İki Lafın Beli
23 Mayıs 2017 11:34 Son Güncelleme: 23 Kas 2018 22:42

Nedim Şener'in Oğuz Güven isyanı: Vicdan yok, düşmanlık var! Vurun ulan şerefsizler!

Cumhuriyet Gazetesi ile ilgili attığı tweet nedeniyle hedefe konulan Posta yazarı Nedim Şener, Medyaradar'dan Alev Gürsoy Cimin'e konuştu.

Nedim Şener'in Oğuz Güven isyanı: Vicdan yok, düşmanlık var! Vurun ulan şerefsizler!
Attığı tweetle olay olan Posta Gazetesi Yazarı Nedim Şener, Alev Gürsoy Cimin’e bir konuştu pir konuştu. Attığı tweetten, kendini eleştirenlere, Cumhuriyet’e, Ahmet Şık’a, CHP’ye, AK Parti’ye, FETÖ’ye ve medyaya kadar herkese bir sözü vardı. Bu röportaj çok konuşulacak…

O tweeti neden attı? Atmasaydı bugün bunlar yaşanır mıydı?

Eleştirilere, eleştirenlere ne diyor?

Neden bu kadar eleştirildi?

Oğuz Güven neden içeride?

Cumhuriyet’e neden kızgın, Cumhuriyet’i hangi konularda eleştiriyor, hangi konularda savunuyor?

Nedim Şener değişti mi?

Kimlere neden bu kadar öfkeli?

AK Parti tribününe mi oynuyor?

AK Parti’den siyasete mi girecek?

AK Parti’yi eleştirmiyor mu?

Hangi partiyi eleştiriyor, hangi partiyi eleştirmemekle suçlanıyor?

Kime, nereye yakın?

Solcu mu değil mi?

Muhalif kelimesine neden kızıyor?

Çakma muhalifler kimler?

Hangi gazetecilere neden çok kızıyor?

Ahmet Şık ile farkları ne?

Bu haftaki konuğum Cumhuriyet Gazetesi’yle ilgili attığı tweetle bir anda şimşekleri üzerine çeken Posta Gazetesi Yazarı Nedim Şener. Eleştirilerin odağındaki Şener ile tüm bu son yaşananlar konuştuk. Sözleri çok çarpıcıydı. Şimdi ben aradan çekiliyor. Sizleri bu çarpıcı röportaj ile baş başa bırakıyorum. Güneşli güzel günler sizlerle olsun…

RÖPORTAJ: ALEV GÜRSOY CİMİN
Twitter:gazetecialev
Mail: alevgursoy2008@gmail.com

“BANA SALDIRACAKLARINA KARARA KARŞI ÇIKSALARDI EĞER…”


Son günlerin en sıcak gelişmesiyle başlamak istiyorum. Cumhuriyet İnternet Yayın Yönetmeni Oğuz Güven’le ilgili bir kesim epeyce size yüklendi. Attığınız tweet nedeniyle bir hayli eleştirildiniz. Cezaevinde oluşu konusunda da sizi suçluyorlar. Siz ne diyorsunuz bu duruma?


“Üzüntü ve şok anında suçlayacak birini arayanların psikolojisi” diyorum. Ben yanlış atılan incitici bir başlığı eleştirmişim, yanlışı söylemişim o kadar. Oğuz Güven hakkında gözaltı kararı alan savcıya, tutuklayan hakime tek kelime edemeyenler bana saldırdı. Sosyal medyada bana saldıranların sayısı kadar insan sokakta, adliye önünde gözaltı ve tutuklama kararlarını verenleri protesto etseydi belki gözaltına alınmış olan Oğuz Güven bugün tutuklanmayacaktı. Ona cesaretleri yok. Ama Oğuz Güven nezarete kaldığı sürece sözde demokratlar evinde akşam oturmuş almış telefonunu eline saydırıyor. Onların durumunu herkes biliyor.

Gerçekle ilgisi kalmamış insanların kendilerini kandıracak yalana ihtiyacı vardır. Aslında bunun böyle olmadığını bilenler de var ama içlerinde birikmiş bir öfke var bana karşı.



FETÖ’CÜSÜ, PKK’LISI, SÖZDE SOLCUSU, ÇAKMA MUHALİFİ HEPSİ BANA SALDIRIYOR

Odatv’nin son duruşmasında çıkışta Ahmet’in yaptığı konuşmayı hatırlarsınız. Tutuklu olan bir insanın o son konuşması çok önemlidir. Ben de salondaydım. Ahmet jandarmaların arasında yüksek sesle konuşmaya başlayınca ben ayağa kalktım, baktım kameraya çekiyorlar, kenara çekildim. Bu da görüntülere yansıdı. Ama ne dediler biliyor musunuz? “Ahmet bağırdı Nedim korktu kenara çekildi. Biraz örnek alsın” Ama salonda Odatv davasında yargılanan Soner Yalçın, Barış’lar, Yalçın Küçük yani ismi bilinen gazeteciler de var, görüntülere onlarda yansıdı. Hiç kimse “onlara sen de Ahmet gibi neden bağırmadın?” diye sormadı. Elbette ne ben ne başkası birbirine benzemek zorunda değil.

