Rasim Öztekin'den Medyaradar'a çarpıcı açıklamalar: Baskılar mizahı güçlendirir!

Geçtiğimiz günlerde geleneksel Türk Tiyatrosu'nun simgesi olan kavuğu Şevket Çoruh'a devreden Rasim Öztekin, Medyaradar'ın usta röportajcısı Figen Balcı'ya konuk oldu.

Ünlü oyuncu Rasim Öztekin yakın zamanda Ferhan Şensoy’ın kendisine emanet ettiği kavuğu meslektaşı Şevket Çoruh’a devretti. Rasim Öztekin ile tiyatro, sanat, siyaset, evlilik gibi pek konuyu çok samimi ve keyifli sohbet içinde konuştuk. Sağlık Editörü olan eşi sevgili meslek duayenim Esra Kazancıbaşı Öztekin ile nasıl tanıştıklarını, mutlu evliliğin sırlarını ve pek çok detayı keyifle okuyacağınızı düşündüğüm bu röportajımda bulabileceksiniz.

“ŞEVKET ÇORUH; BİR HAFTA UYUYAMADIM İKİ GÜN DE AĞLADIM DEDİ”

FİGEN BALCI: Türk tiyatrosunda İsmail Dümbüllü’den bu yana süregelen bir geleneğe uygun olarak Ferhan Şensoy’un size verdiği kavuğunuzu Şevket Çoruh’a devrettiniz hayırlı olsun. Nasıl karar verdiniz? Aklınızda bir kaç isim olduğunu daha önce medyaya duyurmuştunuz; kavuk çok kıymetli bir sembol tiyatroda bu tercihi yaparken kriterleriniz neler oluyor?

RASİM ÖZTEKİN: Şöyle bir şey tabi ki ben çok erken devrettim kavuğu. Bunun sebebi de sağlık nedenlerimden ötürü tiyatro yapamamam. Aşağı yukarı bir senedir falan kavuğu devretmeyi düşünüyordum. Bir senedir gözüm böyle adaylardaydı 3-4 tane de aday vardı. Ama son zamanlarda Şevket Çoruh ağır bastı zaten bu kavuk bir simge aslında. Ben Şubat ayında kavuğu Şevket’e vermeye karar verdim hatta açtım ustam Ferhan Şensoy’un da fikrini aldım, usta böyle böyle dedim ne dersin, o da “ Aa çok iyi fikir, tamam kardeş” dedi. Açtım Şevket’e söyledim, Şevket şok oldu heyecanlandı. Bizim Şevket ile çok bir yakınlığımız da yoktur “merhaba, merhaba, nasılsın abi, iyiyim Şevket’ciğim sen nasılsın” bu kadardır çok da samimiyetimiz yoktur hatta bir iki telefonuma cevap bile vermedi (gülüyoruz).Şevket’e söyledim çok heyecanlandı ondan sonra Şevket; “ ben bir hafta uyuyamadım iki gün de ağladım” dedi aldığı haberden sonra. Dolayısı ile biz aslında 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde bunu yapmayı düşünüyorduk fakat pandemi girdi işte olay bugünlere kadar Açıkhava Tiyatrosu'na kadar geldi. Derler ya her şeyde bir hayır vardır gerçekten öyle oldu. Önce yapsaydık yine eski törenler gibi olacaktı ama bu seferki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin de girmesi ile olayın içine daha büyük bir tören haline geldi.

“KAVUK BİR TANE”

F.B: Hani söylediniz ya siz çok da özel bir iletişimimiz yoktu, çok da samimi değildik Şevket Çoruh ile diye. Kavuğu devrederken neden Şevket Çoruh ismi size daha doğru bir isim gibi geldi ve birkaç seçenek içerisinde niçin onu tercih etmiş oldunuz?

