Konuşanlar - Konuşulanlar
19 Oca 2011 07:25 Son Güncelleme: 23 Kas 2018 11:58

SABAH HABERLERİNİN DÖRT YAPRAKLI YONCASI!

Onlar, hafta içi her gün televizyonların sabah haberlerini sunan güzel yüzler, güzel sesler&... Onlar, sabah haberlerinin dört yapraklı yoncası&...

SABAH HABERLERİNİN DÖRT YAPRAKLI YONCASI!
Onlar, hafta içi her gün televizyonların sabah haberlerini sunan güzel yüzler, güzel sesler… Onlar, sabah haberlerinin dört yapraklı yoncası… Medyaradar’ın usta röportajcısı Yüksel Şengül, NTV’de ‘Güne Başlarken’i sunan Esra Sert, CNN Türk’te ‘Güne Merhaba’yı sunan Özge Uzun, Habertürk’te ‘Günden Önce’yi sunan Duygu Canbaş ve 24’te ‘24 Sabah" ile ekrana gelen Beyza Hakan’la konuştu. Televizyon dünyasının sabah kuşağında izlediğimiz bu dört güzel spiker, yaşadıkları dünyanın kapılarını Medyaradar’a açtı.

Esra Sert (NTV ‘Güne Başlarken’)

Sabahın erken saatlerinde kamera önüne geçerek ‘Güne Başlarken’ programını sunan NTV haber spikeri Esra Sert,  mesleğini çok seviyor ama bu yüzden hayatı kaçırdığına da inanıyor. Önce bunu konuşuyoruz onunla.

Katıldığınız Okan Bayülgen’in programında, sabaha karşı 03.00’te uyandığınızı ve akşamları 19.00’da yattığınızı söylemiştiniz. Bu saat dilimlerinde yaşarken, hayatı kaçırdığınızı düşünüyor musunuz?

Evet, hayatı kaçırdığımı düşünüyorum. Saat 19.00’da yatıp 03.00’te uyanmak kolay deil. Zor bir hayat tarzı bu.

Genel olarak haberciler asık suratlı durur ve duygularını belli etmezler. Sizce sabah kuşağını sunarken de bu kurallar geçerli oluyor mu?

Habercilerin asık suratlı olduğunu düşünmüyorum. Surattaki ifadenin haberin önüne geçmesi ve abartılı mimikler arzu edilmez. Bu sabah kuşağında da böyle. 

Sabah ve akşam haber kuşaklarını birbirinden ayıran özellikler nelerdir? Sizce sadece uyanma ve uyuma saatleri mi farklı?

Tabi ki hayır. Günün her saatindeki kuşak dilimlerinin farklı karakterleri vardır. Örneğin akşam haberlerinde izleyici, televizyon karşısına geçip başından sonuna haber bültenini izler. Ama sabah kuşağında maksimum 30 dakikada bir izleyicinin değiştiği varsayımıyla akış yapılmalıdır. O saatte kimsenin televizyonun karşısına geçip uzun uzun sizi izleyecek vakti yoktur. Dolayısıyla akşam haberlerinden ayrıntı bekleyen izleyici, sabah haberinden kısa ve kolay anlaşılabilir haber bekler.  

Hiç gece kuşağındaki haber spikerlerine imrendiğiniz oldu mu?

Haber kanallarında kuşak hiyerarşisi yoktur. NTV’de hemen her saatte haber sundum. Akşam haberleri statiktir. Ben her zaman sıcak gelişmelerin olduğu saatleri tercih ederim. 

Spikerler eskiden şimdiki kadar tanınmaz ve konuşulmazdı, bu ilgi ve alakadan rahatsızlık duyduğunuz oldu mu?

Hayır, olmadı. Habere duyulan ilginin artmasıyla ilgili olan bir gelişme sanırım.

Fanatik hayranlarınız var mı? Aldığınız ilginç tekliflerden söz eder misiniz?

NTV’de ekrana çıkınca hayranınız olmaması mümkün değil. Evlenmeden önce mektup yazıp evlenme teklif ediyorlardı. Evlenince o tür mektuplar kesildi.  

Esra Sert oyunculuğa nasıl bakıyor?

Oyuncu değilim.

Film ya da dizi teklifi gelse oynar mısınız?

Doğrusu böyle bir şeyi hiç düşünmedim. Ancak kabul etmem tabii ki.

Esra Sert kızı Ladin’i kucağına aldıktan sonra haberleri sunmasında farklılıklar oldu mu?

Evet. Çocuk istismarına yönelik haberleri sunmakta zorlanıyorum.  Bu tür haberler beni derinden etkiliyor. Çünkü ben de bir anneyim.

Anne olmak sizi değiştirdi mi?

Tabii ki değiştirdi. Günde 5-6 saat uykuyla idare edebilen, aynı anda onlarca şeyi halledebilen bir insan oldum. Bir de çocuklarla ilgili her konuda çok hassaslaştım.

Sunduğunuz haberlere bakınca ülkenin içinde bulunduğu durumu nasıl görüyorsunuz?

