Sedat Peker medyaya nasıl izanını kaybettirdi?

Medyaradar'ın gizemli yazarı Keskin Kalem yine medya dünyasında ses getirecek bir yazıya imza attı.

Sedat Peker medyaya nasıl izanını kaybettirdi?

Yiğidi öldür, hakkını teslim et…
Şu hayatta en sevdiğim ve en uyguladığım atasözlerimizden.
Yazılarımı her hafta takip edenler belki fark etmiştir, en eleştirdiğim isimler bile doğru şeyler yaptığında, hakkını teslim ederim.

Yine uzuuuun uzuuunnn yaptığım peşrevin nedenine geleyim:
Organize suç örgütü lideri Sedat Peker, zaten şirazesi on yıllardır kaymış olan medyamıza izanını iyiden iyiye kaybettirdi.

Evet her söylediği, attığı tweet, kaydettiği video çok etkili.
İçinde Peker adı geçen videolar, yazılar tık rekoru kırıyor.
Şu anda internete erişimi yok, neler oluyor bitiyor diye herkes Peker’e erişimi olan gazetecileri takip ediyor.

Fakat, aklı başında gazeteciler, uzaktan uzağa olan biteni endişeyle izliyor.
Eski toprak bir gazeteci olarak da şunu söyleyebilirim, meslek namına pusulamızın iyiden iyiye şaştığı ilginç bir süreçten geçiyoruz.

Ülkenin hafızasına kazınan bazı eski toprak gazeteciler suç örgütü liderini övüyor.
Kendine muhalif diyen bir kitle de bu övgüleri hazmediyor, paylaşıyor, beğeniyor.

Ülkeyi ilgilendiren bilgileri paylaşmak, araştırmak, açığa çıkarmak gazetecinin görevidir.
Kaynak kim olursa olsun, o kaynağın dedikleri ince bir elekten geçirilir, araştırılır, yazılır.
Hele ki Peker gibi sistemin içinden gelen bir ismin söyledikleri elbette önemlidir.

Ama gazeteci mesafesini kaybedip, sosyal medya üzerinden övgüler yağdırıp etkileşime girmek, etik olarak ne kadar doğru?
Hadi isim de vereyim, mesela Uğur Dündar ve Yılmaz Özdil…
Fikirlerine katılmadığım ve katıldığım zamanlar çok olmuştur, ama ben bu son yaşananları anlamıyorum.

Bu meseleyi ilk yazışım değil yoldaşlar.
Yani rahatsızlığım yeni değil.
Daha önce de kaleme almıştım Peker konusunda mesafelerin nasıl kaybedildiğini, herkesin de öylece izlediğini.

Dündar ve Özdil eski nesil…
Bu meselenin yeni nesil gazetecilerde de iki örneği var.
Erk Acarer ve Seher Yaşayacak.

ACARER VE YAŞAYACAK’IN PEKER ZEHİRLENMESİ

Acarer konusunda daha önce bir yazı kaleme almıştım, dikkatinize sunuyorum:

‘Malumunuz gazeteci Erk Acarer, özetleyecek olursam, Sedat Peker’in atamadığı tweetlere aracı oldu.
Tabii basında hemen bir etik tartışması patlak verdi.
Sanki her gün etik rekoru kırılıyormuş gibi.
Yanlış anlaşılmasın, ben de Acarer’in yaptığının gazetecilik sınırları dahilinde olmadığını düşünenlerdenim.
Bu çok uzun bir konu, dinozor bir gazeteci olarak özellikle genç okurlarımın canını sıkmak istemiyorum.
Ama Acarer de, nispeten genç nesilden bir gazeteci olarak, şimdi ortalıkta muhalifmiş gibi dolanan ama her devrin adamı olan bazı isimleri ifşa etti.
Bu ifşası doğrudur.
Tebrik ediyorum.
Ancak özellikle Habertürk yazarı Fatih Altaylı’yla girdiği polemikte, yaptığı bir şey dikkatimi çekti.
Altaylı, Acarer’i isim vermeden eleştirince, biliyorsunuz kızılca kıyamet koptu.
Acarer, Altaylı’yla ilgili şu ifadeleri kullandı:
Alo Fatih hadisesine imza atmış, Gezi’de Erdoğan’ın sözcülüğünü yapmış, tarikatları Cübbeli Ahmet aracılığı ile başımıza çıkarmış, kendisi ile direk bağı olmayan bir ‘gazeteciye’ telefon alıp hemen açacaksın demiş biri de ayar vermesin !Haddinizi bilin! Ben Peker’e mikrofon uzattım. Yeni dönem yaklaşırken, AKP ile en çok biz mücadele ettik diyecek, şanlı şöhretli köşelerinden ayrılmamak için kıvırıp duracak çakallardır bunlar. Yazmaya dahi korksan da benim bir adım var. Öğreneceksin! Eğer bir gazetecilik tartışması yapılacaksa bunu hocalarla yapmayı tercih ederim, AKP’yi başımıza bela etmiş her dönemin adamlarıyla değil! Herkes haddini bilecek!
Ama Acarer'in en çok şu ifadesi kafamı kurcaladı:
“Bana muhalifçilik oynamayın! Kutuyu çok kötü açarım, insan içine çıkamazsınız”
Şimdiiiiiiii…
Madem bu söz söylendi.
Ben de bir gazeteci olarak sorayım.
O kutuda ne var?
Erk Acarer de bir gazeteci olarak eğer Altaylı'ya şantaj yapmıyorsa; umarız yapmıyordur.
Bunu açıklamalıdır.
Çünkü ‘ben çok kötü şeyler biliyorum, susmazsan açıklarım’ tarzı sözler gazetecilikle bağdaşmaz.’