Bunu o linç sürüsüne anlatmak imkansız zaten. Böyle eleştiri yapanlar zaten sürü gibidir. Biri slogan atar diğerleri tekrarlar. Yahu sizin sözünüz yok mu? Siz de kendi cümlenizle konuşun. Peki neden Odatv karar duruşması günü, aynı kesimler beraat kararından çok beni gündeme taşıdı. O gün de uzun süre twitter’de TT oldum. Bir bakın o gün bağırıp çağıranlarla bugün bana saldıranlar aynı. FETÖ’cüsü, PKK’lısı, sözde solcusu, çakma muhalifi hepsi. Nerdeyse söylenenler bile birebir aynı. Ama dertleri benim ne söyleyip söylemediğim değil bana karşı nefretini kusmak. Oğuz Güven’in
gözaltına alınmasıyla ilgili olmadığını çok iyi biliyorlar. Belgesiyle biliyorlar. Ama gerçeğe değil kendi yalanlarına inanıyorlar. Zaten Türkiye üzerine, gazetecilik üzerine, ahlak üzerine, insan haysiyeti üzerine değerlendirmeleri de bundan dolayı yanlış. Birisi de şüpheli şekilde ölmüş bir Başsavcının arkasında da “Bu başlık atılır mı?” Diyemiyor.

BANA ÖFKELİLER ÇÜNKÜ ONLAR GİBİ DEĞİLİM, TEK BAŞIMAYIM, GERÇEK GAZETECİYİM

Gerçek olan tartışma bu, bunu yapamayanlar kendilerini kendi ürettikleri yalanla oyalıyorlar. Bir süredir bu böyle. Toplum gerçeklerini sırtına dönmüş o insanlar ve gruplar kendi yalanlarının ve projelerinin içine beni de çekmek istiyorlar. Benim attığım twitte de ne savcılığa bir çağrı vardı ne Oğuz Güven’in adı geçmektedir. Ama artık herkesin kendi yalanına inandığı günlerden geçiyoruz. Benden kendilerine benzeyen “muhalif” yaratmak istiyorlar. Gazetedeki köşemde de yazdım, “muhalif değil gazeteciyim” diye. Ama ben muhalif ya da başkaları gibi aktivist değilim sadece olguları aktaran bir gazeteciyim ve tek başımayım. Ama yalancılar kendi seslerini duydukları bur koro oluşturmuşlar. Ama gerçek tek başınadır. Savcıya haksızlık yapılmıştır ben de gazeteci olarak tepkimi koydum. Bu kadar. Onların hep bir ağızdan çıkardığı ses tek cümlelik gerçek karşısında vızıltı olarak kalıyorlar. Bana bu yalanı atan bu organize gruplar, FETÖ’cüler de hepsi işin içinde. Medyada tarafsız kalmaya çalışarak gerçeği korumaya çalışan bir insanı yıpratmak için uğraşıyorlar. Bunu neden yapıyorlar biliyor musunuz? Çünkü ben tarafsız kalarak kendi gerçeği korumaya çalışıyorum muhatabım da onlar değil halktır, okuyucudur. Ama onlar gazeteciliği kendileri ve çevreleri için yapmak istiyorlar. Bana laf edecek olanlar önce benim 25 yıllık arşivime bir baksınlar, ben neler yazmışım. Siz 2013 yılından sonra AKP’nin ne kadar eleştirilecek yönü varsa görüyorsunuz. 2002’den 2013’e kadar bir okuyun ondan önce 90’lı yılları Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde neler yazdım, bir okuyun. Zahmet etmezler bari geçen hafta Topbaş’ın damadı Kavurmacı’nın tahliyesiyle ilgili yazdıklarıma baksınlar. Onu da yapmazlar çünkü ön yargıları kırılır. O kesimler yalanlar ve saplantıları olmadan yaşayamaz o yüzden gerçekten ve gerçeği söyleyenlerden nefret ederler. O yüzden her başarısızlıklarında başkalarını olmadı halkı suçlarlar.


OĞUZ GÜVEN’İN TUTUKLANMASI HUKUK SKANDALI

Peki Oğuz Güven neden içeride?