R.Ö: Tabi bu bir kere bu kavuk biraz da çıraklara devredilen bir şey yani genç ve geleceğini gördüğün, görmeye çalıştığın kişilere verebileceğin bir şey. Şimdi Şevket’in daha önce yaptıkları güzel neden çünkü tiyatro aşığı, tiyatro bağımlısı. Bu kavuğun da biraz böyle hayatı tiyatro olanlara gitmesi lazım. Dolayısı ile Şevket’de bir kere bu var, yaptığı işler var, oynadığı oyunculuğu biliyorum, duruş olarak biliyorum dolayısı ile bunlar hep ön plana çıkıyor. Artı ben Şevket’de şunu da görüyorum çünkü tiyatro aşığı olduğu için; ilerde daha da güzel şeyler yapacağına da inanıyorum. Bundan sonra sorumluluk tabi ki Şevket’de ama yani ben o ışığı gördüğüm için Şevket dedim. Tabi ki buna benzer bir sürü arkadaş var ama kavuk bir tane.

“TİYATROCU OLDUĞUM İÇİN ELİMDE ÇOK TUTMADIM VE DEVRETTİM”

F.B: Tiyatro aşığı olduğunuz ve onu çok hak ettiğiniz için kavuk size layık görüldü. Ancak sağlığınız müsaade etmediği için, tiyatro yapamadığınız için kavuğu hızlıca devrettiniz. Bu da aslında ne kadar tiyatroya değer verdiğinizi gösteriyor. “Kavuk bir süre daha bende dursun, muhafaza edeyim” demediniz.  Bu kıymetli emaneti hızlıca devrettiniz bu da bir nevi fedakârlık olsa gerek değil mi?

R.Ö: Evet yani ben tiyatro yapmıyorsam bende durup evde bir köşede süs olarak durmasının anlamı yok. Kavuğu alanın tiyatroya bir katkısının olması gerekir dolayısı ile benim oyuncu olarak tiyatroya bir katkım olmadığına göre en azından böyle bir hareket yaparak bir katkım olsun dedim. Bugün tiyatroların durumu çok kötü biliyorsunuz. Özellikle pandemiden sonra zaten kendilerini zor idare eden halleri vardı bir de artık yüzde 50 az seyirciye oynamak söz konusu olunca çoğu zaten salon açamıyorlar bırakın oynamayı. Çünkü zaten full oynadıkları zaman masrafını çıkaramıyorlar bir de bunun yüzde 50’si olunca bu sefer hiç tiyatro açılacak duruma gelmiyor. Türk tiyatrosu ciddi sıkıntıda şu anda gerçi her şey sıkıntıda, sıkıntıda olmayan çok şey yok ama sanatsal olarak baktığınızda Türk tiyatrosuna bir destek yapmam lazım. Ben de en azından tiyatronun tekrar gündeme gelmesi açısından da bunun tam zamanı olduğunu düşünüyorum. En azından gündeme gelmiştir tiyatro ve bir de Şevket gerçekten varını yoğunu tiyatroya yatırmış bir arkadaşım. Böyle hiç olmazsa bir ona el vermek gibi algılanması güzel olur yani aslında tiyatrocu olduğum için elimde çok tutmadım ve devrettim.

“TIR ŞOFÖRÜ OLMAK İSTİYORDUM”

F.B: Peki tiyatrocu olmasaydınız, tiyatro sanatçısı olmasa idiniz gençlik yıllarınızda hayalinizde böyle bir başka meslek oldu mu hiç?

R.Ö: TIR şoförü olmak istiyordum( gülüyoruz)

F.B: Gerçekten mi? Neden?

R.Ö: Bilmiyorum belki de özgürlüğü sevdiğim içindir. O dönemde bizim gençliğimizde dünyaya, Avrupa’ya açılmak falan çok zordu . Avrupa’ya gidenler parmakla gösteriliyordu o gösterilenlerden bir tanesi de TIR şoförleri idi. Bilmiyorum araba kullanmayı da sevdiğimden her halde TIR şoförü olmak istiyordum.

