Propagandaya doymuyorlar… Ne olacak bu haber kanallarının hali!

Ekran eleştirisinin önde gelen isimlerinden olan Ali Eyüboğlu, bundan tam 10 yıl önce Milliyet’in Cadde ekindeki köşesinde şunları yazmış;

“Televizyonculukta en düşük maliyetli iş, canlı yayında tartışma programı... Konunun uzmanlarının izleyiciyi bilgilendiren tartışmaları elbette ki, yararlı... Ancak iş öyle bir hal aldı ki, “konunun uzmanı” diye ekranlara çıkarılanların çoğu belli bir görüşün militanı gibi... Karşı görüştekilerin söyledikleri doğruları bile duymayacak kadar sağır hepsi... Üç aşağı beş yukarı, hangi konuda da ne söyleyecekleri belli... Buna rağmen haber kanalları izleyiciyi bıktıran bu insanları niye sürekli ekrana çıkarıyor peki? Reyting almak için... Oysa kanallar arasında tur atan bu uzmanlar(!) yüzünden reyting kaybına uğruyor haber kanallarının hepsi...”

Ali ağabey, haber kanallarının geleceğini bu yazıda müthiş isabetle öngörmüş. O zamanlar ben TV eleştirisi yazmıyordum ancak durum tam da işaretlediği gibiydi ve 10 yılda daha da kötüye gitti. Düşük reytingler neredeyse hiçlik seviyesine geçti ama bu kanalların yayınladığı tartışma programlarının karakteri değişmedi çünkü amaç karşıt görüşleri tartıştırıp ortak bir akılda birleştirmek değil propaganda yapmak. Dümdüz, saldırgan, akılsız bir propaganda...

Yıllar içinde propaganda makinesinin yakıtı olmaktan sıkılan ve durumun farkına varan muhalif fikirli insanlar bu programlara çıkmaktan vazgeçti. Onlar gidince tartışma programları bitti mi? Ne gezer! Ortalık hepten aynı görüşteki insanların yaygarasına kaldı. Haliyle, haberci kanallar 10 yıl önceki reytinglerini de arar duruma geldiler.

Dünyanın başka bir yerinde, eğer kamu kurumu değilse hiç kimse bu kadar düşük reytingli bir TV yayıncılığını sürdür/e/mez ama propaganda makinesinin bir saniye bile durmaması gerekiyor ve bizdekilerin kapanma tehlikesi yok. Havuz medyasında bir sürü patron var ama asıl patron dur diyene kadar kimse izlemese bile devam!

Dünya bitti uzaya el attılar!

Haber kanallarının en güçlü motivasyonlarından biri eğitimdeki fırsat eşitsizliği, işsizlik, hayat pahalılığı, adalet mekanizmasının tıkanması gibi önemli sorunları unutturmak için dizayn edilen propagandanın savunuculuğunu ve yayılımını yapmak. Bu da bir çeşit manipülasyon. “Bundan 6 ay önce kilosunu 25 TL’ye aldığım zeytin nasıl 45 TL oldu” diye merak ederken birden kendinizi aya hangi roketle ne zaman gideceğimizi düşünürken buluyorsunuz. Ne şahane değil mi! Turgut Uyar’ın meşhur ‘Göğe Bakma Durağı’ şiirinde yazdığı gibi; “İkimiz birden sevinebiliriz, göğe bakalım”.

Cumhurbaşkanının 9 Şubat'ta açıkladığı Türkiye'nin Milli Uzay Programı bir anda ülkenin ana gündem maddesi haline geldi. Televizyon kanalları ve haber siteleri açıklanan programın hedeflerini tartışmak daha doğrusu bu fantezinin propagandasını yapmak konusunda bir saniye bile gecikmediler. Birkaç gün boyunca 'Astronot' kelimesine Türkçe bir karşılık bulmaya çalıştık ama havuz medyasının haber kanalı olan A Haber çıtayı arşa taşıdı ve uzaydaki madenlere gözünü dikerek bu değerleri nasıl işleyeceğimizi tartışma konusu haline getirdi.

Rahmetli annemin güzel bir deyişi vardı. Saçmaladığım ya da bir konuda ileri gittiğim vakit, “Atını az geri bağla Murat” derdi. Soyumuzda Teksaslı mı var diye düşünürdüm ama çok da hoşuma giderdi bu cümlesi, hemen ayağımı denk alırdım.

A Haber’in de yapması gereken bu… Koca koca profesörler, doçentler televizyona çıkmış madenleri nasıl işleyeceğimizi tartışıyor. Gitmişiz, üs kurmuşuz, maden bulmuşuz, işlemişiz de dünyaya taşıyoruz. Ne büyük saçmalık! Hollywood filmlerini bile aşan bir hayal gücü… Ridley Scott bunları görse, dünyaya dönen maden gemisi Nostromo mürettebatının hikayesini gösteren ilk Alien filminin senaryosunu başka türlü yazardı. Hey be, yağmasanız da gürleyin!

Bunları kahkahalar atarak izler ve daha ne kadar saçmalayacaklarını merak ederken acı gerçeği de düşünmeden edemiyorum. Milyonlarca yoksul ve cahil bırakılmış insana uzay madenciliği hayalleri satıyorlar ama hiçbiri çıkıp bizim madenlerimizin neden yabancı şirketlere, her türlü doğa katliamını yapmalarına da izin verilerek peşkeş çekildiğini tartışamıyor.

İngiltere, kendisinden katlarca büyük bir nüfusa sahip olan Çin’i yıllarca nasıl yönetti ve sömürdü biliyor musunuz? Yine bir başka büyük nüfuslu ülke olan Hindistan’da ürettirdiği afyonu bu ülkeye yasadışı yollardan sokarak koca bir ülkeyi afyon bağımlısı haline getirdi. Çinliler afyon tekkelerinde boş hayallere dalıp kendinden geçerken İngilizler ülkeyi iliklerine kadar sömürdüler. Bu konuda daha fazla bilgi sahibi olmak isterseniz, Google’da “Afyon Savaşları” olarak arayın.

Acı gerçek; Günümüzde tüm TV kanalları neredeyse bir afyon dükkanına dönüşmüştür ve bu dükkânın müşterileri de güzel ve yalnız Türkiyelilerdir. Dizilerle kurguya alıştırılan ve gerçek ile kurgu arasındaki farkı ayırt edemeyecek hale getirilen halkımız bu tartışma programlarının gerçekdışı kurgusunu da gerçek sanıyor.

Sizin de içiniz acımıyor, bu çok bilmişlerin yüzüne “uzay madenciliğini bırakın da Kaz Dağı’nı konuşun” diye bağırmak gelmiyor mu?

Gelmiyor çünkü hemen önümüze başka bir mama koyuyorlar ve bu kez de kendimizi, yaptığı kaba-komik oryantal dansı sosyal medyasında paylaştığı için kovulan haber kanalı sunucusunun dramını tartışırken buluyoruz. Bir gün gelecek hepsi bitecek diye ümit etmekten başka çare yok. Karantinanız güzel geçsin!

Murat Tolga Şen – murattolga@gmail.com