Röportaj
03 Eyl 2020 13:37 Son Güncelleme: 03 Eyl 2020 15:34

Oktay Ekşi Medyaradar'a konuştu: Türkiye'de herkesin kalemine pranga vuruldu!

Türkiye'nin duayen kalemlerinden eski CHP Milletvekili Gazeteci Oktay Ekşi, gazeteciliğin geçmişi, bugünü ve geleceğini Medyaradar’a değerlendirdi. İşte Sinem Eryılmaz imzalı çok ses getirecek o röportaj...

Google Haberlere Abone ol

Yarım asırdan uzun bir zamandır Türkiye'de gazetecilik mesleğinin en yüksek standartlarda yapılması için mücadele etti. 36 yıl Hürriyet’te başyazarlık yaptı. Ayrıca Basın Konseyi'nde iletişim özgürlüğü mücadelesi verdi. Son 10 yıldır aktif gazetecilik yapmamakla birlikte eski CHP Milletvekili Gazeteci Oktay Ekşi gazeteciliğin geçmişi, bugünü ve geleceğini gazeteci Sinem Eryılmaz'ın röportajı ile Medyaradar’a değerlendirdi.

Türkiye’de yüksek standartlarda bir gazetecilik olmadığını dile getiren Oktay Ekşi, “Şu anda Türk basınının içinde bulunduğu dönem, bütün 200 senelik basın tarihi içinde yaşadığı en kötü ve baskıcı dönemdir” dedi. Gazeteciliğin geleceğinin ise istihdamla ilgili sorunun çözülmedikçe ve özgürlük ortamının sağlanmaması halinde devam edemeyeceğini sözlerine ekledi.

Geçmişte yapılan gazetecilik ile ve batı standartları ile mukayese edildiğinde bugünkü gazeteciliğin durumu nedir? Dijitalleşmenin etkilerinden bağımsız olarak gazeteciliğin topluma, siyasete katkısını yeterli buluyor musunuz?

Türkiye’deki gazetecilik benim mesleğe başladığım tarihte de benden önce de ve maalesef bugün de Batı ile kıyaslanamayacak kadar kötü durumda ve geridedir. Mesleğe başladığımız tarihte Batı ülkelerindeki bilinen gazetelerin haber yazma, olayı okuyucuya anlatma, o olay üzerinde içi bilgi ile dolu haber verme konusunda bizden çok ileride olduğunu görürdüm. Bizim dönemimizde de bugün de bu durum devam ediyor. Arada istisna olarak her dönem ihtisas alanına göre kalemi iyi olan gazeteciler var. Ancak maalesef durum iyi değil.

“Gazeteler kamuoyu oluşturmada eskisi kadar iyi değil”

Benim dönemimde gazetecilik toplum üzerinde etkiliydi. Çünkü halkın başka şekilde haber alma şansı yoktu. O zamanlar radyo vardı ve o da devletin tekelindeydi. Radyo yaygın ancak bu nedenden dolayı güvenilmeyen bir araçtı. Sonuç olarak gazetecilik kamuoyu oluşturma konusunda halkın en fazla etkilendiği araçtı. Şimdi dijital yayınlar var. Onların ne kadar etkili olduğuna ilişkin çeşitli yazılar okuyorum. Ama bugün çok sayıda haber programının olması, bunlarında büyük bir kısmının siyasi iktidarın esiri halinde yayın yapıyor olması, haber kanallarının çok olması ve iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle dünyanın küçülmesi nedeniyle kamuoyu oluşturmada gazeteciliğin eskisi kadar etkili olduğunu düşünmüyorum.

“Türkiye’de yüksek standartlarda bir gazetecilik yoktur”

Gazeteciliğin yüksek standartlarda yapılmıyor olmasının Türkiye'ye maliyeti nedir? Gazetecilik yapılmadan demokrasinin varlığından söz edebilir miyiz?

Türkiye’de yüksek standartlarda bir gazetecilik yoktur. Her geri kalmış toplumların ödediği bedelleri Türk toplumu da kriz anında ödemek durumunda kalıyor ve kalacak da. İyi bir gazetecilik yapılmadan demokrasiyi sağlıklı bir şekilde işletmenin mümkün olacağına inanmıyorum.

“Ergenekon’da iyi olmayan gazeteciliğin bedelini ödedik”

Bunu bir örnekle açıklayayım. Ergenekon diye fiktif çete ürettiler ve kamuoyunu yıllarca meşgul ettiler. Türkiye tam bir kâbus yaşadı. Eğer o zaman iyi bir gazetecilik olsaydı Türkiye’nin gözünü açabilecek yayınlar yapılırdı. Ama tam tersine savcıların verdiği bilgiler yayıldı. Türkiye yıllarca masum, saygıdeğer ve Atatürkçü askerlerini hapiste çürüttü. Rejime kastetmiş bir çetenin adliyedeki uzantıları Türk ordusuna her türlü rezilliği reva gördüler. Bunu da Türk basını kamuoyunu uyandırıp doğru yola sokamadı. O dönemde iyi olmayan gazeteciliğin bedelini ödedik.