F.B: Hiç kullandınız mı TIR ya da böyle büyük bir araç?

R.Ö: Otobüs kullandım, şehirlerarası otobüs kullandım, çekimlerde kısa süre ama TIR kullanmadım fakat TIR çok konforludur bilmem biliyor musunuz?

F.B: Hayır bilmiyorum ( gülüyoruz)

R.Ö: Ben gezdim ettim falan bayağı karavan falan gibi bir olaydır. Benim en büyük hayalim abimle birlikte TIR şoförü olup Avrupa’yı dolaşmaktı.

"SEN NE ZAMAN DOĞRU DÜRÜST BİR İŞ YAPACAKSIN DERDİ ANNEM”

F.B: Ama sonra tiyatrocu oldunuz, aileniz tiyatrocu olmanızı nasıl karşıladı?

R.Ö: Ailem hiç karışmadı yalnız rahmetli annem ben bayağı bir şey olmuştum, o sırada TRT’de bir program yapmıştım, bayağı ünlü olmuştum 83-84 yılları… Köşe Dönücü diye bir dizi yapmıştık ve o sıralarda çok da tutmuştu o dizi zaten tek kanal vardı mecburen tutuyordu bir işi yaptığınız zaman( Gülüyoruz) Her akşam oyundan eve yorgun argın geliyordum. Annem bana hep “ Aman ne yorulacaksın oyundan geliyorsun eve “ derdi. ( Gülüyoruz) Yani hep oyun olarak ele aldığı için… Bir de arada sırada; “Sen ne zaman çalışacaksın, bir işe gireceksin?” diye sorardı. Hâlbuki ben lise sondan itibaren evden hiç harçlık almadan profesyonel oyunculuk yapıp kendi kendime geçinmeye başlamıştım. Ona rağmen annem “Sen ne zaman doğru dürüst bir iş yapacaksın"  derdi.

“PELİN; 'BABAM BENİM TİYATRO YAPMAMI YASAKLADI' DER”

F.B: Tabi ülkede böyle bir bakış var aslında sanata böyle bir bakış var meslek olarak değil de sanki bir hobi olarak görülüyor. Kızınız da Pelin de tiyatro sanatçısı oldu. O anlamda belki sizden daha şanslıydı çünkü sanatçı bir babası vardı, siz sanıyorum desteklemiş olmalısınız bu süreçte kızınızı?

R.Ö: Destekledim tabi hep destekledim. Pelin çok erken başlamak istedi aslında ben bir tek ona izin vermedim yani ortaokulda iken teklifler geldi “ Pelin’i oynatalım, şunu yapalım filan diye. Bizim Ortaoyuncular Tiyatrosunda da yeni bir oyun konuluyordu Ferhan dedi ki; Pelin’e de yazayım mı diye çünkü Ferhan’ın kızları Feruş ile Daduş oynayacaklardı onlar beraber büyüdüler zaten. Pelin o zamandan beri “Babam benim tiyatro yapmamı yasakladı” filan der hâlbuki benim amacım bir çocukluğunu yaşasın, 14-15 yaşında birden bire bir tiyatro disiplini gibi ki tiyatro disiplini önemli bir şeydir bunun içine girmesin diye düşündüm. İlerde mesela tiyatro yapmaktan bıkmasın diye düşündüm. Küçük yaşlardan başlarsan bu disiplinin içine girmeye ileride bıkabilirsin dolayısı ile biraz onun iyiliği için engelledim filan ondan sonra ama kendisini zaten tutamadım. Bir gün bana telefon açtı; “Baba telefon geldi" dedi meğer o başvurmuş Gani Müjde’nin yaptığı bir dizi vardı Perran Kutman’ın filan oynadığı "ben ona girdim" dedi. Gani Müjde benim arkadaşım zaten Pelin de Gani Müjde’nin elinde doğdu. İyi dedim oradan bir başladı gitti ondan sonra ben tabi onun danışmanı gibiyim hep danışmanlık yaptım onu öyle yapma, bunu böyle yapma gibi. Bu onun bir avantajı tabi ki.