Türkiye çok karmaşık bir ülke. Aynı bülten içinde sizi umutsuzluğa düşürecek bir haberle göğsünüzü kabartacak bir haberi peş peşe sunabiliyorsunuz. Bence bu karmaşıklığı anlamak ve ülkenin içinde bulunduğu durumu değerlendirirken böyle bakmak lazım.

Sabahın erken saatlerinde sunulan haberlerin hazırlığı nasıl oluyor?

Batılı ülkelerde sabah haberleri geniş bir ekip tarafından hazırlanıyor. Bizde ekipler çok daha küçük. Türkiye’de bir önceki günden kalan haber havuzu ne kadar güçlüyse sizin sabah haberleriniz de o kadar güçlü oluyor. Biz bu açıdan çok şanslıyız. Zaten elimizde çok derli toplu bir haber havuzu ve iyi işlenmiş haberler oluyor.

Halk arasında ‘Afyonu Patlamak’ diye bir tabir vardır. Güne henüz güneş doğmadan başlayan bir haberci olarak sizin afyonunuz ne zaman patlıyor?

Ne kadar uykusuz olursam olayım 06.00’da jenerik döndüğü an afyonum patlıyor.

Özge Uzun (CNN Türk ‘Güne Merhaba’)

Her sabah CNN Türk’te ‘Güne Merhaba’ programıyla ekranda izlediğimiz Özge Uzun, güler yüzü ve içtenliğiyle olduğu kadar uzun boyuyla da dikkat çekiyor. Biz de bu nedenle boyuyla ilgili olarak başlıyoruz sorularımızı sormaya…

Meslektaşlarınız arasında uzun boyunuzla öne çıkıyorsunuz. Meslek hayatınızda bunun faydasını ya da zararını gördünüz mü?
Doğrusunu söylemek gerekirse, meslek hayatımda uzun boyumun ne bir zararını ne de bir faydasını gördüm. Ama boyumun uzun olmasından memnunum.

Gündüz ve gece kuşaklarında yayınlanan haber bültenleri arasında ne gibi farklar görüyorsunuz?
Gündüz kuşağında sıcak gelişmeleri soluk soluğa iletiyoruz. Yorumları anında izleyicimize aktarabiliyoruz. Gece genellikle yaşanan gelişmelerin toparlaması oluyor. Gün içinde haber izleyemeyenler için gündemin bir özetini veriyoruz. Gece kuşağında gündüz yoğunluktan yer verilemeyen bazı dış gelişmeler, kültür-sanat ve magazin haberleri daha çok yer alıyor.

Etekle sunduğunuz haber bültenleri yüzünden size ‘Seksi sunucu’ imajı da yapıştırılmaya çalışıldı. Sizce güzel kadınların kaderi mi bu?
Vallahi sadece güzel değil, kadın olmak Türkiye’de çok zor. O dönem kimileri için güzel bir malzemeydi bu durum. Ama bizde çoğu şey sabun köpüğü tadında. Unutulup gidiyor. O günlerde esti bir fırtına ve bitti. Ama adı kaldı yadigar. Zaten sadece ama sadece “seksi” ve “güzel” sunucu olsaydım, şu an CNN Türk’te olmazdım.

Sabahın erken saatlerinde sunduğunuz ‘Güne Merhaba’ya nasıl hazırlanıyorsunuz?
Çekirdek bir ekibimiz var. Editörümüz Hüseyin Tahmaz, prodüktörümüz Aysun Şahin ve bir de her işimize koşan asistanımız Sinan… Saat 03.00 gibi uyanıyorum. Kanala geldiğimde yaptığım ilk şey kocaman bir fincan sade kahve içmek ve cnnturk.com’dan günün ilk haberlerini almak oluyor. Programımız üç saat sürdüğü için yoğun bir haber akışı var. Gazetelerin hazırlanması, ‘Güne Merhaba’nın vazgeçilmezi köşe yazarları... Her görüşten farklı seslere yer vermeye çalışıyoruz. Sayın Ferhat Boratav bir aydır hep bizimle. Kendisi ile hem gündem maddelerini değerlendiriyoruz, hem de keyifli sohbetler yapıyoruz. Ayrıca CNN Türk muhabiri sevgili Zeynep Karamustafa her gün düşüyor yollara, kentin çeşitli noktalarından sabah manzaralarını anlatıyor. ‘Güne Merhaba’nın en büyük farkı ise çok interaktif olması. Hem twitter (twitter.com/ozge_uzun) hem e-posta, hem de facebook sayfasından mesajlarla izleyicimizle sürekli sohbet halindeyiz. Sabahın o saatinde yolda, CNN Türk radyoda, hem de telefonlarından bizi izleyen izleyicimiz çoğunlukta.

Gece hayatı sizin için çok uzak bir kavram mı?
Çooook (gülüyor). Gece hayatından kastınız eğlence hayatıysa pek aram yoktur. Arada dostlarla Asmalımescit ya da Beşiktaş’ta toplanırız, o kadar. Pek hoşlanmıyorum saatlerce yüksek müzikli eğlenceden. Hafta içi erken uyuyabiliyor muyum? Hayır. Oğlum saat kaçta uyumama izin verirse, daha doğrusu uyursa, ancak o zaman. Genelde 22.00-22.30 gibi yatabiliyorum.

