New York Times’i örnekleyip Hürriyet’e çare bulamazsınız

Sinema-TV eleştirmenimiz Murat Tolga Şen, Demirören Medya Holding İcra Kurulu Başkanı Mehmet Soysal’ın ¨yayıncılık pahalı, ulusal kanalları izlemek paralı olsun¨ çıkışını yorumluyor. Bu haliyle ulusal kanallara verecek paramız var mı?

Demirören Medya Holding İcra Kurulu Başkanı Mehmet Soysal, Milliyet'te "Ve kördüğümlerin çözülmesi..." başlığıyla yayımlanan yazısında, Türkiye’de medyanın pahalı içerik ürettiğini, bunları ücretsiz erişime açmanın da sektörün her gün aşağıya doğru çektiğini savundu.

Bu ilginç ve epey hatalı bir tespitten kaynaklanan çıkış haliyle dikkat çekti. Ortada Mehmet Soysal’ın iddia ettiği gibi bir durum yok. Dünyanın her yerinde bu iş böyle... Televizyonculuk pahalı bir iştir! Ürettiğimiz içerikler çok pahalı, seyirci bunları izlediği için para versin dediğinizde geleneksel reklam yayıncılığını da terk etmeniz gerekir. Mehmet Soysal’ın çıkışında buna dair bir emare var mı, yok! E o zaman? Hem reklam göster, hem seyirci para ödesin. Peki ne için? Sansürlü filmler, Yüzüklerin Efendisi’nin uzatılmış versiyonundan bile uzun diziler ve propagandadan ibaret haber bültenleri için mi? O iş olmaz, Geçiniz!

Aslında, Mehmet Soysal yazısında televizyonculuğun geldiği noktaya dair güzel bir resim çiziyor. Diyor ki; ¨medya, okuyucuyu ve seyirciyi çoğu zaman göz ardı ederek yayıncılık yapmaya devam etti. Daha da önemlisi, araştırma ve geliştirme birimlerinden yoksun çalışarak bugünlere geldi. Medya yönetimi kazandığı paraları sektöre yatırmadı. Sektörü geliştirmedi.¨

Bunların hepsi doğru, doğru da hastalığı teşhis etmek yetmiyor verilen tedavi ve reçete de ona uygun olmalı. Bu sorunların çözümü antenden inen bedava yayını paralı hale getirmek olmamalı. Sektör bir araya gelip ortak hareket ederek mevcut duruma bir çare bulabilir. Türkiye, alım gücü düşük insanların yaşadığı bir ülke... Televizyonda deterjan reklamından başka dönen bir şey yok. Ucuz reklam tarifeleriyle devam edip inadına pahalı içerik üretiyorsan, çektiğin saçma sapan dizinin başrolüne bölüm başına 80- 100 bin TL ödüyorsan o yayıncı olarak senin sorunun!

 Yazının bir başka yerinde, ¨günde 15 lira verip sigara alan, 5 liraya bir bardak çay içen okuyucu 1 lira verip gazete okumuyorsa ortada büyük bir sorun var demektir.¨ diyor Mehmet Soysal... Hah işte tam da bu... Sigaranın 15, çayın 5 TL olduğu ülkede bunları sorgulamayıp, ortalığı güllük gülistanlık gösteriyor, TV’de de beyin uyuşturan vıcık vıcık diziler yayınlıyorsan seyirci nereye kaçtı diye sormayacaksın. Serbest piyasa böyle bir şey, her şey zamanla asıl değerini bulur. Demek ki bizim gazetelerimiz 1 lira bile etmiyor! Eskiden tencere-tava verip durumu idare ediyorlardı, şimdi o da yok. Acı ama gerçek...

Tüm bunlardan dolayı, New York Times’i örnekleyip Hürriyet’e çare bulamazsınız. Çare basit; halk tarafından özlenen-beklenen tarafsız ve güçlü yayıncılığa geri dönün. Her akşam bir dizi sonrasında da tekrarlarını yayınlama belasından kurtulun, mevcut konuları ve süreyi mutlaka terk edin. Seyirci artık bu dolmaları yutmuyor. Reklam tarifelerine de bir güncelleme yapın ve maliyetleri aşağıya çeken tedbirler alın Dizi yüzlerine değil, emekçilerinize düzgün paralar ödeyin. Tezgahtar maaşından bile az paralara çalışan kanal emekçilerini sömürmekten artık vazgeçin.

Bu ülkede televizyon yayınına para verecek olanlar zaten veriyor. Digiturk, D-Smart, Kablo TV, Tivibu, Netflix, Blu TV, Amazon Prime Video... Bir sürü paralı platform ve hepsinin de kendisine göre müşterisi var. Eğer bir hesap görülecekse Kanal D’nin yayınını alıp müşterisine parayla satan platformlarla görülebilir. Hoş, onlar da Kanal D satarak para kazanmıyorlar, seyirciyi tavlayan ve abone olmasını sağlayan şey,  kendi film-spor-belgesel içerikleri...

Mehmet Soysal’ın da bildiği şey aslında şu; Dijital dönüşüm gerçekleşmek üzere... Antenden inen bedava, geleneksel yayıncılık modeli tüm dünyada tükeniyor. Yukarda saydığım platformlar, özellikle kendi içeriğini üreten dijital yayıncılar yükseliyor. Dünya internet trafiğinin en büyük sömürücüsü şu anda Netflix. Herkes onu istiyor, izliyor. Hal böyleyken bu dijital devlerin karşısına Kanal D’yi paralı yapıp çıkaramazsın, çıkarırsan da sonu hüsran olur. Çok basit aslında, yayıncılığın bu haliyle kanala değil seyirciye para ödenmesi gerekir. Her gün özetle, reklamla toplamda 4 saat süren diziyi izlemek, karşılığında bir ödeme almayı gerektirir!

 Uzun lafın kısası; sektöre yön veren insanlar bu türden hayaller kurmayı bırakıp, bedava olmasa izlenmeyecek yayıncılığı terk etmeyi düşünmeli. Yoksa iş işten geçmiş olacak.

 murat@medyaradar.com