F.B: Muhakkak öyle…

“İDOLÜM FERHAN ŞENSOY”

 F.B: Tiyatroda sizin örnek aldığınız özellikle ülkemizde idolünüz olabilecek bir isim oldu mu çok etkilendiğiniz? Mesleğe başlarken ya da mesleği icra ederken etkilendiğiniz biri oldu mu?

R.Ö: Tabi ki ustam Ferhan Şensoy’dur. En baştan beri ustamdır zaten kavuğu da ondan aldım. Ben kendimi o kavuğu aldığım zaman ustamdan beratımı aldım olarak görüyorum yani diplomamı aldım gibi bir şey o. Dolayısı ile idolüm Ferhan Şensoy’dur.

“FERHAN ŞENSOY 12 AY MAAŞ VERİRDİ”

F.B: Türkiye’de de dünyada da sanatçı olmak bir parça zor olsa gerek, sanat icra etmek zor. Sanatçılar kimi zaman bunun bedelini ödüyorlar. Siz ne tür zorluklar yaşadınız? Ya da yaşadınız mı Türkiye’de sanatçı olmak nasıl?

R.Ö: Ben çok erken profesyonel oldum. Bir de şöyle bir durumum var ben 79 yılında profesyonel oldum Ortaoyuncularda sigortalı oldum çünkü benim en büyük avantajım şuydu, benim patronum çok dürüsttü. Ortaoyunculardan sigortalı oldum ve 25 sene sonra da ortaoyunculardan emekli oldum. Hep bütün yaşantım boyunca oradaydım, benim tiyatrom orasıydı dolayısı ile bir de Ferhan Şensoy (her tiyatroda öyle değildir) 12 ay maaş verirdi.

F.B: Yani sezon dışında da tiyatro kapalı olsa da maaş ödeniyordu sizlere öyle mi?

R.Ö: Evet benim öyle bir avantajım vardı Ferhan Şensoy gibi bir patronum vardı benim. O çok önemli bir şey. Bazı zamanlarda tiyatronun kötü gittiği zamanlarda maaş alamadığımız da oluyordu ama o maaşları daha sonra toplu olarak ödemiştir. O anda anlık sıkışıklıklar oluyordu biz de başka işler yaparak o sıkışıklığın önüne geçmeye çalışıyorduk. Ben şahsi olarak böyle bir sıkıntı yaşamadım dediğim gibi patronum iyi olduğu için ama bunun sıkıntısını yaşayan çok arkadaşlarım oldu. Hele şu anda çok daha zor durumdalar tiyatro yapılamıyor, turnelere gidemiyorlar oyunlar oynanamıyor şu anda tiyatrocuların müzisyenlerin durumu pandemiden sonra bir içler acısı halde…Dolayısı ile  tiyatro çok meşakkatli bir iştir ben bunun meşakkatini çektim, çekmedim değil ama bunu severek yaptım. Biz sabahlara kadar dekor yapardık, dekor boyardık, oyunun prömiyerine 20 gün kala biz artık tiyatroda sabahlardık. Bunlar tiyatronun güzel çileleriydi ve bunları çektik. Ben son zamanlarda oyun oynarken yapmadığım bir dekorun önünde oyun oynuyorsam yabancı bir evde oyun oynuyor gibi hissederdim. Yani o dekorda mutlaka bir çekiç vuruşum, bir çivi çakışım olması lazım.

“BEN HEP MUHALİF TİYATRODA YER ALDIM”

F.B: Maddi zorluklar bir yana onun dışında sosyal zorlukları var mı ülkemizde ve dünyada sanatçı olmanın. Çünkü sanatçı olmak demek aslında bir parça da toplumun ve sosyal sorunların dile getirilmesine aracı olmak demek. Bu manada baktığımız zaman bu tür zorluklar yaşadınız mı oynadığınız oyunlar, onların konuları…  Bazen zülfü yâre dokunmak gerekiyor bu anlamda yaşadığınız zorluklar oldu mu?

