Takvim’in manşeti ortalığı karıştırdı! Kahraman gazete süpermarkete karşı!

Türkiye ilginç bir ülke, bir anda olmadık çatışmalar yaşanabiliyor, yeni yeni düşmanlar beliriyor. İçte ve dışta onca meseleyle uğraşırken bir de bakıyoruz ki marketlerle kanlı bıçaklı olmuşuz!

Ülkenin en büyük gündemi, aldığımız hizmetlerin ve tükettiğimiz ürünlerin açıklanan enflasyon oranlarına nanik yaparcasına fiyatlanması ama korkmayın, tüketici enflasyonunun kazanına odun atanlar bulundu, süpermarketler! Meğer bu gıda teröristleri (malum artık herkes terörist) fiyatları ufak ufak zamlayarak cebimizdeki üç kuruşa göz dikmişler. Bunu ben demiyorum, bizi yönetenler diyor.

Bu işin fişeğini yaptığı bir haberle A Haber attı, sonra da cumhurbaşkanı “Gıda enflasyonu önümüzdeki en büyük tehditlerden biridir. Tarla veya fabrika, market arasındaki fiyat farklılıklarının ekonomik süreçlerle, izah edilmeye çalışılması milletimizle beraber bizi de rahatsız etmeye devam ediyor. Üç beş aç gözlü tüccarın milletimizin ekmeğini, aşını zehir etmesine izin veremeyiz.” diye açıklama yapınca iş bu hale gelene kadar uyuyan yandaş medya birden süpermarketlere savaş açtı.

Kapanmak üzere olan Takvim’in amacı ne?

Takvim’i bir gazete olarak elbette ciddiye almıyorum. Bu kurumdaki bir türlü geçmeyen ergen heyecanı sürekli alaya alınacak haberler üretmelerine sebep oluyor ve yine yaptılar numaralarını! Gazetenin içinde bir köşede tüketici tavsiyesi olarak verecekleri bir haberi büyük puntolarla manşete taşıyınca iktidarın halkın dikkatini ekonomiden başka bir yere çekme çabasını dinamitlediler. Sislerin arasında dostlar birbirini vuruyor, bu yaşananları şuradan yorumlamak bile laboratuvar çalışması istiyor.

Takvim, manşetten verdiği "Bu haberi okumadan markete girmeyin, çıkarken üzülmeyin" başlıklı haberde, okurlarına market alışverişlerinde "fazla harcama yapmamaları" için 'ipuçları' veriyor ama bunu yaparken de fena halde algı kasıyor. Ana sayfada yayınlanan haberde kullanılan görsel, gazetenin “yapmayın” dediği her şeyi yapan seküler bir aileyi gösteriyor. Bu bile eleştirilir ancak bir gazetenin ana sayfasındaki en büyük haber “market hileleri” ise ya o gazetenin gazetecilikten haberi yoktur ya da market savaşları hiç ummadığımız bir noktaya taşınmıştır.

Benim çocukluğumda asker babam yüzünden Ordu Pazarı’ndan alışveriş yapardık. Bu marketler TSK mensuplarına ve ailelerine ucuz ve güvenli ürün sağlardı. Başka sendikaların da marketleri vardı, Harb-İş gibi mesela ama artık bunlar yok!

Ülkedeki gıda fiyatlarını, hayatımıza ucuz market olarak giren, fiyatlar ucuz kalsın diye az eleman çalıştırıp ürünleri kolilerinde sergileyen 3 market zinciri belirliyor. 28 bin marketin rafları ürünlerle donattığı ülkemizde bu 3 zincirin toplam şube sayıları 20 bin! Market alışverişi için evden çıkıp 100 metre yürüdüğünüzde bu iki marketten birinin şubesiyle karşılaşıyorsunuz. Bunlar ne fiyat yazarsa diğerleri de onun azıcık altı-üstü bir şey koyup satıyorlar ancak bu çok şubeli marketlerin sahiplerini araştırdığınızda iktidarla yakın dostluklarını da keşfedip gelinen hale şaşırıyorsunuz.

Gerçek tirajı bu marketlerin şube sayısına yetişmeyen Takvim’in cevvalliğini kapanmak üzere oluşuyla açıklamak mümkün ama yaptıkları haber bu süreci hızlandırıcı etkiye sahip.

Anadolu halkları, dünyanın geri kalanında yaşayanlara benzemez ama birbirlerine çok benzerler. Bu halkı iyi tanımadığınızda hata yapar mayına basmış gibi hissedersiniz, şu anda Takvim’in ana sayfasını yapan, bol aferin alacaklarını sanan arkadaşlar da öyle hissediyorlardır eminim.

Bu ülkede yaşayanların çoğu fakirdir ama fakirliklerini gizler ve zengin görünmek isterler. Evinin kirasını ödeyemeyen adamın, kayınbiraderinin düğününde altın bilezik taktığına şahit olursunuz.

Bu ülkede yaşayanların en büyük tutkusu iyi yaşamak, çocuklarını da iyi yaşatmaktır. Bir ev ve araba hayali ile ömür tüketir, başka ülkelerdekinin bilmem kaç katına, borca harca girerek dahi olsa bunlara sahip olurlar ve övünürler.

Hal böyleyken, bu insanların yüzüne fakirliklerini vurursanız olmadık tepkilerle karşılaşırsınız. Kazandığımız paranın tuhaf vergilerle cebimizden çıkarılmasına değil ama parasız olduğumuzun söylenmesine kızarız. Şu tanzim satış olayından alınacak dersler vardı ama alınmamış gibi görünüyor.

Böyle haberleri yapmayı marifet sanan medyacılar baltayı taşa vurur, vurdular. Hem pandemi hem enflasyon, Türkiye toplumu başka ülkelerdekinden daha büyük sıkıntılarla uğraşıyor yine de haline şükrederek yaşıyor. Bu saatten sonra ne yoksulluğu gizleyebilir ne de bunu vurgulayabilirsiniz, ayıp sayılır. Medya ile algı kasmak artık işe yaramıyor. Bir gazetenin “aslında fiyatlar normal ama siz salaksınız, marketlerin oyununa geliyorsunuz” diye algı kastığı haber tam tersi etki yaratıyor.

Kurunun yanında yanan yaşlar!

Takvim gazetesinin sosyal medyada eleştirilmesi hafta boyunca sürerken ateş dün TRT Belgesel’de yayınlanan ve Doğan Akdoğan’ın sunduğu “Sıfır Atık” programına sıçradı. Programda yayınlanan bir kesiti paylaşan öfkeli hesaplar, bu programın insanlara çöpten beslenmeyi öğütleyerek aşağıladığını iddia ettiler ama yok öyle bir şey!

Sıfır Atık benim de severek izlediğim, geri dönüşüm meselesini kafamıza çaka çaka öğretmeyi amaç edinmiş bir program. Ben çöplerimi ayrıştırmaya bu program sayesinde başladım. Camlar, plastikler, organik atıklar hep ayrı torbalara…

Takvim’in yediği haltı eleştirelim ama bu programa ve programcıya da sahip çıkalım. Sıfır Atık, battal boy çöp torbasıyla konteynıra salladığımız çöplerin geri dönüştürme sürecinde ne kadar kıymetli olduklarını gösteren, gezegenin kaynaklarını israf etmememizi öğütleyen ekolojik bir öğretici. Umarım tamamını izler ve öyle fikir sahibi olursunuz.

Murat Tolga Şen – murattolga@gmail.com