Seyirci gerçekten bunu mu istiyor? Neden hep aynı diziyi izliyoruz?

Reçete hep aynı; bu diziyi sevmediniz mi, alın size aynı yapımcıdan, senaristten, oyuncudan başka bir dizi!

Fox TV’de yayınlanan Bay Yanlış dizisinin ilk bölümünü eleştirdiğim, “aynı senaristler aynı diziyi 10 yıldır yazıyor” ana fikirli yazıma bir sürü geri dönüş aldım. Dizinin izlenme oranları ve bu yazının aldığı tepkiler tek bir şeyi gösteriyor; seyirci aynı sakızı çiğnemekten  çoktan sıkıldı ama sevinmeyin çünkü bize dizi izletmeye devam edecekler! Devasa bir endüstriye dönüşen dizi makinesi artık seyircinin isteğine bırakılamayacak kadar büyük bir ekonomi üretiyor!

Yıllardır bu sektör hakkında yazdığım için biliyorum ve görüyorum, dizi yapımcıları ile kanal yöneticileri arasında bir bağ var ve bu bir şekilde korunuyor. Dışarıdan yeni yapımcıların girmesi mümkün olduğu kadar engelleniyor. Bundan 10 yıl önce yayınlanan “en çok kazanan yapımcılar” listesine bakıyorum. Şu an televizyonda dizi namına ne izliyorsanız yine  aynı yapımcılar tarafından yapılıyor.

Birkaçı dışında, yaratıcılığı tamamen ihmal eden, fırıncı gibi sürekli üreten firmalar bunlar... yaptıkları iş tutsa da tutmasa da üretmeye devam ediyorlar. Kanal patronlarının icat ettiği yeni düzene kolayca alıştılar. Kanalın siparişine göre ki o karar da başka kanalda ne tuttuysa ona göre veriliyor, konfeksiyon atölyesi gibi kesip-biçip-dikip üretiyorlar. Dizi tutmadığında set ve cast bozuluyor, tutmamış diziyi yazan senariste, tutmuş eski işlerdeki formülleri tekrar eden  replika bir senaryo yazdırılıyor, kanal da bu işi de alıyor ve “yeni dizi” diye yayınlıyor. Batan iş sayısı, tutan iş sayısından fazla, reytingler sürünüyor, seyircinin yarısı dijital platformlara kaçmış, kaçmayan da “artık bunu istemiyorum” diyor ama kanalın da, yapımcının da anladığı yok, daha doğrusu işlerine gelmiyor. Reçete hep aynı; bu diziyi sevmediniz mi, alın size aynı yapımcıdan, senaristten, oyuncudan başka bir dizi!

Çok izlenen bir Amerikan ya da Avrupalı TV kanalına bakınca, gün boyunca 20 ve üstü farklı yapım sunduklarını görüyorum. Türkiye’deki önde gelen bir ulusal kanal günde 10 civarı yapım sunuyor. Tekrar yayınları çıkarırsanız bu rakam 6-7 seviyelerinde. Az ama uzun işle seyirci oyalanıyor. Bu resmen tembellik! Farklı yapım arayışı-sunuşu yok, saatlerce dizi...

Neden Hep Dizi İzliyoruz?

Bu oyunu bozup dağıtabilecek güce sahip olanlar ise ne yazık ki seyirciler değil. Ekran başına geçenler, “ne yapalım, seyirci bunu istiyor” emziğiyle oyalanıyor. Aslında kimse artık bu suyunun suyu işleri izlemek istemiyor ama kanalların rekabeti eltilerin savaşı gibi devam ediyor. Hani akrabalardan biri yazlık alınca geri kalanlar da borç-harç alır ya...

Reklamveren bir hassasiyet yaratabilir belki, düşünsenize dizilere reklam vermekten vazgeçtiklerini, bir tane dizi kalmaz ortada ama kaliteyi ya da yaratıcılığı önemseyen reklamveren yok. Halkımızın düşük alım gücü yüzünden kanallar deterjan reklamı yayınlamaktan ötesine geçemiyor. Sosyal medyada otorite sahiplerinin dilinden yükselen nefret söylemi sebebiyle Coca-Cola, Unilever ve P&G’nin ardından bir başka dünya devi Starbucks da sosyal medya reklamlarını bir süreliğine durdurma kararı aldı ama bizde televizyondaki diziler üzerinden böyle bir hassasiyetin oluşması için yeterli kamuoyu oluşmadı.

Bu konuda sayfalarca yazabilirim ama bir benzetme ile derdimi daha kolay anlatabileceğimi düşünüyorum. Ekrem İmamoğlu gelene kadar taksicilerle ve iktidarla uyum içindeydi. Bu sayede Uber belasını da kolayca def ettiler. Bu uyum yüzünden taksi müşterileri giderek daha kötü ve pahalı hizmet aldı. Müşterinin talepleri taksicilerin zerre umurunda değildi, plaka sahibinin dediği oluyordu. Şimdi o tekere çomak sokuldu ve bir savaş başladı. Televizyon yayıncılığında da benzer tekerler var. Seyirci, kanal patronunun ve onun taşeronu gibi çalışan dizi yapımcısı firmaların insafına bırakılmış durumda... Kanal yöneticileri yaratıcı sürece baskı yaparken günün en değerli saatlerinde dizi yayınlama garantisi verdi ve inisiyatifi devrettiler.

Seyirci beklentisinin sıfırlandığı, tezlere, kitaplara konu olacak kadar berbat bir yayıncılık anlayışı yüzünden sosyal medya yükselirken TV’den kaçış hızlanıyor. Düzelir belki diyeceğim ama düzelmez. Yazıya konu olanlar, ne yaptıklarının farkında olduğumuzu bilsinler yeter...