R.Ö: Ben 2010 yılına kadar Ortaoyuncular Tiyatrosunda’ydım yani rahatsızlanmadan öncesi hep orada oynadım. Ortaoyuncular zaten ben şeye de inanmıyorum “muhalif tiyatro” diyorlar muhalif tiyatro yok aslında tiyatro zaten toplumun aynasıdır. Bunun içinden gelen şeyleri yansıtır dolayısı ile toplumda ne varsa onu oynarsın muhalif diye bir şey yok. Dolayısı ile ben hep “muhalif tiyatroda yer aldım” şimdi dediklerine göre. Ben yaptığım işleri tiyatro dışında da hep seçerek yaptım. Ben topluma ne verebilirim sosyal olarak doğru mu bunları da çok dikkate alarak davrandım. Hem film senaryosu hem dizi seçimlerim olsun bunlar hep bende ön plandaydı. Mesela herkes bana der ki “ Abi sen nasıl bir adamsın oynadığın dizi acayip tutuyor yıllarca oynuyorsun, oynadığın film gişe rekorları kırıyor.” Ama işte seçiyorum yani seçtiğim için oluyor. Es geçtiğim ve sonra keşke oynasaydım dediğim filmler de oluyor tabi ama genelde yaptığım seçimler doğru ki sonuçlar böyle oluyor.

“BİRİSİNDE SEYİRCİ İLE ÖTEKİSİNDE KAMERA İLE SEVİŞİYORSUN”

F.B: Az önce filmlerde de dizilerde de rol alırken seçiyorum dediniz bir tiyatro sanatçısı için dizi ve film oyunculuk anlamında aynı tatmini yaşamanızı sağlayabiliyor mu? Yoksa pek çok sanatçının ifade ettiği gibi maddi kaygılar ile mi bu işler yapılıyor?

R.Ö: Tabi ki önceliğe koyduğunuz zaman tiyatro çok başka bir şey seyirci ile bire bir canlı ilişkinin olduğu, anında reaksiyonların alındığı artı şöyle de bir şey var bir oyuncu için tiyatroculuk çok önemli bir katkı sağlıyor her gün yeni bir şey öğreniyorsunuz sahne üstünde çünkü karşınızda seyirci var bir gün bir yaptığınız hareketin fazla olduğunu öğreniyorsunuz ertesi gün o hareketi yapmıyorsunuz. Yavaş yavaş sizi aslında çaktırmadan eğitiyor. Bu seyirci ile sağlanan bir şey. Tiyatroda her oyunda bir öncekinden daha iyisini yapma şansınız var ama sinemada böyle bir şans yok. Sinema ve dizi oyunculuğu da başka bir oyunculuk aslında tiyatroya benzeyen bir oyunculuk değil fakat onun da çok keyifli tarafları var. O da başka bir şey; birisinde seyirci ile sevişiyorsun, ötekisinde kamera ile sevişiyorsun. İkisi çok farklı şeyler ama çıktıkları yer aynı; oyunculuk… İkisinin de tadı başka ama bir tiyatrocu için her zaman tiyatrodur.

“OYUNCULUKTA MÜHİM OLAN ALGILARININ AÇIK OLMASIDIR”

F.B: İyi bir tiyatro sanatçısı mutlaka iyi bir eğitim almalı mı yoksa alaylı olmak, iyi ustaların yanında yetişmek de yeterli oluyor mu?