Posta’da yazıyorum değil mi? Ben burada hala muhabir kadrosundayım. 25 yılda geldiğim en güzel yer budur, muhabir kadrosu… Burada benim odam mı var? Hayır, yok. Ben burada 1.5 metrelik masada çalışıyorum. Komik olan taraf şu; yok milyonlar kazanıyorsun, tribüne oynuyorsun, bilmem ne. Gerçek bu mu? Değil hepsi yalan. Yalanlar ve yalancılar hiç önemli değil. Oğuz Güven’in tutuklanması ise bir hukuk skandalı. Sadece bir başlık nedeniyle siz bir kişiyi hapse atmamalısınız. Ama biz daha önce Cumhuriyet Gazetesi iddianamesinde de bunları gördük. Kadri Gürsel’in yazısında ki bir paragraftan ya da Aydın Engin’in yazısının başlığındaki “yurtta sulh” gibi bir kelime geçtiği için sanık yapılması gibi öğelerle sanık olduğunu ve kaç aydır tutuklu olduğunu gördük. Bu olayda da Cumhuriyet’in yaptığı Denizli Başsavcısı Mustafa Alper’in şüphe uyandıracak şekilde bir kazada şehit olmasından sonra atılan bir tweet başlığı var. Zaten o başlık kısa sürede değiştiriliyor. Bu olay 10 Mayıs günü yaşanmış ve bu olayın ben farkında bile değilim. Ama Fetöcülerin Başsavcı Mustafa Alper’in ölümünden sonra attıkları o sevinç çığlıkları, yaşasın cehennem, müstehak gibi sözleri gerçekten insanlık dışıydı. Bir anlamda savcı ölümü bunlarla nasıl mücadele edilmesi, nasıl yok edilmesi gereken karanlık korkunç bir örgüt olduğunun anlaşılmasını sağladı. Bir insan kazada hayatını kaybetmişti ancak bir insan bu sürüngenler kadar insanlıktan çıkamaz. Bunu eleştiren bir yazı yazarken bir telefon geldi bana okurlardan. “Sen dedi her yerde Cumhuriyeti savunuyorsun, ben seni görüyorum twitterdan takip ediyorum. Hatta Başsavcı ile yazdıklarını da okudum ama Cumhuriyet’e sesin çıkmıyor.” dedi. “Ne yapmışlar?’ dedim. “Sen gir bak” dedi.

Gerçekten ekranda o başlığı gördüm. Ne zaman atılmış, değiştirilmiş bu bilgim bile yok. Ama çok rahatsız oldum. Şimdi yazımda Emrullah Uslu Tuncay Opçin ile aynı kaba koyup eleştireceğim çok içime sinmedi bu benim. Onu bıraktım içeriği değiştirip aynı konuda yazı yazdım. Dedim ki ben ne yapabilirim. Gazetenin yöneticisi Orhan Erinç’e bir çağrıda bulunmak istedim.  Gereğini de onların yapması lazım. Çünkü TV’lerde, gazetelerde çalışanlar çokça hatalar yaptılar ve hala yapıyorlar bunun yüzünden işinden olanlar var yeri değiştirilenler var yani kurum kendi içinde idari olarak bunu halletmesi lazım.  Benim tweetim şöyle “Sevgili Orhan Erinç büyüğümüz  bu hayvanı Cumhuriyet çatısı altında barındırmayın. Burada birinci saygım Başsavcının hatırasına ikinci saygım da Cumhuriyet’e idi.

“CUMHURİYET GAZETESİ BİR RUHTUR BUNU KORUMAYA ÇALIŞTIM…”

Çünkü Cumhuriyet ne kadar iyi olursa gazetecilik o kadar iyi olur. Ben onları onurlandırmaya çalışıyorum. Çünkü ben Cumhuriyeti korumaya çalışıyorum. Cumhuriyet ne olursa olsun Uğur Mumcu zamanlarından beri benim gözümde gazete gibi gazetedir. Cumhuriyet gazetesi yalnızca kağıt ve mürekkep değildir. Cumhuriyet gazetesi adıyla bir ruhtur. Ben onu korumaya çalışıyorum. Kimsenin beni görevlendirmesi gerekmiyor.  O gazete Mustafa Kemal’den, Yunus Nadi’den, İlhan Selçuk’tan, Uğur Mumcu’dan emanet. Dün vardı, bugün de var yarın da mutlaka olacak. Bakın ben Cumhuriyet gazetesinden tutuklu arkadaşlarımı şöyle savunuyorum. Birincisi ben onları tanıyorum, asla yasadışı bir işin içinde olamazlar. İkincisi burası Cumhuriyet gazetesi. Bu gazetenin bir örgütle bir ilişkisini kimse kuramaz.