Kuşak haberciliğine doğru gittiğimiz bir dönemde akşam kuşağında olan spikerler daha şanslı ya da daha çok tanınıyorlar gibi bir düşünceye sahip misiniz?
Hayır, değilim. Aslına bakarsanız haberlerin içeriği çoğu zaman aynı. Ama onu sunan kişinin tavrı ve tarzı izletir kuşakları. CNN Türk’te her kuşakta haberin içinde çok iyi ve güzel ekran yüzleri var. Hepimizin de ayrı bir yeri var izleyicide.

Oğlunuz Dağhan doğduğunda kalça çıkığı, parmaklarının yapışık olması ve kalp problemi gibi sorunları vardı. Aradan geçen zamanda oğlunuz nasıl oldu, bu süreç psikolojinizi nasıl etkiledi?
Oğlumla çalışmaya ve mücadeleye devam ediyoruz. Çok şükür her geçen gün daha iyiye gidiyor. Hedefimiz altı yaşına geldiğinde akranları ile okula başlayabilmesi. Bu bir anne ve kadın için en büyük sınav. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Evet, hep umudumu koruyorum, oğlumla çok mutluyum. Ama bu demek değil ki her şey güllük gülistanlık. Ancak yaşayan bilir bunu. Maddi manevi zorluklar ameliyatlar, rehabilitasyon dönemi oldu. Hepsi hem anne hem de aile için yıpratıcı süreçler. Biz, ailem ve eşim ile bu süreçten en az hasarla çıkmak için çabalıyoruz. Ekran önünde olanlar için en zoru bu. Bir gece önce çok ağlamış, üzülmüş olabilirsiniz. Gelirsiniz kanalınıza, yaparsınız makyajınızı ve yüzünüze gülücüğü konduruverirsiniz. İşte benim genelde yaptığım bu.

Özge Uzun doğal tavırları ve enerjisiyle sabah kuşağında son derece renkli olmayı başarıyor. Bunun sırları nedir?
Hayata tutunuşum. Sadece bu. Yoksa var olamam, bu işi yapamam. Hayata tutunmamın içinde oğlum, ailem ve geleceğim var.  O yüzden ne olursa olsun gülümsüyorum ben. Hayat ve gün, bana gülsün diye.

Haber spikerleri güzellikleriyle ve sunumlarıyla dikkat çekiyor. Siz de güzel bir sunucu olarak bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Televizyon tabi ki görsel bir iş. Ancak sadece güzellik yetmiyor. Açarsınız kanalı o güzelliği izlersiniz ama bunun süresi beş dakikadır en fazla. Sonra o güzelden bir şeyler duymak istersiniz. Ben aynı zamanda Başkent İletişim Akademisi’nde spikerlik-sunuculuk eğitimi veriyorum. Stüdyo çalışmaları yaparken hep acaba nasıl göründüm, elimi nasıl koydum, gözümü çok mu kırpmışım gibi endişelerini dile getiriyor öğrencilerim. Ben de onlara şunu söylüyorum: Önce, ne ve nasıl anlattığınız önemli. Önce teknik, sonra artistlik.

Oyunculukla ilgili teklifler aldınız mı, alıyor musunuz?
Vallahi almadım ama okul döneminde tiyatro çalışmaları yapmıştım. Herkes benim konservatuarda tiyatro okuyacağımı düşünüyordu. Kısmet değilmiş. Çok zor bir iş. Ama çok da zevkli olduğunu düşünüyorum. Bir gün neden olmasın.

Sabah kuşağında haber sunmanın en zor yönü nedir?
Henüz gün ışımadan, hava karanlıkken ve çoğunluk uyurken sıcak yatağından kalkmak en zor yanı olsa gerek. Ama bu ilk beş dakikadır. Kendimi banyoya atıp yüzümü yıkayınca güne konsantre olurum.

Duygu Canbaş (Habertürk ‘Günden Önce’)

Duygu Canbaş, hafta içi her gün sabahın erken saatlerinde Habertürk stüdyolarından ‘Günden Önce’ programını ekrana taşıyor. Başarılı spikerin mesleğe başladığı dönemi merak ediyorum. Onunla sohbetimize de oradan, yani spikerlik mesleğine adım attığı günlerden başlıyoruz.

TRT’nin 1997 yılında yaptığı spikerlik sınavında yedek listeye kalıp İstanbul’a geldiniz. Bu sizin hayatınızda bir milat mıdır?

Bir dönüm noktası diyebilirim. Ancak özellikle şunu belirtmek isterim. TRT benim okulum, bu işte varoluşumun yapıtaşı... Bu yüzden benim için hep heyecan verici. Yönetimler gelir geçer, tartışılan, sitem edilen de yönetimi elinde bulunduranlardır, kurumlar değil. Benim Ankara’dan, koridorlarında büyüdüğüm TRT’den, bir gecede ayrılma kararımın nedeni de budur. Çünkü bana "Sende nodül var, bu yüzden seni almadık, yedeğe koyduk " dediklerinde, aynı ben, aynı TRT’de günde en az iki saatlik yayın sunuyor, 2’den 12’ye yaş aralığında seslendirme yapıyor, hem radyoda, hem televizyonda program yapıyordum. O yüzden de başka kadro tekliflerini kabul etmedim ve Ankara’yı terk ettim...