R.Ö: İyi bir tiyatrocu olmak için bir kere tiyatrocunun sık sık oyun oynaması lazım. Yani bu ister konservatuvarlı, ister alaylı olsun hiç fark etmez. Konservatuvardan mezun olup direkt konservatuvar hocası olanlar var hiç oyun oynamadan. Yani ne derece doğru, tartışılır. Konservatuvar akademik bir eğitim getiriyor bir alt yapı hazırlıyor fakat cengâver meydanı tiyatro sahnesidir esas olay orada kopar. Eğer sen biraz önce anlattığım şeylere haiz isen orada seyirci önünde kendini eğitebiliyor isen bir de karşında da bir ustan var ise onlardan yaptıklarını gözlemleyebiliyor isen onun bir reaksiyon aldığında nasıl davrandığını anlayabiliyor isen oradan da mezun olunur. Yani ben şöyle bir şey derim her zaman için benim karşılarında oynadığım ustalar ki bunları en baştan saymaya başlarsam; Ferhan Şensoy benim ustam, Zeliha Berksoy yıllarca karşılıklı oynadık, Tuncay Kurtiz, Erol Günaydın, Münir Özkul bunlarla biz karşılıklı oynadık bunların hepsinden ben o kadar çok şey öğrendim ki. Onlar benim aslında konservatuvarım, hepsinden ayrı ayrı mezun oldum ben. Dolayısı ile onlarla oynamak ayrı bir keyif ve yarı bir eğitim eğer onlardan bir şey kapabiliyor isen o senin oyuncu olarak ilerlemeni sağlıyor. Bunda alaylı olmuşsun, konservatuvarlı olmuşsun çok önemli değil. Konservatuvarlı da bundan bir şey kapabilir, alaylı da bundan bir şey kapabilir. Oyunculukta mühim olan algılarının açık olmasıdır. Kimden nasıl ne kaparım ve seyirciden ne öğrenirim diye bakmak lazım olaya.

“HİÇBİR ZAMAN BİR PARTİLİ OLMAMAK GEREKİYOR”

F.B: Peki siyaset sanat ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sanat da kimi zaman siyasete ve topluma yön verebiliyor toplumsal olayları ele alarak. Keza içinde bulunduğumuz siyasi ortam da sanatı, yaşantıyı etkileyebiliyor. Nasıl bir interaktif ilişki görüyorsunuz nasıl etkileniyor sanat siyasetten tiyatro bağlamında değerlendirmenizi rica edebilir miyim?

R.Ö: Şöyle bir şey var sanata katkısı olacak herkesin elini öperim, dünya görüşü ne olursa olsun beni ilgilendirmez. Bu bir, ikincisi ben sanatçının her halükarda eleştirisel bakması gerektiğini düşünüyorum her şeye. Her şeye muhalefet olması lazım yani ben bugün bir partiyi tutuyorsam ve o parti iktidara geldiyse benim onu eleştirmem, aksayan yerlerini söylemem lazım, dolayısı ile benim partili olmamam lazım. Görüşüm tabi ki olur seçimde gider kime oy verirsem veririm o beni ilgilendirir ama sözsel olarak hiçbir zaman bir partili olmamak gerekiyor. Sanatçının özgür olması, özgür iradesinin olması gerekiyor. Özgür iradesinin olması için de bir yere bağlı olmaması gerekiyor. Yani ben kim olursa olsun onu eleştirebilmeliyim.

“BASKILAR MİZAHI GÜÇLENDİRİR”

F.B: Aynı şekilde siyasetin de sanatın içinde olmaması ve baskı yapmamasını beklemek lazım sanıyorum değil mi?

R.Ö: Tabi ki. Şunu da bilmeleri lazım özellikle mizah hep baskıcı dönemde çok önemli eserler vermiştir. Mesela dünyanın en çok satan karikatür dergisi hangisidir; Krokodil’dir. Krokodil Sovyetler Birliği zamanında yayınlanan bir dergidir. Dünyanın en çok satan mizah dergisidir. Dolayısı ile baskılar mizahı güçlendirir.

“EŞİMİN ÇOK BÜYÜK KATKISI VAR”

F.B: Biraz da sosyal hayattan söz edelim. Sağlığınız nasıl şimdi daha iyi misiniz?

