirsin, sınırsız bir özgürlük var ama muhalefete özgürlük yok. Çünkü iktidar eleştiriye sinirleniyor. Eleştiride kesinlikle özgürlük yok. Başbakan’ın açtığı davalara bir bakın. Türkiye Cumhuriyeti’nde gazetecilere en çok dava açan Başbakan…

"Basın özgürlüğü anlamında en kötü dönemini yaşıyor Türkiye" deniliyor. Bu ürkütücü bir ifade gibi gelir hep bana. 

Sizce de öyle değil mi? Böyle bir ortamda iyilikten bahsetmek çok da mümkün değil, eğer mümkünse hep birlikte mutlu olalım...

İKTİDAR MEDYAYI BÜYÜK BİR BASKI ALTINA ALDI

50 yıllık bir yöneticilik serüveni dile kolay. O halde biraz da sizinle medyanın son tahlildeki durumunu biraz daha konuşalım. Siz hükümetin medya üzerinde bir baskı unsuru oluşturduğunu düşünüyor musunuz?

Düşünmez olur muyum tabii ki var hem de fazlasıyla. Düşünün ki Uğur Dündar ve Yılmaz Özdil gibi bu kadar başarılı bir ekip kendine yer bulamadı. Star’ı zirveye taşıdı bunlar. Ama iktidar baskısı ve korkusuyla Hiçbir büyük televizyon bu isimlere kapısını açamadı oysa balıklama atlamaları lazımdı. Korku dağları sarmış. İktidarın medya değil ama medya patronları üzerinde büyük etkisi var. Çünkü o patronların devletle bir sürü işi var, o işlerini görmek içinde iktidara boyun eğiyorlar. Başka çareleri de yok. İktidara şirin haberler, programlar yapılıyor. Gazete manşetleri iktidarı alkışlıyor.

SADE SUYA TİRİT HABERLERLE GÜN KURTARILIYOR

Eee, o zaman nasıl doğru, tarafsız, bağımsız ve gerçek habercilikten bahsedeceğiz biz?

Gerçek anlamda bir gazetecilik, habercilik yapılmıyor ki zaten. Birkaç gazete var sadece, işini doğru yapan. Hepsi ağam, paşam çekiyor. Suyuna tirit haberlerle götürüyorlar işi. Ülke bu hale getirildi, çok hoş bir tablo değil. Vaziyet kötü.

BÜTÜN GAZETELERİN TİRAJLARINDA ERİME VAR

İyi de suya sabuna dokunmadan gazetecilik yapılır mı hiç?

Yapılamaz o nedenle de işte bütün gazetelerin tirajlarında erime var. Günün birinde yaşayacak, ayakta kalacak tirajı bile bulamayacaklar. Ama bu kısa vadede olmaz. Ama belirli bir süreç içinde olacak. İmparatorluklar bile 3-5 yılda çökmez. Kör topal idare eder ve yıkılır gider. Belli bir süre sonra bakacaksınız o büyük gazeteler okur bulamayacak.

Oto sansür de medyanın şu an yaşadığı en büyük sorun olsa gerek?

Oto sansür doğal olarak oluyor. İktidarın durumunu bilen gazeteciler çalıştıkları kuruma zarar gelmesin diye kendilerini mecburen frenliyor. Çoğunluk böyle.

Peki oto sansür size göre ne kadar otodur?

Ne kadar değil tam sonuna kadar oto. Gazetelerde TV’lerde bir satır iktidar hakkında sert eleştiri görebiliyor musunuz?  Yazarlar kalemlerini esnetmiş durumda. Sözcü ve Cumhuriyet gayet iyi, Aydınlık, Yurt, Yeniçağ da keza yine öyle. Bunlar dışında hiçbir gazete muhalefet yapmıyor. Aydınlık, parti gazetesi… İşçi Partisi’nin olmasa etki alanı çok daha geniş olabilir diye düşünüyorum. Mesela Yurt Gazetesi’nin sahibi de CHP’li. Partili olan bir gazete güven vermiyor. Bir ön yargı oluşabiliyor ama öyle değil işin aslı. Çok düzgün yazarları var. Bu gazeteler iyi muhalefet yapıyor.