NTV’de gece kuşağında haber sunuyordunuz, derken ardından sabah kuşağına geçtiniz. Geceden sabaha geçince hayatınız ve siz nasıl etkilendiniz bundan, anlatır mısınız?

Sabahın enerjisini çok seviyorum.. Çoğu kişi için yanına bile yaklaşılmaması gereken bir saat diliminde güne başlıyor ve çalışıyorum. Çok uyumak gibi bir amacım da olmadığı için pek sorun yok gibi görünüyor. Ama tüm bunlara rağmen sabah kuşağında çalışmak çok yıpratıcı. Erken yaşlandırıyor. Üstelik metabolizmayı altüst ettiği için kilo aldırtıyor! Bir de gece çalışırken bambaşka bir izleyici kitlesi vardı, şimdi çok başka.

Sabahın erken saatlerinde kamera karşısında olmak için oyalanmadan erken yatmanız gerekiyor. Uykunuzun kaçtığı, bir türlü uyuyamadığınız zamanlar oluyor mu?

Uyumak zorunda olmak çok zor. En fazla iki üç saatlik uyku şansınız varsa ve uykunuz kaçtıysa, tek kelime ile kabus. Bu arada altı yıldan çok oldu sabah yayınına başlayalı, sadece bir kere telefonun alarmını kapatıp yeniden mışıl mışıl uyumuşum. Genellikle alarmdan önce kalkarım.

Uykusuzluğa karşı aldığınız her hangi bir önlem var mı?

Hayır yok. Sizi huzursuz eden bir şey yoksa, ki çok şükür benim yok, uyursunuz.

Uykunuzu alamadan kamera önüne geçtiğiniz sabahlar oldu mu ve öyle olunca ne gibi olumsuzluklar yaşıyorsunuz?

Çok oldu, sayamam. Hiç uyumadan gittiğim de çok oldu. Öyle zamanlarda daha iyi oluyorum nedense!

Sabah kuşağında kamera önüne geçmek, sosyal hayatınızı etkiliyor mu? Mesela, sinemaya ya da arkadaşlarınızla eğlencelere gidebiliyor musunuz?

Herkes saat 20.00 olur olmaz, pufidi kandil, tumba yatak sanıyor ama tabii ki öyle olmuyor. Benim de bir hayatım ve çevrem var. Hepsinden önemlisi canım oğlum var. Uyku için onunla geçireceğim zamandan çalmam. Ayrıca tiyatroya da giderim, konsere de. Hayatı kaçırmak istemem.

Ankara Radyosu Çocuk Kulübü’nde bulundunuz ve uzun yıllar seslendirme sanatçılığı yaptınız. Oyunculuğa yakın gibi görünen bu uğraşlardan sonra neden spikerliği tercih ettiniz?

Bizim dönemimizde yaptığımız seslendirmeyi hala çok özlüyorum. Spikerliği ise seçmedim. İstanbul’a geldikten sonra ne iş yapabilirim diye düşünürken, TV8’den teklif geldi. Hatta hem program, hem haber için çekim yaptık. Haber merkezi 12 saat kadar önce aradı “Sizi bekliyoruz” diye. Haber oldu!

‘Sesim eğitimli, TRT geçmişim var ve güzelim, neden oyuncu olmayayım?’ diye düşündüğünüz oldu mu?

”Güzelim” kısmı için teşekkür ederim öncelikle. Bu ülkede herkes spiker olayım diye uğraşır! Ben de oyuncu olmaya mı çalışayım. Şaka bir yana oyunculuğu gerçekten çok seviyor ve önemsiyorum. Olabilmeyi de çok isterdim ama konservatuarın kıyısından döndüm.

Oyunculuk konusunda teklifler gelmedi mi, bu konuda çalışmalarınız olmadı mı? Teklifler aldıysanız hangi dizi ya da filmlerden?

Gelmedi diyecektim ki, haksızlık etmeyeyim, sevgili Nuri Gökaşan’ın kulakları çınlasın, Ziraat Bankası Çocuk Tiyatrosu’nda tavşan olmuşluğum vardır!

Televizyon kanallarının anchormenleri arasında açıktan olmasa da bir yarış var. Peki, sabah kuşağındaki spikerler arasında da böyle bir yarış var mı? Rakiplerinizi izler misiniz?

Hepimiz aynı saatte yayındayız. Kendimi bile izleyemiyorum. Herkese soruyorum, dışarıdan siz izliyorsunuz, söyleyin, bir eksiklik var mı diye...

“Akademi İstanbul”da Konuşma Sanatı ve Radyo – Televizyon Haberciliği dersi veriyorsunuz. Yeni neslin bu işe bakışı nasıl?

Dersleri biraz takip ettikten sonra daha özenli olduklarını gözlemleyebiliyorum. Biz neden şimdiye kadar böyle öğrenmedik diye sorgulamaya başlıyorlar sonra. Ancak etrafımız o kadar yanlış örneklerle sarmalanmış ki, bir süre geçince ister istemez başa döndüklerini görüyorum.