R.Ö: Sağlığım iyi kendime baktığım sürece sağlığım iyi. Eşim de biliyorsunuz sağlık editörü olduğu için dolayısı ile o bakımdan da bir avantajım var.

F.B.: Kesinlikle Esra Kazancıbaşı Öztekin çok iyidir, mükemmel bir sağlık editörüdür.

R.Ö: Eşimin çok büyük katkısı var hakikaten sağlık bekçim o. Dolayısı ile o bakımdan büyük bir avantajım var, dikkat ediyorum sosyal hayatıma. 80’ler çekimleri var haftada bir veya iki kez ona gidip geliyorum mesela ama onun dışında sosyal yaşantımız çok sınırlı. Mesela 12 Mart’tan beri biz daha hiç dışarda yemek yemedik Esra ile. Eğer işimiz yoksa önemli bir şeyimiz yoksa evimizden dışarı çıkmıyoruz.

“EV YAPIMI“

F.B: Pandemi nasıl etkiledi sizi? Mutsuz oldunuz mu bu süreçte yoksa başka şeyler keşfettiniz mi? Zaten çok muhteşem bir eşiniz var bizlerin meslek duayenidir kendisi hem bilinçli, hem çok hoşsohbettir. Birlikte vakit geçirmenin keyfine de varmış olmalısınız.

R.Ö: Bazı şeyler pandemi sayesinde öğrendik gerçekten. Bazı lüzumsuzlukları da pandemi sayesinde öğrendik. Anlamsız bir koşturmacanın içinde olduğumuzu da öğrendik pandemi sayesinde, ne büyük tüketici olduğumuzu da öğrendik, gereksiz bir tüketiciymişiz biz bunu öğrendik. Alınan bilmem ne marka arabanın bilmem ne yemeğin, otuz katlı evlerin hepsinin hikâye olduğunu öğrendik. Pandemi karşısında bunların etkisiz olduğunu öğrendik. Dolayısı ile pandemiden aslında çıkarılacak çok büyük dersler var. Bu bakımdan pandemi yararlı olmuştur ama çok büyük bir yıkıntı bırakmıştır. Bunun dışında ben pandemi ile birlikte evde bol bol sinema izledim ve kitap okudum. Ben kendimi nadasa bıraktım pandemi döneminde fakat bizim yapımcımız Birol Güven bizi rahat bırakmadı. “Ev Yapımı “ diye bir dizi yaptık biz pandemi döneminde. 80’lerin çekimine ara vermiştik. Ev Yapımı dizisi enteresan oldu, bir ilki yaptık sonra bizim taklitlerimiz yapıldı. Herkes kendi evinde kendi olanakları ile kendi akıllı telefonları ile diziyi çekti.

“PANDEMİDEN ÇOK ÖNEMLİ DERSLER ÇIKARABİLİRİZ”

F.B: Kendi platonuzda çalıştınız yani?

R.Ö: Kendi evimizde kendi platomuzda daha çok da ev halimiz yansıtıldı. Dolayısı ile bize tekst gönderiliyordu biz çekiyorduk, orada da tabi Esra’ya ciddi bir iş düşüyordu. Esra hem oyunculuk yaptı hem asistanlık yaptı, hem bazen yönetmenlik yaptı hem bazen görüntü yönetmenliği yaptı yani Esra ile birden bire bu işin içine girdik ve haftamızın iki üç gününü o işe ayırıyorduk. Bize bir yarar mı getirdi derseniz biraz avunduk o sırada bir şeyler yaptık, bir şeyler ürettik. Ama Esra’ya sorarsan çok büyük bir külfetti Esra için. (Gülüyoruz) Kadıncağız çünkü kendi işlerini yapamayıp alakasızca dizde oynamaya başladı. Bu o bakımdan Esra açısından kötüydü ama dediğim gibi pandemiden çok önemli dersler çıkarabiliriz bir de ben kendimi nadasa bıraktım o açıdan iyiydi, bol bol kitap okudum bol bol film seyrettim.