Acarer aradan geçen onca zamana rağmen, Altaylı’yla ilgili bildiğini açıklamadı.
Demek ki açıktan tehdit etti.
Altaylı da Acarer’in sözleri karşısında dut yemiş bülbüle döndü.
Kendisi de pek çok kez tehdit edilen Acarer’in tavrını çok yanlış buluyorum.
Peker’in elindeki bilgi ve arşiv gücüyle, tweetlerinde bile bir üslup değişikliği olduğunu görüyorum.

Acarer medya dünyamızın eskiden bildiği bir isim.
Ancak Seher Yaşayacak’ın son aylardaki yükselişi de, Peker ifşalarıyla oldu.
Önce Sezgin Baran Korkmaz vakasında açık kaynaklardan yaptığı derlemelerle, dikkat çekti, özellikle Twitter’da geniş kitlelere ulaştı.

Ancak Sayın Yaşayacak’ta da benzer bir ‘zehirlenme’ görüyorum.

Hem de öyle bir zehirlenme ki; kendini gazeteci değil de popstar sandığını gösteren paylaşımlar yapmaya başladı.

Sonra gazetecilikle ilgisi olmayan ve muhtemel belirli bir ajandanın parçası olan fotoğraf ve bazı belgeleri birbiri ardına sorgulamadan paylaşmaya başladı. Önünde arkasında ne olduğunu bilmediğimiz ilişkileri, muğlak bırakarak, kendisine fotoğrafları ya da belgeleri verenlerin gündemine ayak uydurdu.

Yani baştaki bilgi veren tavrı gitti yerine birileri adına, hesap soran, tehdit eden ve belki de bilmediğimiz başka tür ilişkilerin parçası olan bir Seher Yaşayacak kimliği ortaya çıktı. Sosyal medyanın kendisinde yarattığı ya da kendisini dönüştürdüğü bu kimlik de bize  "Seher Yaşayacak'ın yaptığı şey gazetecilik mi? diye sordurtuyor haklı olarak...

Mesela şu tweet bir mesafenin kaybolduğunun örneği:

Boy pos bilgisi paylaşmak ya da gazetecilik yetkinliğini pasaportla kanıtlama kısımlarına girmiyorum bile…

Bu mesele de Yaşayacak’ın İsmail Saymaz’la girdiği polemik sonrası dikkatimi çekti.
Saymaz’ı defalarca buradan yerin dibine sokmuş biri olarak, o polemikteki üslubu da hayretle izledim…
Yaşlı bir meslektaşlarının uyarısını ne kadar dinlerler bilemiyorum.
Ama pek umudum yok.
Çünkü sosyal medyadan kendilerini eleştirenlere verdikleri yanıtları görüyorum…

Cumhuriyet’te kimler tasfiye ediliyor?

Medyamızın en ekol sahibi gazetelerinden biri Cumhuriyet…
Adı gibi bir çınar…
Ancak gazetenin son yıllarda düştüğü hal gerçekten içler acısı.
Zaten Cumhuriyet’te bir şeyler uzun süredir yolunda gitmiyordu.
Ancak bu hafta yaşananlarla amiyane tabirle, tüy dikildi.

Malumunuz en son 8 emekçi kovuldu.
Rakamın 20’ye ulaşması bekleniyor.
Kovulan emekçiler, sendikal faaliyet nedeniyle hedef tahtasına oturtulduklarını söylüyorlar.
Belki görmüşsünüzdür, geçtiğimiz günlerde TGS ve Cumhuriyet arasında toplu iş sözleşmesi imzalandı.

Dışarıdan bakanlar için akılda soru çok:
Madem yönetim rahatsızdı sendikalaşmaya neden en başta engel olmadı?
Genel Yayın Yönetmeni Aykut Küçükkaya, üst yönetimle anlaşamıyor mu?
Mesele gerçekten sendika mı?