“Yazılı basının öleceğine inanmıyorum”

Batı'da gazeteler eskisi kadar olmasa da hala etkisini güçlü bir şekilde sürdürüyor. Batı toplumları da bu kurumları korumak için çalışıyor. Biz toplum olarak gazeteciliği geri dönüşü olmayan bir şekilde kaybettik mi?

Ekşi, yazılı basının öleceğine ve kaybolacağına inananlardan değilim. Dijital yayıncılık elbette kamuoyunda etkili ama yazılı basın devam edecektir. Tıpkı binlerce yıl önce icat edilmiş tekerleğin hala kullanılıyor olması gibi. Yazılı basının ölmesi mümkün değildir ama teknolojinin getirdiği yeniliklere uyum sağlamaya mecbur olacaktır. O arada buna uyum sağlayamayan birkaç kurum da batabilir.

Mesleğin geleceğinin istediğim kadar iyi olacağından şüpheliyim. Teknolojinin zoruyla gazetecilik de ister istemez adım atıyor. Bizim dönemimizde gazetecilik yapabilmek için Türkiye’de eğitim veren bir kurum yoktu. Daha sonraki yıllarda İstanbul’da bir gazetecilik enstitüsü açıldı. Ardından iletişim fakülteleri açıldı. Şimdi ise birçok iletişim fakültesi mezunu gazeteci var. Benim gazetecilik yaptığım dönemde şikâyet ettiğim şeyler eğer o fakültelerde işe yarasaydı bugün bitmiş olması lazımdı. Üzgünüm ki gazetecilik olması gereken yerden çok daha geride.

“Türkiye’de herkesin kalemine pranga vurulmuş halde”

Mesleğin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Türkiye’de gazeteciliğin başlangıç tarihi yaklaşık 200 yıl öncesine dayanıyor. O günden bugüne kadar gazeteciliğimizin gerektiği kadar iyileşememesinin sebebi istihdam konusunda yeterli bir çözümün üretilmemesinden kaynaklanıyor. Gazetecilik aslında çok cazip bir meslek. Bu mesleğe o cazibesi nedeniyle birçok genç katılır.  Ancak bu meslekten kazanılan para gazetecilerin ihtiyacının çeyreğini bile karşılamamaktadır. Yetenekli ve iyi bir gazeteci aynı mesaiyi başka bir işte harcıyor olsa gazetecilikten aldığı paranın daha fazlasını kazanma şansı vardır. İşte burada gazeteci ister istemez bir tercih yapmak zorundadır. Birçok yetenekli genç insan başka mesleklere geçiş yapmaktadır. Bu da gazeteciliğin çok büyük bir kaybıdır.

Bu nitelikteki iyi yetişmiş insanları gazetecilikte tutabilmek için istihdam konusunda işverenler üzerlerine düşeni yapmak zorundadır. Ancak işverenler çalışanlarını istismar eder ve sömürür. Hatta birçok kurum gazetecileri 212 sayılı basın iş yasası ile çalıştırmaz. Bu istihdam sorunu Türk basınının belini büken en önemli sorunudur. Gazeteciliğimizin geleceği istihdamla ilgili sorun çözülmedikçe, özgürlük ortamı sağlanmadıkça devam edemez. Ancak bu mesleği gerçekten çok seven küçük bir grup nitelikli kişiler ile niteliksiz, yeteneksiz insanlar bu mesleği yapabilir.

Türkiye'de gazeteciliğin zirvede olduğu dönem ne zamandı? Dönemin başarılı gazete ve gazetecileri kimlerdi?

Mesleğe başladığım zamanlar Hüseyin Cahit Yalçın vardı. Gazetecilerin en başında gelirdi. Entelektüel bir gazeteciydi. Aynı zamanda meslekte patronum da olan Falih Rıfkı Atay vardı. Bedii Faik Akın, Ali Naci Karacan, Sedat Simavi, Cihad Baban, Altan Öymen, Necati Zincirkıran, Hıfzı Topuz iyi bir gazeteci olarak bilinirdi. Bizden önceki kuşakta Metin Toker, Cüneyt Arcayürek, Çetin Altan iyi birer gazeteci idi. Yeni kuşakta ise İsmail Saymaz dikkatimi çeken isimler arasında. Saygı Öztürk iyi gazeteciler arasında. Ancak yeni nesil yazarların içerisinde çok rezil kalemlerin olduğunu söyleyebilirim. Ama isim olarak bilmesem de gazeteciliğin hakkını vererek yapmaya çalışan genç insanları görüyorum.

Hürriyet Gazetesi’ni okumuyor

Hürriyet Gazetesini okuyor musunuz?