Bu ülkede gazetecilik yapan herkese bir yakıştırma hevesi var. Yandaş Candaş- ortayolcu. Neden böyle. Siz kendiniz nasıl adlandırırsınız?

Yandaş derken iktidar yandaşı anlaşılıyor. Başka bir yandaş yok. Ne olabilir ki. Ama candaşı anlamam mümkün değil. Kime candaş olunacak nasıl bir güç var ki ona can olunsun. Bir taraf olması olması lazım. Bana gelecek olursak sadece gazeteciyim.

İKTİDARA ŞİRİN GÖRÜNMEK İÇİN BENİ GÖNDERDİLER

AK Parti’nin medya üzerindeki baskısının etkilediği isimlerden biri olarak anılıyorsunuz. Sizce de öyle mi?

Gayet tabii. Durup dururken bizi harcamadılar, keyiflerinden değil. İktidarın baskısı ile. İktidara şirin görünmek için yapıldı ama ben bunu normal karşılıyorum. Korku dağları beklerken kalkıp da kahramanlık yapacak halleri yoktu.

Hürriyet’e kırgın mısınız?

Yoo hiç de değilim. Normal karşılıyorum. Ellerinde gelen Bir şey yok.  Baskı altındalar. Ne yapacaklardı. İşin aslı iyi de oldu. Her istediğini yazamadıktan sonra kalmanın ne anlamı var ki?

HİÇBİR DÖNEM BU KADAR BASKI GÖRMEDİ GAZETECİLER

Geçmişi çok iyi bilen birisiniz peki, medyada son 10 yılda ne değişti, önceden bu daha iyiydi. Şimdi çok kötü diyebileceğiniz neler var?

Öncelikle iktidar değişti. Şunu söyleyeyim. Hiçbir dönem bu kadar baskı görmedi gazeteciler.  Eski iktidarlar patronlara baskı yapmıyordu.  Ya da yapamıyordu. Ama bu iktidar öyle değil. Baskıcı ve tahammülsüz. Turgut Özal mesela eleştiriye çok açıktı. Medya ile diyalogunu hep iyi tutardı. Tahammüllüydü.  Süleyman Demirel keza daha hoşgörülüydü. Eleştiriye açıktı. Bülent Ecevit’e gelecek olursak; onca eleştiriye maruz kaldı ama daha tek 1 gazeteciye dava açmadı. Basına hep saygıyla yaklaştı. Olağanüstü bir hoşgörü vardı Ecevit’te. Koalisyon hükümetleri döneminde zaten medyaya çok da yüklenilemiyordu. Hükümetin yarısı başka yarısı başka olunca basına çok da karşı çıkılamıyordu. AK Parti tek başına iktidara gelince bütün gücü elinde birleştirdi. Yasaları değiştirdi. Medya patronlarının da gazetecilik dışında devletle birçok işi olduğu için gebe kaldılar. İktidar onlara hükmetmeye başladı.  Uğur Dündar, Emin Çölaşan, neden işsiz kaldı. Bekir Coşkun neden Habertürk’te barınamadı sanıyorsun? Çok net bir baskı var. Görmemek mümkün değil. Bundan sonrası daha da kötü olacak.

YÜZDE 50 OY ORANI TÜRKİYE’NİN ŞANSSIZLIĞIDIR

Bende tam bu nereye kadar sürebilir ki diyecektim. Pek daha kötüsü ne olabilir?

Bunlar daha iyi günlerimiz. Çok daha kötü olacak. Baskıda artacak, medyaya olan müdahalede. Ha nereye kadar sürecek sorunuza gelecek olursak. Seçimlere kadar. Seçimde seçmen bu iktidara ders verirse o zaman  belki kendilerini toplarlar. Çünkü şu anda "Biz yüzde 50 oy aldık ve Türkiye’nin hakimiyiz" deyip her istediklerini yapıyorlar. Bu oyları yüzde 40’ın altında indiğinde yine iktidar olur ama o zaman etrafa daha başka türlü bakmaya başlarlar. Bu yüzde 50 oy oranı Türkiye’nin şanssızlığıdır. Çünkü kendilerini her şeye sahip zannediyorlar.