Az sayıda kelimeyle konuştuğu için eleştirilen gençleri siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gençlere boş boş ekrana bakmayı değil de, eline bir kitap, bir dergi alıp okumayı ne kadar öğretiyoruz da az kelimeyle konuşulduğunda eleştirelim.

Kadın ve erkek spikerleri kıyasladığınızda nasıl bir tablo çıkıyor ortaya? Birbirlerine üstün gelen ya da eksik kalan yanları size göre neler?

Haber açısından galiba erkek spikerler daha inandırıcı geliyor izleyiciye. Böyle bir araştırma var mı bilmiyorum ama görüntü öyle. Bunun yanı sıra artık görsellik de çok ön planda. Kadınlar da bu açıdan daha şanslı gibi. Aslında bunların hepsi boş. İşinizi iyi yapıyorsanız, işinize saygı duyuyorsanız, onlarca örneğin arasından seçiliyorsunuz.

İnsanlar güne başlarken ilk haberleri sizden alıyor. Onlara genelde güzel ve iyi haberler mi verebiliyorsunuz yoksa çoğu kez “Keşke bu haberleri vermeseydim” dediğiniz oluyor mu?

Burası Türkiye! Bu soruyu gerçekten sormak istediğinize emin misiniz? Umarım güzel haberler çok olur, biz de onları verip mutlu oluruz.

Elbette hepimiz insanız ve mesleğimizi yaparken hatalarımız oluyor. Ancak sizin meslekte yapılan hata, dil sürçmesi oluyor ve milyonlar izlediği için hemen fark ediliyor. Unutamadığınız pot, hata ya da gaflarınız var mı?

Adı üstünde, canlı yayın. Her şey olur... Olabilir. Her gün dört saat kesintisiz yayın yapıyorum. Olmaması mucize!

NTV‘de Ergenekon’la ilgili bir telefon bağlantısı sırasında konuğunuz ‘Günaydın’ demişti ve siz ‘Günümüz aydınlık değil’ karşılığını vermiştiniz. Aradan çokça zaman geçti ama o anki duygularınız neydi ve bu olayla ilgili pişmanlık duydunuz mu hiç?

Bu konuyla ilgili o kadar çok konuşuldu ki, Türkiye’nin gündeminde bunca önemli konu varken bunu konuşmak bana haksızlık gibi geliyor. Ama sordunuz söyleyeyim. Bu iddialar doğru da olsa, yanlış da olsa sonuçta olan Türkiye’ye oluyor.

Yatağın sol tarafından kalkmak diye bir tabir vardır. Siz hiç böyle durumlar yaşıyor musunuz ve yatağın sol tarafından kalktığınızda Duygu Canbaş nasıl biri oluyor?

Siz sorunca düşündüm de, ben hep soldan kalkıyorum! Aslında gerçekten çok sabırlı biriyimdir ama sabrımın tükendiği noktada da galiba gözüm hiçbir şeyi görmez.

Kardeşiniz Burcu Canbaş’la birlikte oturduğunuz sitedeki evinizin bahçesinde komşunuzla tartışmış ve saldırıya uğramıştınız. Mahkemeye taşınan bu olayla ilgili son gelişmeleri öğrenebilir miyiz, dava sonuçlandı mı?

Yine burası Türkiye kontenjanından bir soru. Dava tabii ki bitmedi. Mayıs’ın son haftasında bir duruşmamız daha var. Biz şahitlerimizle haklılığımızı mahkemede dile getirdik. Karar yargının. Ama şunu da söyleyeyim, karşı taraftan her duruşma öncesi uzlaşma talebi geldi, kabul etmedik. Sonuçta sırf oturduğu semtte tasmasıyla, çöp poşetiyle köpek gezdirdiğimiz için hem hakarete, hem de saldırıya uğradık, tehdit edildik. Sonucu ben de bekliyorum.

Her sabah sizi izleyen televizyon seyircilerine buradan vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

İzleyicilerin beklentilerini boşa çıkarmıyoruzdur umarım. En azından elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Dilerim onlara güzel haberlerin çok olduğu programlar sunarım.


Beyza Hakan (24 ‘24 Sabah’)

Mesleğini çok sevdiğini söyleyen 24’te hafta içi her sabah yayınlanan ‘24 Sabah’ programının sunucusu Beyza Hakan’la, daha önce gece haberleriyle ekrana geldiği için ‘gece ve sabah’ karşılaştırmasını sorarak başlıyoruz sohbetimize...

