Gündem
30 Oca 2014 11:57 Son Güncelleme: 23 Kas 2018 15:54

Sakın taksit demeyin, Bakan şok oluyor!

Murat Tolga Şen, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in son açıklamalarını yorumluyor.

Vatan gazetesinin “ekonomi” bölümünde bir haber okuyorum, metin şöyle;

“Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, dünyanın başka bir ülkesinde kredi kartına taksit meselesi olmadığını belirterek, kendisine bazen, “Kredi kartına kaç taksit yapalım” dediklerini ve bunu duyunca şok olduğunu söyledi.”

Eğer işin içinde bir muhabir/editör abartısı yoksa perişanlığımızın göstergesidir bu ve benzeri haberler...

Ülkeyi sokaktan değil de bir gökdelenin tepesinden yöneten modern sadrazamlar ne zaman sokağa inseler böyle olurlar. Neymiş, “kredi kartınıza kaç taksit yapalım” diye sorulunca şoka giriyormuş, yok daha neler!

Bu ülkede kredi kartına taksit olayı 3 ay önce başlamadı, AKP iktidarından önce bile vardı, keşke olmasa... Kredi kartı ile alınan ürün ya da hizmetin taksitlendirilmesi, o malın gerçek fiyatından çok daha yüksek bedel ödeyerek satın almamıza yol açıyor. Bu bir gerçek...

Gel gör ki, “taksit” dediğimiz şey bu ülkenin gerçeği... Düşündüm, evimdeki TV’den, buzdolabına, koltuk takımından şu yazıyı yazdığım bilgisayarıma kadar hepsini taksitle almışım. Neden?

Çünkü insan gibi yaşamak istedim ama bunu sağlamak için gerekenleri peşin alacak kadar çok para kazanamadım.

Çünkü ülkem kazandıklarımı elimden almak için çok iştahlıydı. Benzini, doğalgazı, elektiriği, interneti, telefonu, eti ve daha bir sürü şeyi bana o kadar pahalı sattı ki, elimdeki avucumdaki her şey uçtu gitti.

Türkiye’de etin kilosu 16 $, bizden sonraki en pahalı ülke Almanya, onlarda 7 $...

Dünyanın en pahalı ülkesi sandığımız yerden kalkıp gelen Japon televizyoncular “benzin nasıl bu kadar pahalı olur” sorusuna cevap aramaya çalışıyorlar.

Çok çalışıyoruz, az kazanıyoruz, kazandığımızı vergi olarak geri veriyoruz ve bir şeyleri edinebilmek için tek çaremiz kalıyor; TAKSİT!

Taksit kredi kartından önce de vardı, kredi kartı hiç olmasa yine olacak. Eskiden bakkalların veresiye defterleri olurdu, vatandaş ay boyunca alışveriş yapar, maaşını alınca da borcunu kapatırdı. Keyfinden yapmıyordu ki bunu, parası yoktu. Veresiye verip de alacağını alamayan esnaf sıkıntıya düşerdi. Bir dönem neredeyse tüm bakkal-kasap duvarına asılı duran ünlü “peşin satan vs. veresiye satan” resmini hatırlayın. Evinize eşya alırken de veresiye defteri kapanır, senet defteri açılırdı. Esnafı da, vatandaşı da üzen bir sürü anıya yol açmıştır bu içi rakamlarla dolu defterler...

Kredi kartı o kavgayı sonlandırdı. Kartı cebine koyan vatandaş istediği yerden istediği şeyi aldı, bir ay ödememe lüksüne sahip oldu ama bu seferde bakkal yerine bankayla papaz oldu. Bankalar Bakkal Erdal gibi sevimli değil, ödemeyinin çanına ot tıkadılar. 3 kuruş borcu 10 TL yapıp aldılar.

Artık durumun tahammül edilemez bir noktaya geldiğini görüyorum ama yıllardır bankadan yana, vatandaşın karşısında durup, bu noktada da bankalara ve onların acımasız kredi-kredi kartı politikalarına müdahale etmek yerine, “kredi kartına taksiti duydum, şok oldum” demek ya da hangi malın kaç taksitle satılacağına karar vermek o kadar işten anlamaz bir tedbir ki.

Ayrıca memleketin ekonomisinden sorumlu bir bakan “şok oldum, ayıldım, bayıldım, ay inanamıyorum” gibi cümleler kuramaz. Kuruyorsa da bakanlığı bıraksın, gitsin bildiği işi yapsın. Marie Antoinette’lik yapmanın ne yeri, ne de zamanı!

MURAT TOLGA ŞEN