TÜRK İFADESİNDEN RAHATSIZLIK DUYANLAR VAR

3 dönem üst üste tek başına iktidara gelen bir hükümetten bahsediyoruz. Medyada size göre sıkıntı büyük, peki siyasette nasıl AK Parti. Hangi konuda eleştiriyor, hangi konularda beğeniyorsunuz?

Seçimlere iki yıl var. Bu süre içinde herkese taviz veriyorlar. Hele terör diye bu PKK’lılara af çıkarırlarsa, İmralı’daki terör elebaşına bir takım imkanlar sağlanırsa, Halktan cevabını alırlar diye düşünüyorum. Anayasa’dan Türk sözcüğünü çıkarıyorlar, ne dertleri var bu Türklükle. O zaman ne olacak, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni ne yapacaklar?  Ne silahlı kuvvetleri diyecekler Türk’ü kaldırırlarsa? Bu Anayasa’daki Türk kavramı ülkenin çimentosudur. Kendisini Türk hisseden herkes Türk’tür. Belki benim kökenimde de bir sürü şey var ama ben kendimi ne hissediyorsam oyum. Biz burada kader birliği etmişiz, bir gemideki yolcular gibiyiz. O gemi batarsa hep birlikte batarız. Hep birlikte boğuluruz o nedenle bu gemiyi yüzdürmemiz lazım. İşin çimentosu halkları birbirine bağlayan Türkiye Cumhuriyeti ve bayrak. Şimdi Türk kelimesini çıkaracaklarmış,  peki Türk çıkınca Türkiyeli bayrağımı diyeceğiz, Fransalı bayrağı diye bir şey duydunuz mu hiç, Fransız bayrağıdır. Her ulus kimliğiyle övünür ben şaşırıyorum biz bunu tartışmaya açıyoruz. Tepesinden tırnağına herkes bunu savunuyor. Türk kimliği, etnik kimlik yahu değil. Bu Türk kimliğini çıkarırlarsa TSK’nın da ismini değiştirmek gerek. Düşünsenize Türkiyeli Silahlı Kuvvetleri ne kadar komik bir ifade. Burada PKK’ya ödün vermek ve Kürtlere sempatik görünmek için çalışıyorlar. Kürtler de bu ülkenin vatandaşları tabii ki onlara da her türlü hak verilmeli. Ama benim Türk olarak onlardan daha farklı bir hakkım yok ki; benim Türk olarak Kürtlerden bir ayrıcalığım yok. Hangi devlet dairesinde sen Türksün, sen Kürtsün diye bir ayrım yapıldığı görülmüş. Eşitiz ve ben hiç bir ayrım görmedim. Bu Türk’lük kavramı Anayasa’dan çıkarılısa bu ülke bölünür. Bölünmemesi mucizedir. Çimentosu dağılan bir bina ayakta durur mu hiç imkan var mı?

PKK SİLAH BIRAKMAZ DİYE DÜŞÜNÜYORUM

Teröristbaşı Abdullah Öcalan’la görüşmelerle ilgili neler düşünüyorsunuz. Bu İmralı görüşmelerine gerçekten çözüm süreci denilebilir mi?

Görüşmelerin faydalı olacağını düşünmüyorum. Elinde silah olan bir çete o silah zoruyla bir takım şeyleri dikte ediyorsa o silahı bırakmaz. Çünkü silahı bıraktığı an sıfıra ineceğini bilir.  Şimdi bunlar koparmak istedikleri tavizleri koparacaklar ama silahı da yine bırakmayacaklar. Süreçten umutlu değilim. Terör İtalya’da da oldu İspanya ve Almanya’da oldu ve mücadele ile yenildi. Müzakere ile değil. Müzakere ettiğin zaman karşı tarafa bir şey vereceksin ki silahı bıraksın. Eee sen ne vereceksin? Anlayamıyorum.
Geçmişte de buna yakın süreçler yaşandı mı?
Hayır ilk kez yaşanıyor ve maalesef koca devlet terör örgütünden medet umar hale geldi.

Muhalefetin süreçteki tutumunu nasıl buluyorsunuz?
Muhalefet zayıf kalıyor. Muhalefet güçlü olsa bu kadarına cesaret edemezler. En büyük şansı bu iktdarın muhalefetin muhalefet edememesi.