Sabah kuşağından önce, gece haberlerini de sunmuştunuz. Gece ve sabah sunuculuğu konusunda, artı ve eksi olarak neler söyleyebilirsiniz?
Gece  ve sabah haberleri arasında çok fark var. Gece haberlerinde günü geç bitiren izleyici profilinin karşısına çıkıyorsunuz. Gün içinde yaşananların özenle seçilmiş maddelerini sunmalısınız gece bülteninde. O saatte izleyici  üçüncü sayfa haberlerine kadar detay izlemek için oturmuyor, günün özetini izlemek istiyor. Bir de gece bülteninde konuk izlemekten keyif alınır, özellikle renkli konular ilgi çeker, kültür-sanat gibi.
Sabah kuşağı ise güne hazırlamayı amaçlıyor. Temposu yüksek, zaman sınırlıdır… Öncelikle hava ve yol durumunu mutlaka bilmek istiyor sabah izleyicisi. Gece bülteninde olduğu gibi uzun sohbetler izlemeye, büyük kısmının vakti yok. Sabah kuşağı programını sunarken, okula gitmek üzere kapıdan çıkana kadar aç gitmesin diye çocuğuna bir şeyler yedirmeye, meyve suyunu yudumlatmaya çalışan anneler gibi hissederim kendimi. Onlar hazırlanırken, ben de kapıdan çıkana kadar onları her şeyden haberdar edip güne hazırlıyorum. Bir önceki gün olanların yanında, o gün için beklenen gelişmeleri de aktarınca, izleyenlerimin beslenme çantasını da hazırlamış oluyorum (gülüyor).

İnsanların pek çoğunun sabahın erken saatlerinde yatakta olduğu bir zaman diliminde siz ekranda haberleri sunuyorsunuz. Bu nasıl bir motivasyon istiyor?
Kanalın haber maratonunda meşaleyi ilk taşımaya başlayan sabah kuşağı sunucusudur. Bunun sorumluluğunu hissetmek, masaya otururken heyecanlandırmaya yetiyor insanı. Şayet, zinde olmanız için yeterli uykuyu almışsanız, henüz yaşanmamış bir günün sabah enerjisi, daha önce söylediğim gibi izleyenleri güne hazırlıyor olmanın bilinciyle birleşince, rahatlıkla motive oluyorsunuz.

Adınıza amatör internet sitesi açılmış bir spikersiniz. Bu ilginin altında neler yatıyor, bunu neye bağlıyorsunuz?
O amatör site aslında eski… Kanal 7’de haber sunduğum dönemde hazırlanmıştı. Hazırlayan genç arkadaşlar bana mesaj da atıyorlardı o günlerde. Sanırım çoktan mezun olmuşlardır. Artık sosyal paylaşım siteleri var. İlgilerini bu sitelerde gösterip, eleştirileri varsa paylaşabiliyorlar. İlk başlarda bu ilgi şaşırtıyordu beni, çünkü o günlerde haber spikerleri bugünkü kadar merak edilmiyordu. Şimdi alıştım artık. Bizim özel yaşamımız fazla ön planda olmadığı için  “gizemli” tanımı yapıyorlar ya hani, işte ilgiyi biraz da buna bağlıyorum.

Size gelen ilginç mesajlardan bize verebileceğiniz örnekler var mı?
Sosyal paylaşım sitelerine vurgu yapmıştım, Facebook ve Twitter kullanıcısıyım. Eskiden olduğu gibi programın e-posta adresinden değil, bu sitelerden mesaj alıyorum. İzleyicilerim gülümsemiyorum diye sık sık fırça atıyorlar! Neden çok gülümsemediğim, hatta asık yüzle sunduğum eleştirisi içeren mesajlar çoğunlukta (gülüyor). Hatta geçtiğimiz günlerde Twitter’da “Ah bir de gülümsediğinizi görsek! Şu an izliyoruz ve gülmüyorsunuz. Fıkra yazsak, okuyup gülümser misiniz?” şeklinde mesajlar aldım. Bu ana kadar sunduğum haber akışının başlıklarını yazdım, gülümsemediğimin nedeni işte bu diye cevap verdim. İnanır mısınız,  programın sonuna yaklaşmıştık ve bir tane dahi iç açıcı  haber verememiştim.

Keşke beni de, izleyenleri de gülümsetecek haberlerin sayısı çok olsa. Karanlık haber verirken nasıl gülümserim! İnsan acıklı bir şarkıda ya da filmde gülebilir mi?
Sonra şöyle mesajlar da geldi, “Ne diye evlendin ki şimdi? Hem kiminle evleneceğine doğru karar verdin mi bakalım? Seni ya ekrana çıkartmazsa bir süre sonra?” Özel hayatımla ilgili sorular içeren bu tür mesajlar da alıyorum ve içeriğine göre cevaplıyorum.

Sabahın erken saatlerinde kamera karşısına geçebilmek için gece yaşantısından ödün veriyor musunuz? Bunun sizde yarattığı bir sıkıntı ya da pişmanlık var mı?
Erken saatlerde ekran karşısına geçmek için erken saatlerde yatıyorum. Sabah 04.00’te güne başlıyorum. Bu durum, iş dışındaki yaşantımı oldukça sınırlıyor elbette. Ancak sabah kuşağını severek kabul ettim ve başladım, hiç de pişman olmadım. Anne olduktan sonra çok daha zorlaştı ama yine de severek ve sahiplenerek sunuyorum. Şüphesiz ana haber bültenlerinden çok farklı bir yerde sabah kuşağı, fakat haber sunmak hangi kuşak olursa olsun aynı ciddiyeti taşıyor ve emek istiyor. Seviyorum yaptığım işi.

