Show TV seyircisini Arıza'ya bağlayabilir mi?

Medyaradar'ın usta sinema-tv yazarı Murat Tolga Şen, bu hafta sonu biri Star'da diğeri Show'da başlayan iki yeni dizinin analizini yaptı.

Ülkenin kültür sanat hayatı alınan pandemi önlemleriyle bitirildi, özel tiyatrolar can çekişiyor ama adeta dokunulmazlığı olan dizi setleri tam gaz devam, arada bir-iki “bilmem ne setinde covid-19 paniği” haberi duyuyoruz o kadar. Televizyon treni, lokomotifinin kazanına dizi atmadan ilerlemiyor!

Aslında öyle bir şey yok, reyting tabelasına bakıyorum; ilk 3’te ne total’de ne de AB’de dizi yok. Çok daha ucuza çıkan yarışma ve haber programları dizileri tahtından etti. Çoğu insan bu kadar uzun süren işlerin başına oturmak da istemiyor ancak eski köye yeni adet gelmiyor, bu hafta sonunu da biri Star’da diğeri Show’da başlayan iki yeni dizi ile geçirdik. 

Bir Düğün Organizatörünün Başına Gelenler: İyi Günde Kötü Günde

İyi Günde Kötü Günde, sevimli ama zamanlaması yanlış bir romantik komedi. Yaz başında başlasa seyirciyi oyalar en azından 10 bölümlük ömrü olabilirdi ama hikayesi o kadar klişe, karakterler (karakter demeye dilim varmıyor, bunlar tip) defalarca izlediğimiz kişiler ki yeni bir dizi izliyormuş gibi bile hissettirmedi.

Yine çok güzel kadınlar, çok yakışıklı (ve kariyerli ve zengin) erkekler, yarı deli akrabalar vs. Diziyi size anlatmama gerek yok, Jennifer Lopez’in oynadığı Darısı Başıma (The Wedding Planner) filminden yola çıkılarak kotarılmış bir iş, telifli bir uyarlama mı bilmiyorum ama değilse ayıp etmişler.

İyi Günde Kötü Günde’ye sağlam cast yapılmış ona lafım yok ama başrol seçimi ya da yan rol seçimi yanlış. Esas kız Elçin Sangu olsa da seyircinin ilgisi Yasemin Allen’da… Bir arkadaşım Twitter’da diziyi izlerken yarım bıraktığını Çatı Katı Aşk’a geçtiğini çünkü orada daha yakışıklı erkeklerin olduğunu yazmış. Oyunculuk artık bundan ibaret ama seyircinin suçu yok, ekrandaki işler birbirine o kadar benziyor ki insan “bari daha güzel erkeklerin-kadınların oynadıklarını izleyeyim” diyor. Tam bir çıkmaz sokak!

İyi Günde Kötü Günde kadın dizisi ama kadınların dikkatini çekmemiş, uzun ömürlü olacak gibi durmuyor.

Deli Yürek Ali Rıza İntikam Peşinde!

Show TV’nin yeni bir Çukur’a dönüşme ihtimali kuvvetli dizisi Arıza’yı da dün akşam izledik. Bu diğerine göre çok daha iyi bir iş. Teknik anlamda fevkalade! Görüntü yönetmeni sıkı çalışmış, kamerayı nereye koyacağını neyi göstereceğini biliyor, cast müthiş, yetenekli oyuncular bir arada, Tolga Sarıtaş da hiç fena değil, “benden şahane bir Deli Yürek” olur dedirtiyor. Hikayenin açılımı da iyi, her şeyi ilk bölümden saçmamışlar, olay örgüsü huni gibi dar bir odakla başlayıp genişliyor, bu da seyircinin takibini ve konuya girmesini kolaylaştırıyor.

İyi Günde Kötü Günde’deki mega bütçeli her şeyi planlanmış düğünler yapan zenginlerin yerini burada taksi durağının az ilerisindeki yeşillik alanda masaları çatıp düğün yapan sıradan insanlar alıyor. Çoğumuzun hayatı böyle, zenginleri izlemekten sıkıldıysanız Arıza iyi bir seçim ama bu dizinin de zengini bol, her ne kadar parayı başkalarının kanından, terinden kazanmış olsalar da…

İşinde gücünde bir mahalle delikanlısının büyük mafya ailelerinden birinin oğlu ile takışması ve sonrasında yaşananlar dizinin konusunu oluşturuyor. Daha önce bunları çok izledik ama Arıza uygulaması iyi bir iş, kendini izletiyor. Arıza’nın sorunu bir sonraki sahnede hatta bölüm sonuna kadar ne olacağının kolayca tahmin edilebilmesi, daha düğün tertibi kurulurken “burada hadise çıkacak” diyor seyirci. Ezel'deki gibi bir iki twist barındırsa fena olmazdı sanki. İlerleyen bölümlerde bunu mutlaka yapacaklarını da hissediyorum.

Türk insanı intikam öykülerini sever. Arıza’nın ilk bölüm reytingi yapım kalitesine göre düşük geldi ama artacaktır. Düğün sahnesinde kavga sekansıyla dans sekansının birbirinin içine girmesi çok iyi bir kurgu numarası, beğendim. Umarım bunlar ilk bölüme has seyirci tavlama numaraları değildir, devamı gelir. 

Arıza’nın 1. Bölümü çok heyecanlı bir yerinde bitti ama hemen ardından yayınlanan 2. Bölüm fragmanı sürprizi açık edip seyircideki merak duygusunu anında söndürdü. Kanalların buna dikkat etmesi gerekiyor.

Dizinin başkarakteri Ali Rıza’nın bu küçük mahalle kabadayısı haliyle devlere meydan okuyamayacağı için dev olmayı seçeceği ortada, bu açıkça bir Deli Yürek hikayesi, işin içine derin devlet falan da girecektir, o zaman tamamen benzeyecek. Bu sezon 2. bölümünü de izleyeceğim nadir işlerden biri oldu. Olgun Toker’i kötü rolde izlemek istemezdim ama fena durmuyor. Behzat Ç’nin son sezonundan hatırladığımız Kenan Burak Alper’i ilk bölümde harcamamışlardır umarım, oradan yeni bir Memati çıkabilir.

Bütün yazılarımda yazdığım şeyi yazarak bitiriyorum. Dizi süreleri çok uzun. Bütün dizilerin bütün bölümleri hikayeye hiçbir şekilde hizmet etmeyen ölü anlar barındırıyor.

Arıza’dan örnek vereyim, dayak yediği video internete düşünce izleyip sinirlenen Burak Ersoylu adamlarına Ali Rıza’yı bulmaları emrini veriyor. “Bulun onu bana” diyor sinirli ve buyurgan bir şekilde… İşte burada yönetmenin kestik demesi lazım ama diyemiyor çünkü dizi uzayacak, el mecbur. Oyuncu ayağa kalkıyor, doğaçlamaya giriyor ve bir 20-25 kez daha bulun onu bana diyor. Çaresizlikten üretilmiş bir Tony Montana abartısı ama bunu yapınca dramatik yapı sünüp eriyor.

Şu süre meselesine bir çare bulabilsek her şey çok daha güzel olacak ama olmuyor olamıyor! Yeni dizilerin yorumlarıyla birlikte olmaya devam edeceğiz. İyi seyirler…