Hürriyet Gazetesi’ni okumayı bıraktım. Hürriyet Gazetesi’ni öğrencilik yıllarımda daha ilk çıktığı günden beri alıp okurdum. Çok da sempatik bulurdum. Haldun Simavi döneminde zaman zaman abartılı yayın yapılan bir tarafı olsa da Necati Zincirkıran genel yayın yönetmeni olduktan sonra hem tirajını çok yükseltti hem gazetenin sempatik çizgisini daha da güçlendirdi hem de çok ciddi bir itibar kazandırdı. Hürriyet Gazetesi benim bir parçamdı. Hürriyet Gazetesi ile özdeşleşmiş gibiydim. Gazete yönetimi ile bir problemim yoktu. Ancak şimdiki cumhurbaşkanı ile ilgili yazdığım bir yazı nedeniyle gazete yönetimi kurumu korumak adına bir tercih yapmak zorunda kaldı. Ben de ayrılmak istediğimi bildirdim ve oradaki görevim son buldu.

O süreç sonrasında da gazeteyi almaya devam ettim. Fakat Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun 7 sene önce attığı bir tweet nedeniyle yargılanıp, 9 sene hapis cezasına mahkûm edildiğine dair bir haber çıktı. Evime aldığım gazetelerde bu haber büyük bir şekilde işlenmişti. Ancak Hürriyet Gazetesi’ne baktığımda haberi bulamadım. En sonunda birinci sayfada çok küçük bir alanda haberi işlemişler. Buna çok büyük bir tepki duydum. Zaten A’dan Z’ye yanlış olan bir kararın bu şekilde işlenmesinden sonra 36 sene başyazarlığını yaptığım gazeteyi bir daha okumamaya karar verdim.

“Türkiye’de basın ve iletişim özgürlüğü yok”

Yıllarca 'basın özgürlüğü’ kavramı yerine ‘iletişim özgürlüğü’nü savundunuz. Bugün ülkemizdeki iletişim özgürlüğünü nasıl görüyorsunuz?

Yıllardır iletişim özgürlüğünü savunuyorum ancak gazeteciler dahil bunu kimseye anlatamıyorum. Basın özgürlüğü denilen kavramın çok yanlış olduğunu düşünüyorum. İletişim özgürlüğü kavramını birçok insan gibi basın özgürlüğü kavramı ile eşleştirerek bakacak olursak bu iki kavramın da Türkiye’de yok olduğunu iddia ediyorum.

Biz mesleğe başladığımız zaman gazeteciliğin en kötü dönemi olarak Abdülhamit dönemi olduğunu söylediler. Sonra Adnan Menderes de baskı ile gazeteciler üzerinde baskı oluşturdu. O da kötü bir dönemdi. Ama şu anda Türk basınının içinde bulunduğu dönem bütün 200 senelik basın tarihi içinde yaşadığı en kötü ve baskıcı dönemdir. O nedenle iletişim özgürlüğü de basın özgürlüğü de Türkiye’de yoktur.

“Geçmişten çıkarılan bütün dersler çöpe atıldı”

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarının ilk yıllarında cumhuriyetin temel değerleri açısından ciddi endişelerinizi dile getirdiniz. Bugünkü duruma baktığınızda hangi endişelerinizde haklı olduğunuzu düşünüyorsunuz? Sizce Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Türkiye’ye pozitif ve negatif olarak miras ne olacak?

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) pozitif miras olarak bize bırakacağı şeyler çok pahalıya yaptığı köprüler, yollar, hastaneler gibi bir takım fiziki kurumlar var. Bunların bir şekilde parası ödenecek ve gelecek kuşaklara kalacak. İnsanlar ‘iyi ki bunları yapmış’ diyecekler. Osmanlı Devleti’nde devletin kasasında beş kuruş para yokken Sultan Abdülmecid Dolmabahçe Sarayı’nı yaptırmıştı. Dolmabahçe Sarayı baktığınızda hala duruyor. Ama Türkiye’nin ihtiyacı demokratik ve özgür bir rejimdi. Daha önce de kötü dönemler yaşadık ama her birinden bir ders alarak ilerledik. Adalet ve Kalkınma Partisi bütün o derslerin tamamını çöpe attı ve Türkiye’yi tam bir despotik yönetim içine soktu. Böyle bir dönemden gelecek kuşaklara iyi ne kalabilir.

“Gazeteciliğin kalitesi yetersiz”

Türkiye’nin hangi nedenle Doğu Akdeniz’de haklı olduğunu bilmiyoruz. Söylenen sadece bir laf var: Türkiye haklı. Niye haklı? Bilmiyoruz. Doğu Akdeniz ile ilgili hangi haritayı Türk basınında görebildiniz? Ben yabancı basından araştırma yaparak bu bilgilere ulaşabiliyorum. Bunu yazamamalarının sebebi gazeteciliğin kalitesinin yeterli olmaması. Pratikte gazetecilerin kalitesi çok düşük. 

SİNEM ERYILMAZ KİMDİR?

İstanbul Üniversitesi ‘Gazetecilik’ mezunu. Gazeteciliğe 2011 yılında yerel bir gazete olan Paşavizyon’da başladı. TvNet, İhlas Haber Ajansı, Dünya Gazetesi ve Demirören Haber Ajansı’nda muhabir-editör olarak görev aldı. Mesleğe serbest gazeteci olarak devam ediyor.