Beyza Hakan’ı sabah kuşağındaki diğer spikerler arasında farklı kılan, öne çıkaran, bir yön, bir tavır ya da duruş farkı var mı?
Bugün artık birçok meslektaşımın da hatırı sayılır bir izleyici kitlesi var. Beyza Hakan da sunduğu saatin hakkını vermek için gereken çabayı sarf ediyor. Sabah seyircisi beklediği dinamizmi, haberin içeriğine göre güler yüzü, gelişmeleri buluyor. Sunumum konusunda (gülümsemek dışında) olumsuz eleştiri almıyorum. Tecrübem, haberi sunmaktan çok anlatmanın, paylaşmanın doğru olduğunu öğretti ve bunu yapmaya çalışıyorum. Aradaki o soğuk mesafeyi kaldırıyorum böylece.

Elbette hepimiz insanız ve mesleğimizi yaparken hatalarımız oluyor. Ancak sizin meslekte yapılan hata, dil sürçmeleri, milyonlar izlediği için hemen fark ediliyor. Unutamadığınız pot, hata ya da gaflarınız var mı?
Önce utandıran, sonra güldüren gaflar haber sunmanın bir cilvesidir. Haber kanalında entertainment kanallara göre daha yoğun bir trafik var. Bir haberi redakte edilmeden sunduğumuz olabiliyor. E hal böyle olunca da bazen gaflar kaçınılmaz oluyor.
Mesela yoğun bir gündemi paylaşırken, TSK yerine THY diye okumuştum ve haberin içeriğiyle THY’nin uzaktan yakından alakası yoktu tahmin edeceğiniz gibi. O kadar anlamsız olmuştu ki! Eski Orman Bakanı Osman Pepe ile ilgili bir haber sunarken de, Osman Bakanı Orman Pepe gafını yapmıştım, çok konuşulmuştu (gülüyor). Mesela, sadece Türkiye’de olabilecek bir kazayı; bir kamyonun eve girmesini sunarken de “kamyon eve geldi” demiştim. Sanki o kamyon eve ziyarete gelmiş gibi (gülüyor). Gafların dışında saçımı düzeltirken kameraya yakalandım. Yanımdan ayırmadığım pet şişemi masanın üzerinde unuttum. İntercom’un pili bitmiş bir defasında, yönetmen arkadaşım da önümdeki kağıtlardan objektife dönerek sunmaya başlayacağım düşüncesiyle geri sayıp beni ekrana vermiş. Bende hareket yok tabi… Sonra döndüm ve editörüme seslendim… Kameramanın çırpınmasıyla durumu fark edip sunuma geçtim ama iş işten geçti (gülüyor).
Yayında rahatımdır. Konuğum olduğunda daha da açığa çıkar bu… Rahat sorar, rahat itiraz eder, rahat gülerim. Bir doktor konuğum “Timinge dikkat etmek lazım” şeklinde cümle kurunca, çok da kızdığım bir durumdur, İngilizce kelimelerin cümle içinde yama gibi kullanılması sinirimi bozar, ”Aman hocam Latince’yi çok anlıyormuşuz gibi İngilizce - Türkçe harmanladınız, bari siz yapmayın” deyiverdim. Yayın sırasında “Ağzınıza sağlık, alemsiniz, güldük ama bravo” gibi mesajlar aldım. Sebze-meyve fiyatlarının yüksekliğinde medyanın da suçu olduğunu söyleyen bir konuğuma, “Tebrik ederim, bu konuda da biz sorumlu olduk ama nasıl başardık anlamadım. Tezgah kurup düşük fiyattan meyve sebze satan oldu mu içimizde?”  demiştim yarı şakayla. 

Haber kuşaklarına baktığımızda, öğlen veya akşam ya da sabah kuşakları arasında zorluk anlamında bir fark görüyor musunuz?
Her kuşağın ayrı zorluk derecesi var. Haber sunmak zaten başlı başına zor. 24’e, yani bir haber kanalına geçtikten sonra, her kuşağı sundum. Hepsinin hazırlık süreci farklı. Her kuşağın uyandırdığı sorumluluk bilinci de öyle. Gün içinde yoğun temponun tam ortasındasınız. Ajanslara sürekli yeni gelişmeler düşüyor. Klişe bir tanım denir ama doğrudur; yaşadığınız ülkenin de dünyanın da nabzını tutuyorsunuz. Gündüz bu aksiyon yaşanırken, sabah kuşağı daha sakin gibi geliyor ancak anlattığım gibi onun da kendi içinde bir temposu var. Sonuçta 24 saat boyunca hiç uyumayan, hep ayakta kalan bir ruhtur habercilik.