Başbakan Erdoğan’ın bu tutuklu askerlerle ilgili son çıkışlarını nasıl okumalı?
Orada bir dönüş ve çark ediş var. Sanki bu ülkeyi idare eden o değil. Kişiye özel yasalar çıkarıyor bunlardan biri de MİT yasası. Bu yasayı 2 günde çıkaran askerler içinde çok rahatsız olsa hemen bir yasa çıkarırdı. Çok da samimi bulmuyorum.

Siyasetle boğdum sizi. Yine size geleceğim. Siyaseti herkes konuşuyor. Faruk Mangırcı tarafından kaleme alınan "Tirajların Efendisi" ne gelelim birazda. Bu ifadeyle anılmak çok güzel bir duygu olsa gerek?

İnsan kendi kendini överse çok da şık olmaz. Ama mutlu oldum tabii.  Bu arkadaşımızın değerlendirmesi tirajların efendisi. Bir kitapta efsaneleştiriliyorsunuz. İnsanın hayatının kitaplaştırılması kötü bir duygu olamaz.

Nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Valla beğeniliyor. İçerikle ilgili sıkıntı yok ama birtakım hatalar varmış bu konuda eleştiriler geliyor. İkinci baskıda düzeltilir o çok da problem değil. Bence çok iyi toparlanmış.

Nasıl karar vermiş bu kitaba?
Çok azimli bir arkadaş. Bana geçen yıl telefon açtı. Hazırlığını yapmış görüşmek istedi ama ben Londra’ya gidiyordum. Eksikleri varmış. Birkaç gün görüşürsek eksiklerimi toparlarım dedi. Vaktim yok dedim görüşemedim. Birkaç ay sonra yine aradı bu kez de Bodrum’a gidiyordum. Dedim ki 4-5 ay buradayım kusura bakma. Döndüğümde yine aradı ve ben gene Londra’ya gidiyorum. Programlarımı da bozamıyorum ama o hiç vazgeçmedi. Israrla aradı ve tam 1,5 yıl sonra bir araya geldik. 5 gün üst üste görüştük. Çok da hızlı yazdı. 25 gün evvelde basıldı.. Yani bu kitap onun azmiyle ortaya çıktı. Başka biri olsa sıkılır, pes ederdi. Benim de Londra gezilerim mecburiydi. Programlarımı bozamazdım. 

TÜRK BASININDA BELGE NİTELİĞİNDE OLAYLAR VAR KİTAPTA

İnsanın hayatının kitaplaştırılması müthiş bir duygu olsa gerek, kitabı siz beğendiniz mi?
Tabii çok güzel. Kitabı da beğendim. Ama şöyle bir durum var anlatırken birçok konuyu atlamışım benden kaynaklanan bir takım eksikler vardı. Çok hazırlanmadım kısa bir süreydi. Bu haliyle de iyi ama. Türk basınında belge niteliğinde olaylar var o kitabın içerisinde.

Sevenleriniz öyle çok ki kitap zevkle okunuyor kuşkusuz ki?