“TENCERE YUVARLANMIŞ KAPAĞINI BULMUŞ”

F.B: Maşaallah diyelim çok güzel bir evliliğiniz var, çok güzel bir ilişkiniz var Esra Hanım ile mutlu bir çiftsiniz. Gençlere özellikle mutlu evliliği sürdürmenin ipuçlarını anlatabilir misiniz? Özellikle son dönemde ilişki ve evlilikleri sürdürme zorluklarına tanık oluyoruz bu anlamda tavsiyeleriniz neler olur?

R.Ö: Vallahi bunun çok bir sırrı filan yok bu biraz “tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş” derler ya ( Gülüyoruz) Bunun şu andaki ismi de ruh ikizi biraz böyle bir şey aslında. Evlilik aslında şanstır. İki kişi ayrı kültürlerden, ayrı sosyal çevrelerden gelmiş iki kişi birden bire bir gün birlikte oturmaya karar veriyorlar aslında bu çok delice bir şey.  Zor bir şey evlilik, çok zor bir şey ama mutlu evliliklerin en önemli kıstası bence eşlerin bir birine saygısı. Evlilikte saygı çok önemli ondan sonrası çorap söküğü gibi geliyor zaten. Yeter ki saygı olsun.

“REHA MUHTAR’IN PROGRAMINA ÇIKMAM DEDİM”

F.B: Esra Hanım ile nasıl tanıştınız biraz da onu anlatır mısınız?

R.Ö: Esra Hanım ile bizim tanışmamız çok uzun yıllara dayanıyor. Her ikimiz de İstanbul Basın Yayın Yüksekokulunda idik ben de oradaydım biz oradan tanışıyoruz aslında ama hiç alakamız yok birbirimiz ile. Hatta o kadınlar basketbol takımındaydı onların antrenörü askere gitmişti ben bir süre onlara koçluk yapmıştım ama o inkâr ediyor (Esra Öztekin’i kast ederek söylüyor) ( Gülüyoruz) Ama kendisine resimler gösterdim koçluğunu yaptığıma dair. Dolayısı ile biz 82-83 den beri tanışıyoruz. Selamlaşmamız var ama sadece o kadar. Yıllar sonra ben evlenmişim ayrılmışım, o evlenmiş, ayrılmış. Yıllar sonra Esra Ateş Hattı diye bir program vardı orada çalışıyordu.

F.B: Evet Reha Muhtar ile birlikte.

 R.Ö: Bir gün Esra beni aradı "Sanatçılarla ilgili bir program var gelir misin" dedi. “ Reha Muhtar’ın programı mı” dedim. Evet deyince ben “ Hayır gelmem ” dedim. (Gülüyoruz) "Ama ben başka sanatçı arkadaşlara söylerim" dedim biz ondan sonra telefonlaşmaya başladık falan derken ondan sonra işte…

F.B: Yani Reha Muhtar’ın da sizin evliliğinize dolaylı da olsa bir katkısı olmuş o zaman (Gülüyoruz)

R.Ö: Evet öyle oldu.

“PANDEMİ BİTİNCE YAPACAĞIM İLK ŞEY BİR KEBAPÇIYA GİDİP KEBAP YEMEK OLACAK”

F.B: Hayatta yapmayı çok isteyip yapamadığınız, içinizde ukde kalan bir şey oldu mu ya da şu pandemi döneminde “ pandemi bitsin ilk şunu yapacağım” dediğiniz bir şey var mı?

R.Ö: Pandemi bitince yapacağım ilk şey bir kebapçıya gidip kebap yemek olacak acayip kebap yemek istiyorum.

F.B: Çok teşekkür ederim, çok keyifli bir sohbet oldu. Sevgili Esra Kazancıbaşı Öztekin’e çok selam ve sevgilerimi iletin lütfen.

R.Ö: Ben de çok teşekkür ederim, size kolaylıklar diliyorum, sağ olun.