Medya Günlüğü
14 Oca 2019 08:45 Son Güncelleme: 14 Oca 2019 09:01

Sevilay Yılman'dan olay benzetme! FETÖ'nün hastalığı Palu ailesiyle aynı!

Habertürk yazarı Sevilay Yılman, Palu Ailesi'nin hastalığının “paylaşılmış paranoid bozukluğu” olduğunu ve bunun FETÖ'de de bulunduğunu yazdı.

Sevilay Yılman'dan olay benzetme! FETÖ'nün hastalığı Palu ailesiyle aynı!

Bir anda Türkiye gündemine oturan Palu Ailesi için uzmanlar "“paylaşılmış paranoid bozukluğu” teşhisi koymuştu. Habertürk yazarı Sevilay Yılman, bu hastalığın yaygın
olduğunu hatta FETÖ'nün de bu hastalıktan olduğunu yazdı.

"Birkaç dakikalığına şu sapık, sapkın, ruh hastası damadın Tuncer Ustael'in yerinde ağlak imam Fethullah Gülen olduğunu ve Palu Ailesi bireylerinin de o ağlak imamın peşinden giden ahmaklar sürüsü olduğunu düşünün!" diyen Sevilay Yılman "Örtüşmüyor mu gerçekten “paylaşılmış paranoid bozukluğu” hastalığı ile FETÖ denilen o baş belası yapı!" ifadelerini
kullandı.

İşte Sevilay Yılman'ın " FETÖ’nün hastalığı da belli oldu!  “Palu” ailesiyle aynı!" başlıklı yazısı:

Hikayelerinde gasptan tutun da, çocuk istismarı, tecavüz ve cinayet gibi binbir çeşit suçun ve ahlaksızlığın yaşandığı Palu Ailesi sonunda gözaltına alındı  (hatta ben yazıyı yazarken aileden 6 kişinin tutuklandığı bilgisini geçti ajanslar) ama tabii yaşadıklarını, nasıl ve neden yaşamış oldukları ile ilgili tartışmalar da bitmedi.

Aile fertlerinin bizzat kendilerinin canlı yayınlarda aktardığı konular öylesi şaşkınlıklara neden oldu ki toplumda… Bu şaşkınlığı gidermek için memlekette ne kadar psikiyatrist, sosyolog, psikolog, antropolog varsa tamamının yorumlarına başvuruldu.

Ve birçok psikiyatrist, psikolog ailenin psikolojide, “paylaşılmış paranoid bozukluk” denilen bir hastalığı olduğunu iddia etti.

Biliyorum ki çoğunuz benim gibi ilk kez duydunuz bu hastalığı ama hastalıkla ilgili yapılan tarifi Palu Ailesi’nin yaşadıkları ile kıyaslayınca gerçekten hiç mantıksız gelmiyor yapılan bu teşhis!

Ve bence biraz daha düşününce üzerinde bu hastalığın esasında epeyce de yaygın bir hastalık olduğunu görüyorsunuz.

“Yok artık! Daha neler?” demeyin sakın!

Çünkü aslında sandığımızdan çok daha yaygın bu hastalık.

Tam olarak ne demek istediğimi anlayabilmeniz için “paylaşılmış paranoid bozukluğu”nun ne olduğunu kısaca özetleyeyim sizlere…

Efendim… Önce şunu bir belirteyim… Bu hastalıkta mutlaka baskın karakterli bir insan oluyor. Bu bir lider de olabiliyor, bir cemaatin başı ya da bir ailenin reisi  (Palu Ailesi’nde bu baskın karakter damat oluyor).

Ve garip hezeyanlara sahip bu baskın karakter önce etrafındakilere kendisinin diğer insanlardan farklı yeteneklere ve üstün özelliklere sahip olduğuna inandırıyor. Sonra da sözüm ona bu üstün özelliklerini kullanarak gerçekle hiç alakası olmayan düşünceleri kendisine ölümüne bağlı ve inanan insanlara empoze ediyor ve beyinlerini resmen teslim alıyor…

Şimdi…

Eğer bu hastalığı sadece Palu Ailesi üzerinden, onların hikayesinden okursanız benim, ”yaygın bir hastalık” tezime karşı çıkmanız gayet doğal olur.

Ama ne demek istediğimi tam kavrayabilmek için Palu Ailesi’nin yerine başka bir yapıyı, aileyi, organizasyonu koyup, onun üzerinden muhakeme etmeye çalışırsanız söylediklerimde ne kadar haklı olduğumu göreceksiniz.

Mesela ben Palu Ailesi yerine, adına şimdi FETÖ dediğimiz ancak daha öncesinden Gülen Cemaati olarak anılan o gudubet yapıyı koyuyorum… Ve o korkunç yapının kesinlikle böyle bir hastalığın neticesinde ortaya çıktığını görüyorum.

Siz de deneyin benim yaptığımı lütfen.

Birkaç dakikalığına şu sapık, sapkın, ruh hastası damadın Tuncer Ustael'in yerinde ağlak imam Fethullah Gülen olduğunu ve Palu Ailesi bireylerinin de o ağlak imamın peşinden giden ahmaklar sürüsü olduğunu düşünün!

Örtüşmüyor mu gerçekten “paylaşılmış paranoid bozukluğu” hastalığı ile FETÖ denilen o baş belası yapı!

Bence bire bir aynı ve emin olun bu hastalık sadece Palular da ya da FETÖ’de gördüğümüz bir hastalık değil.

Başka yapılarda, organizasyonlarda da var.

Misal Adnan Oktar ve müritlerinde de aynı hastalık var bence.

Ve bu son derece tehlikeli ve bulaşıcı hastalık sayesinde sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok yerinde özellikle inanç organizasyonları üzerinden insanların ruhu, bedeni, beyni teslim alınıyor.  

Ki bazılarında bu hastalık öylesine ileri derecede seyrediyor ve derinleşiyor ki toplu intiharlar boyutuna varabilen vakalar dahi yaşanabiliyor.