Sherlock Holmes'daki o sahne ve gerçeğin ötesindeki medya!

Best FM Haber Müdürü ve Konuşan Türkiye programının başarılı sunucusu Ufuk Karcı, Sherlock Holmes Gölge Oyunları'ndaki o sahneyi örnek vererek medyanın gerçeği örtmede oynadığı rolü kaleme aldı.

Robert Downey Jr’ın oynadığı meşhur Sherlock Holmes Gölge Oyunları isimli filmde bir sahne vardır. Fransa’da bir apartman katında patlama yaşanır. Orada bulunan herkes ölür. Sherlock ve sadık dostu Doktor Watson, araştırmaları neticesinde bu olayın, yalnızca bir kişinin ölümü için kurgulanan bir sahne olduğunu fark eder. Bir cinayet gerçeğini örtmenin en güzel yolu… Patlama var ise kimse, bir mermiyi aramaz! Peki bu “post truth-gerçeğin ötesinde” hareketi, filmin kötü adamı Profesör James Moriarty tarafından mı bulunmuş dersiniz ? 

Derler ki; o dünyaca ünlü basın kuruluşları, tek bir yalanı gizlemek için sıradan doğrular verir. Örneğin, 9 doğru haber verdiğinizi varsayalım.. Bir tane büyük yalanınız eğer 10. sırada ise, o da artık toplum tarafından doğru kabul edilecektir. Bilirsiniz çok da geçmiş olmayan eski zamanlar da; “Dört büyük kuvvet vardır. Bunlar; Yasama, yürütme, yargı ve medyadır” denilirdi. Artık günümüzde bu kavram, tek büyüğe evirildi. Nitekim yalnızca, “medyaya sahip olan, hepsini alır” ilkesi, gerçek oluverdi.

Peki, neden medya bu kadar önemli ? Elbetteki tek bir ekran, tek bir mikrofon sayesinde, milyonları peşinden kolaylıkla sürükleme yeteneğinden dolayı.. Ama medya, yalnızca günümüz teknolojisi ile mi açıklanabilir ? Geçmiş yüzyıllarda, kitleler nasıl harekete geçebilirdi?

Tarih kitapları, basının günümüzdeki işlerinin, dönemin şairleri tarafından icra edildiğini söyler. Örneğin, Şehzade Mustafa’nın, babası Kanuni tarafından öldürülmesi sonrası yazılan mersiyeler, büyük bir hata ve toplum tepkisini anlatır. Mesela; Nazmi’nin “Her cihatı zât-ı ferhunde-sıfatı gibi hûb. Bir güzel şâh iken ana kıydı çarh-ı bî-aman" (Her davranışı karakteri kadar güzeldi, böyle güzel bir şah iken amansız felek ona kıydı.) dizeleri ile toplumun taleplerini iletirken, yönetim suçu tamamen Sadrazam Rüstem’e atarak, gerçeği gizleyip, yine karşı söylemler ile toplumu yatıştırmayı bilmişti. İşte post-truth, henüz 16. yüzyılda kendini böylelikle göstermiş oldu.

Peki, tarihin tozlu raflarında yer alan bu hadiseler, akıl oyunları kapsamında böyle yer edinirken, günümüzde durum nasıl ? Onlarca televizyon kanalı, sosyal medya, basın yayın organı tam olarak neye hizmet ediyor ? Çoğu kere “Ülkenin gerçek gündemi bu mu ? veya Bunca sorun varken yine gündem değiştiriliyor” serzenişlerini duymuşsunuzdur. Bunun anlamı ise gerçeğin ötesinde bir gerçek yaratma çabasının yatmasıdır.

Confucius; “Yalanın faydası, bir kere için geçerlidir. Gerçeğin ise sonsuzdur” sözünden de itibar ile egemen olanlar, anlık faydanın peşinden koşarlar. Bu ise onlara, arka arkaya gündelik gündemler ile balık hafızalı bir toplum yaratma ve asıl gerçeği hep, hasır altı etme fırsatı sağlar. Nitekim, uzun soluklu güç sahibi olmak, ancak bu kurgu ile söz konusudur.  Alın size bir post-truth ifadesi daha! Bu da 21. yüzyıl varyasyonu.

İzlediğiniz veya dinlediğiniz ya da okuduğunuz ve şaşırıp “ahhh” ettiğiniz bir çok haber veya vaka, zaten alışılagelmiş toplum hareketliliği iken, sizi gerçeklikten uzaklaştıran bir kurgusal gerçekliktir. Ülkemizde benzeri bir çok olay varken, biranda ortaya çıkan bir aile katliamı haberi, milletimizin her birinin dikkat kesilmesi gereken elektrik dağıtım bedeli zammını unutması anlamına gelebilir. Herkesin dilinde olan bir konuyu konuşmaz veya bilmezseniz, cahillik yaftası ile itham edilmemeniz işten bile değildir. 

Bu arada sürekli anlattık bu post-turth meselesini.. İlgili sözcüğün, 2016 yılında Oxford Sözlüğü tarafından, “Yılın Sözcüğü” payesi aldığını da parantez içerisinde sunmuş olalım. Bir kere daha düşünmek de yarar var! “İzlediğim şey, gerçekte olan mı; yoksa gerçekte olması istenilen mi?” diye. Eğer bu sorunun cevabını kıvamında verebiliyorsanız, bu size, kanıksanmış yalanların dehlizinde, doğruluk ışığını bulmanızı sağlayacaktır. 

Yazının başındaki Sherlock meselesine gelince; bana göre bu karakter, ne Robert Downey Jr, ne de Benedict Cumberbatch tarafından tam manası ile yansıtıldı. Yazar Sir Arthur Conan Doyle’nin baş yapıtındaki zeki ve yüksek işlevli sosyopatımızı en iyi yansıtan dizi, 1984 ile 1994 arasında, Jeremy Brett’in başrolünde oynadığı eser ortaya koymuştur. Netice de sıska, uzun boylu ve çok sigara içen Brett, bir röportajında; “O’nu canlandırdıkça, O’nu canlandırmanın imkansız olduğunu anladım. Hep bir adım önümde” ifadesini kullanmak zorunda kalmış ve gerçeği ortaya koyma cesaretini göstermiştir.