Sevmeyen yok dediniz ama işin aslında öyle değil. Sevmeyenler de var. Geçtiğimiz günlerde benim kardeşim Kamil Turan vefat etti. Kendisi de gazeteciydi hem de epey kıdemli 40 yıldır bu mesleği yapıyordu. Sonra emekliye ayrıldı. Sabah, Günaydın, Meydan, Gözcü gibi bir çok kurumda spor servisi şefliği yaptı. Bütün gazetelerin sayfalarına özellikle baktım tek kelime haber yok. Sözcü hariç. Bu nasıl vefasızlık anlamadım. Kamil bu sektöre onca zaman emek verdi. Bir kelime olsun verilmez mi, Bunu Sözcü’den Mehmet Türker köşesine taşıdı. Eleştirdi. Medyanın vefasızlığı diye. Çünkü aynı gün klarnetçi Hüsnü Şenlendirici’nin de annesi vefat etmiş ve bu bir çok yerde haber oldu. Türker de Şenlendirci’nin annesi bir meslektaşın ölümünün haberinin önüne geçti diye yazdı. Ben de bu yazıya istinaden bir yazı yazdım. O yazıdan alıntılar yaparak. Yazının başlığı da “Basın da vefa kalmadı” diye. Hadi Özışık bir yazı yazmış beni eleştiriyor. “Basında vefadan bahsediyor, vefayı kendi biliyor mu” diye sorguluyor. Düşmanca bir yazı… Beni sevmek zorunda değil elbette ama yazdığı yazı tepeden tırnağa yanlış. Bilmeden yazılan bir yazı, bilmeden yazan yanlışa düşer. Diyor ki “Vefadan bahseden Behiç Kılıç öldüğünde cenazesine bile gelmedi.” O gün kendisi beni aramıştı ama ben çok hastaydım, bırakın cenazeye gitmeyi telefonla konuşacak mecalim bile yoktu. Yazı yazan insanın konuyu bilmesi lazım, bilmeden yazarsa işte böyle Hadi gibi ayıp eder.  39’a yakın ateşim var ve ayakta duramıyorum. Nasıl gidecektim?
PATRON BİLE SÖYLESE ONUN TALİMATIYLA ADAM ATMAM
Behiç Kılıç ile çok yakın dosttunuz değil mi, Hadi Bey, o yazıda sizin Kılıç’ı harcadığınızı da yazmıştı, o işin aslı ne. Birde sizden dinlesek?
Evet çok sevdiğim bir arkadaşımdı. Keşke sedyeyle de olsa o cenaze törenine katılsaydım. Gidemedim olmadı.  O eleştirisinde haklı olabilir  ama Hadi Özışık’ın o yazısı iyi niyetli değil. Benim ne durumda olduğumu bilmeden atıyor. Behiç Kılıç, benim çalıştığım gazetede Haber Müdürüydü. Yazıda Hadi Özışık, Bir olaydan bahsediyor. “Behiç Kılıç’a destek olmadı. Şeref Oğuz ile Mehmet Türker’den yana oldu. Behiç Kılıç ayrılmak zorunda kaldı” diyor. Yine çok ayıp ediyor, bunu da bilmeden yazıyor. Olayın aslı şu: Behiç Kılıç neden bilmiyorum Şeref Oğuz ile kavga etmiş bu arada Mehmet Türker ile de arası açık. Ben işyerinde böyle tatsızlıkları hiç sevmem.  Buna rağmen arayıda bulmaya çalıştım. Birgün geldi bana dediki “Ağabey bunları at”  talimat veriyor sanki bana. “Özellikle Şeref Oğuz’u” dedi. “Ya dalgamı geçiyorsun sen benimle, talimatla adam mı atacağım” dedim. “O zaman ben istifa ederim dedi” dedim ki “Gerginsin git sakinleş, fevri davranma, seni severim. Senin de istifa etmeni istemem ama bana onu bunu at deme” dedim.  Ben patron bile söylese onun talimatıyla adam atmam. Bu “öyleyse ben istifa ediyorum” dedi çekti gitti. Yazıda diyor ki Hadi, Behiç’i harcadı. Olayın aslı bu. Ben kimseyi harcamadım, onu gazetede tutmak içinde elimden geleni atmam. Dünyada Hiçbir yönetici böyle saçmalık yapmaz. Eğer bu meslekte 50 yıl çalışıpta ölüyorsa bir kişi ve gazetelerde bir satır yer almıyorsa buna tepki gösterilir.  Bana diyor ki “Sen vefadan ne anlarsın”. Hadi Özışık, Behiç’i madem çok seviyordu soruyorum onun için ne yaptı?

Siz ne yaptınız peki?

Ben onunla ayrıldıktan sonrada görüştüm. Hiç kopmadım. Büyük sıkıntılar yaşadı. Maddi konuda epey sorunları vardı. Bir ev almıştı. Taksitleri ödemede sıkıntı yaşıyordu. Beni aradı, yardım istedi. “Ev aldığı şirketin sahibini arar mısın” dedi. Ben de oradaki şirketin müdürü Metin Çağlayan’ı tanıyordum. Ve gittim Behiç Kılıç’a kefil oldum. “Ödeyemezse sorumlusu benim” dedim. Kefil olduğum para 400- 500 milyondu. Yüklü bir paraydı. Behiç, öyle mutlu oldu ki anlatamam. O arkadaşlardan biri gelsin de söylesin neyine kefil olmuşlar, ne konuda yardımcı olmuşlar. Onca zorluk çekti. Ben cenazeye gitmedim bu hatadır kabul ediyorum  ama her konuda yanında oldum. Bunu bilerek konuşsunlar.  İşin aslını bilmeden yazan insanlardan ne beklersin ki; demek ki her yazısını böyle yazıyor bu arkadaş.