Keskin kulağıma gelen bilgilere göre sizlere bir çerçeve çizmeye çalışayım sırdaşlar:
Cumhuriyet koridorlarında, sendika bahanesiyle aslında büyük bir siyasi tasfiye olduğu konuşuluyor.
Tasfiyeyi yapan isim Cumhuriyet Vakfı Başkanı Alev Coşkun…
Yani aslında gazeteyi perde arkasından yöneten isim.

Coşkun’un bir süredir gazetede sayısı artan liberal-sol tandanslı ekipten rahatsız olduğu konuşuluyor.
Malum Coşkun daha Kemalist çizgide…
GYY Küçükkaya’yı bir kez istifaya sürükleyen neden de aslında bu eski-yeni savaşıydı.
Yönetimle çalışanlar arasında kalan Küçükkaya, durumu idare etmeye çalışıyor ancak Alev Coşkun görünen o ki, tasfiye için doğru zamanı kolluyor, dozu artırıyor.

Yani Cumhuriyet krizinde görünen ve ana nedenlerden biri evet, sendika.
Laaakinnnnnn, gerçek neden bu el altından yürütülen tasfiye.
Küçükkaya bu gerilime bakalım daha ne kadar direnebilecek?…

Medyası Demirören’in elinden alınacak mı?

Yoldaşlarım…
Biliyorsunuz Demirören’le ilgili çok yazdım çizdim.
Çünkü sağ olsunlar, medya kulisi yazan biri için en bereketli malzeme orada.
Bizans Sarayı gibi…
Her türlü entrika, sırttan bıçaklama, kumpas dönüyor.
Düşülen son hal de, bu anlamda maalesef şaşırtıcı değil.

45 gazetecinin anasının sütü gibi helal tazminatına çöken bir yerin zaten iflah olmasını bekleyemezsiniz.
Neyse,
iddialar muhtelif.
Yazılan çizilen çok.
Milliyet kapanacak mı?
DHA satılacak mı?

Başta genç meslektaşlarım olmak üzere takip edenler var.
Emeklerine sağlık.
Ama Keskin Kalem farkıyla, Ankara’da dolaşan Demirören senaryolarını takdirlerinize sunmak isterim.
Dediğim gibi bunlar henüz senaryo ama emin olun bunlardan biri gerçekleşecek.
Kararsa Ziraat Bankası yönetimi ve Ankara’nın olacak.
Düştükleri durum itibarıyla Demirören ailesinin pek söyleyecek şeyi kalmadı ziraaaaa.

Malumunuz Doğan’lardan devir sonrasında çekilen kredileri ödeyemeyen Demirören, medya grubunun kötü yönetimi nedeniyle bir borç batağına saplandı.

Bu batak şimdiye kadar hep hasıraltı edildi amma…
Son kur kriziyle ve Ankara’nın sabrının taşmasıyla artık iyiden iyiye açığa çıktı.

Öncelikle şunu söyleyelim son yaşananların asıl sebebi Ankara’nın artık Demirören’ler konusunda, illallah getirmiş olması.

Devletin bankasına borcunu ödemedi.
Devletin ajansına 35 milyon lira borç taktı.
Verilen onca ihaleye rağmen medya grubunu ayakta tutmadı.
Üstelik medya grubu içten içe fokurdarken ve yöneticiler dahi Aydın Doğan’a medyayı geri aldırma planları yaptırırken, çok geç müdahale ettiler.

Ertuğrul Özkök’ün kovulması bugünlerin habercisiydi.
Çalışanlar, devletin ajansı AA olmadan yayın yapmaya çalışırken, bir de gazete kapanması devir gibi dedikodular moralleri iyiden iyiye bozdu.

Emekçi önünü görebilsin diye bu puslu havada onlara biraz ışık olmak görevimiz. Yukarıda bahsettiğim senaryolar şöyle:

⁃ Demirören’in elinden tüm medyanın alınması, başka birine devredilmesi. Burada BAE senaryosu devreye giriyor ama benim kaynaklarım bunun mümkün olmadığını söylüyor. Daha önce söylemiştim, başka bir medya grubu BAE sermayesi için gündemde.

⁃ Kademeli olarak tüm gazetelerin dijitale geçmesi. Sadece Hürriyet ve Posta sembolik sayıda, büyük şehirlerde basılabilir. İlk kurban Milliyet…

⁃ DHA yükü hafifletilecek, pek çok büroya kilit vurulacak. Sadece her bölgede büyük şehirlerde ofis kalacak. Ancak tek başına DHA’nın elden çıkarılması mümkün görünmüyor.

⁃ Kanal D elden çıkarılabilir, kısa vadede yüksek bütçeli bazı yapımlar sonlandırılabilir.

Demirören’in devlete karşı olan borçlarını kapatması için senaryolar bunlar.
Keskin Kalem’iniz ufak bir tüyo versin, geerçekleşmesi en muhtemel senaryo birincisi…

Hadi kalın sağlıcakla yoldaşlar…