Sizce spikerlerin güzel ya da çirkin olması habercilik anlamında bir fark yaratır mı? Spikerlerin güzellikleriyle konuşulması televizyonun kaçınılmaz yönü mü?
Ekran ışığının olmazsa olmaz olduğunu, bakımlı görünmenin şart olduğunu savunuyorum. Objektif, güzel yüzü seçer, avantajdır da. Ancak haberciliği bu anlamda ayırıyorum. Sorunuzda da bunu vurguluyorsunuz.  Haberci değilseniz, bir son dakika gelişmesini aktarıp yayını yürütmek durumunda kalmak, bütün maskenizi düşürür. İşte bu kadar! Ben haber spikeriydim. Haber kanalına geçip, son dakika gelişmesi kulağıma ikinci kez tekrarlanmaksızın söylenip “Üzerine konuş, bilginin devamı gelecek” dendiği anda, habercilik eğitimimi almaya başladım. Özel haber yapmaya başladığım anda habercilik disiplin ve ahlakını da, bu eğitim hamuruna ekledim. İşte bu nedenle kesin olarak söylüyorum, güzellik ya da çirkinlik, habercilik anlamında fark yaratmamalı. Neyse ki izleyebildiğim kadarıyla, güzel bulunan spikerler haberi de kötü sunmuyor. Güzel olup, kötü sunuyorsa hiçbir kuvvet haber koltuğunun devamlılığını sağlamaz. Haber spikerliği bir o kadar da adil bir meslektir. Güzelliğin konuşulması da sadece televizyonculuğun değil, görsellik içeren her mesleğin kaçınılmaz sonucu. Haber spikerlerine olan ilgi ve merakın geçmişi çok eski değil bildiğiniz gibi. Bu ilgiden dolayı mesleki yeterliliğin yanında güzellik de artık belirleyici bir unsur. Sadece bizim sektörü kastetmiyorum. İki CV’den biri için seçim yapılacaksa, güzel fotoğraf iliştirilene öncelik tanındığı iddia edilir. Bunun ayrımcılık olduğunu düşünenlerdenim.  Şahsen haksızlık olduğunu düşünüyorum. Habercilikte oyunun kuralı farklı olmalı, şah ve mat aynı kutuya girmemeli. Haber temalı kanallarda sistemin bu ayrımı eritebileceğine inanıyorum. O hızlı akışı, haberi detaylı ve yoğun işleme gerekliliğini, içi boş güzellik taşıyamaz. Tekrar vurgulamak isterim, sadece metinleri alıp haber sunmakla, haberciliği ayırarak cevaplamaya çalıştım. Bunun yanında güzel olup, sadece bu nedenle bulunduğu yerde olmadığını ispatlamak, altta yatan yeteneklerini ortaya koymak gibi bir gayreti, savaşı olabiliyor güzel kadının da. Bu baskı her açıdan rahatsız edici. En nihayetinde bu savaş kadını yoruyor. Dünyada durum böyleyken, “Güzele bakmak sevaptır” atasözüne sahip bir toplumdan bunun aksi beklenebilir mi? Ben güzel-çirkin ayrımından çok, yaşı ilerleyen bayan spikerlerin hak ettiği yerde olmadığını savunuyor ve bunu eleştiriyorum. Deneyim ve tecrübeye haksızlık edildiğini düşünüyorum. Kadın haber spikerliği ilerleyen yaşlarda yapılamayacak mı? Gelecek kaygısı mı gütmeliyim? İlerisi için farklı bir mesleğe yönelmeyi düşünüp,  kendimi garantiye mi almalıyım? Doğrusu bu sorulara cevap aradığım olmuştur.

Anchorwomen sadece Türkiye’de değil dünyada da az rastladığımız bir kavram. Kadınlar bu konuda geri planda mı kalıyor? Sizin böyle bir idealiniz var mı?
Kadınların anchorwoman kavramının içini doldurmak için hiçbir eksiği yok, neden olsun ki? Bugün ana haber bültenlerinde beğenerek izlediğimiz anchorman’lar, habercilik tecrübeleri bilinen, bu anlamda saygıyla izlediğimiz ustalar. Bir kadın haberci, bu tecrübelerden geçmişse, sadece haber spikerliği ile yetinmemişse, neden anchorwoman olarak ekrana ve sunduğu kuşağa imza atmasın? Daha sert duruş, daha otoriter tavır, daha gür ve tok ses tonu mu aranıyor yoksa? Sanmıyorum… Ama yadsınamaz bir gerçek var, şoförlükte olduğu gibi, spikerlikte de erkeğe daha fazla güveniliyor. Beğenmeye gelince evet, güvenmeye gelince erkek olsun. Ama iyimserim. Zamanla anchorwoman kavramının kabul göreceğine, saygı duyulacağına, önünün açılacağına inanıyorum. Bu da kadın azminin kaçınılmaz başarısı olacak. Ben de idealize ediyordum ama uzun süredir, yine güncel ama konuklu bir program hazırlamak ve sunmak istediğimi fark ediyorum. Sabah kuşağında konuk ağırlama bakımından çerçeve biraz dardır, bundan dolayı özlüyor olabilirim. Haber sunmakta ısrarcı değilim. Zaten haber spikerlerinin hareket alanı artık genişledi, eskisi gibi değil.

Her sabah sizi izleyen televizyon seyircilerine buradan vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Güne birlikte başlamaya devam edelim. İçimizi aydınlatacak haberleri daha çok sunmayı ve daha çok gülümsemeyi arzu ettiğimi bilmelerini isterim. Dizi seçmeye benzemez haber izleyicisinin tercih nedenleri, doğruyu ve kaliteyi isterler. Her sabah yayın sırasında ve haber aralarında mutlaka okuduğum bir site olan Medyaradar’a, kadın haber spikerlerine olan alaka ve saygısından dolayı çok teşekkür ederim.

RÖPORTAJ: YÜKSEL ŞENGÜL