Bizim medyada insanlara ne yazık ki çok çabuk kıyılabiliyor. Siz onca zaman yöneticilik yaptınız, hiç incitip kırdığınız ve pişman olduğunuz konular oldu mu bu noktada?

Tabii ki üzdüklerim olmuştur ama istemeden. Bir koltuktasınız ve işleri yürütmek zorundasınız illaki kızmışsımdır da incitmişimdir de. Ama asla ezmedim.  Ben size bir olay anlatayım. Sabah Gazetesi’ni çıkardığım dönemde 85’in sonlarına doğruydu. Hasan Kılıç, bizim gece sorumlumuzdu. Şuan Hürriyet’te aktif olarak çalışıyor kendisi. Dinç Bilgin gazetenin patronu. Bir akşam eve gittim ben. Gazetede baskıda. Bilgin, gazete baskıları dönerken bakıyor. Birinci sayfada 2,3 sütunluk bir haber görüyor. Hasan Kılıç’a “Bu ne biçim haber bunu çıkar” diyor. O da “Efendim Rahmi Bey, söylemeden hiçbir haberi atamamam, benim sorumlu olduğum kişi o.” diyor. Dinç Bilgin kızıyor. “Ne demek ya ben patronum, benim sözümü dinlemiyor musun” diye. Sonra “Atın bunu” diyor. Atıyor. Ertesi gün Çetin Güner geldi odama. “Dün gece kötü şeyler oldu Rahmiciğim” dedi. Ne oldu dedim, Dinç Bey’in Hasan Kılıç’ı işten attığını söyledi. “Ne dedin sen?” dedim, hatta bir daha tekrarlattım. “Yav sen benimle dalga mı geçiyorsun, insan biraz bunu söylerken sıkılır” dedim. Sonra dedim ki “Git o patronuna söyle o işten sadece beni atma şansına sahip, beni atar. Başka hiç kimseyi işten atma gibi bir yetkisi yok” dedim. Evet patrondur beni işten atabilir ama bana bağlı olan ekibe asla karışamaz. Sonra sekreterini aradım “Patronla 5 dakika görüşeceğim” dedim. Patron benimle konuşmaktan korktu ve İzmir’e kaçtı, Yeni Asır Gazetesine (gülüyor). O zaman cep telefonu da yok ki arayalım. Sonra döndüğünde benim odama kendisi geldi. Daha ben konuyu açmadan “Tamam o iş bitti, haklısın sen” dedi. Sonra Hasan tekrar döndü. Hasan’a da o ay iyi bir prim yazmıştık (gülüyor). Üzüntüsünü telafi ettik o ikramiye ile ve hayatında aldığı en yüksek rakamdı bu.

MESLEK HAYATIMDA SADECE BİR KİŞİNİN İŞİNE SON VERDİM.
Kaç kişinin işine son verdiniz şimdiye kadar?
50 yılı aşan bir yöneticilik süreci geçirdim. Meslek hayatımda sadece bir kişinin işine son verdim.

Kim o peki ve neden?
İsim vermeyeyim. Şuan aktif olarak çalışıyor kendisi, doğru olmaz. Ama tamamen kendi verdiğim bir karardı. Zaten patron talimatıyla birini işe alan ya da işten atan kişi yönetici değil, kukladır.  Ben patron talimatına rağmen işten adam atmamış bir insanım. Patronların bir hakkı bir vardır, sadece genel müdürleri atabilir. Ona bağlı kişileri değil.

Rahmi Bey, sizin karşınızda olmak öyle güzeldi ki, size soru sormak da. Çok teşekkür ediyorum. Dilerim Yeni gazeteniz de tiraj fırtınası yaşar, eminim öyle de olacaktır. Çünkü sizin olduğunuz yerde başarısızlığa yer yok…
Asıl ben teşekkür ediyorum.