TARAF GİBİ SAMANYOLU GİBİ BİR OPERASYONEL KURUM DEĞİL

Cumhuriyet gazetesiyle örgüt ilişkisi kurulamayacağı için o insanlar örgüt üyesi olamazlar. Cumhuriyet gazetesi Zaman gazetesi gibi bir FETÖ mecrası değildir. Ya da Taraf gibi Samanyolu gibi bir operasyonel kurum değildir. Yapmaya çalışan olursa geri teper. Eleştirebilirsiniz, sevmeyebilirsiniz, hukuki olarak her türlü dava açabilirsiniz ama bu bir gazetedir. Ben onları Cumhuriyet’in adı ile savunuyorum. Cumhuriyet öyle bir kurum,  onu korumak gerektiğini düşünüyorum ve ben bunu Orhan Erinç Bey’e hatırlatmaya çalışıyorum.Şimdi düşünün bu olayın başlığının atıldığı tarih 10 Mayıs, benim tweeti attığım tarih 11 Mayıs soruşturmayı savcı Cumhuriyet’in o çirkin başlığı attığı 10 Mayıs’ta başlatmış. Ben bir gün sonra twit atmışım. Savcının yazısında ya da mahkeme kararında herhangi bir kişinin şikâyeti ya da basında çıkan bir haber ihbar kabul edilmiyor.

Bu bilinmesine rağmen Cumhuriyet gazetesi dahil olmak üzere benim hakkımda her gün yalan yazıyorlar.



CUMHURİYET GAZETESİ DAHİL HEPSİ HAKKIMDA YALAN YAZIYOR

Cumhuriyet sizin hakkınızda yalan mı yazıyor?


Evet, ilk günkü haberlerinde şöyle bir bölüm geçiyor “troller yandaş basın hedef gösterdi ardından silinmiş tweeti Nedim Şener alıntı yaparak tweet attı ardından savcılık soruştıurma başlattı. Bu Oğuz Güven’in göz altına alındığının ertesi günü manşeti attıkları haberin içeriğinde yazıyor.  Ellerinde soruşturmayla ilgili belgeler olmasına ve soruşturmanın benim twitimden bir gün önce başladığını bilmelerine rağmen bunu habere sokuşturuyorlar. Gazeteci yazdığını iki bir gün sonra tekrar edebilmeli. Cumhuriyet benim savcılık belgesini yayınlamamdan sonra bu cümleyi tekrar edemedi. Ama bu kez “Sabah-Şener ortaklığı” diye yazdı. Amacı algı yaratmak oysa savcının soruşturma yazısında ne bir kurum adı, ne kişi adı ne şikayetçi adı geçiyor Savcı kendiliğinden başlatmış. Bunu bilmelerine rağmen algı operasyonuna devam ediyorlar. Üçüncü gün bu kez yine haberin soruna soruşturmanın açılmasıyla ilgim olmamasına rağmen adımı koydular.

İbretle izliyorum. Alttan alta bana savaş açtıklarını sanıyorlar. Ama benimle değil gerçeklerle savaşıyorlar. Beni eleştirebilirler ama benim hakkımda yalan yazıp iftira atamazlar.

ONA YAPACAĞIM TEK İYİLİK ADLİYEDE STAJYER MUHABİRLİK AYARLAMAK

Posta com.tr’nin eski genel yayın yönetmeni Serkut Bozkurt’un bu konuda size ağır eleştirileri oldu. Eski çalışma arkadaşınız bu konuda belge de sunmuş?

Allah aşkına kendisi için “gazeteci” sıfatını bile kullanamayan, haber yazmasını, başlık atmasını bilmeyen, tek bir gün muhabirlik yapmamış, dosya okumamış, minumum hukuk bilgisinden yoksun bir adam eski posta.com.tr. editörü adı altında yazı yazıyor.

Tüm bunlar elbette yazı yazmaya engel değil. Yazabilir ama gerçeği yazacak. İyi niyetle söylüyorum, bilgi ve tecrübe eksiklikleri onu hataya, yalana götürüyor. Kötü niyetliyse onu bilmem. Şunu düşünün o belge Cumhuriyet’in tüm avukatlarında, Oğuz Güven’in çok tecrübeli gazeteci arkadaşlarında var. Serkut’un yazısı gibi bir yazıyı birisi yazamıyor mu? Ama Serkut’u birisi maşa olarak kullanmış, o da gerçekten gazetecilik yazısı yazdığını zannediyor.  Kendisi bile, ‘ya Cumhuriyet’teki yazarlar dahil bu benim yazdığım belgeyle ilgili olarak benim gibi bir yazı neden yazmıyorlar?” dese aslında nasıl kullanıldığını yönlendirildiğini anlayacak. Düşünün sözüm ona Nedim Şener Oğuz Güven’ı tutuklanmasına sebep olacak sen bunu tırnak içinde söylüyorum belgeli olarak yazacaksın bir internet sitesi ve yurtdışından FETÖ’cülerin internet siteleri hariç hiç kimse sahiplenmeyecek. Eğer yazdığı gerçek olsa paramparça ederlerdi ortalığı. Serkut bir bunu düşünsün. Eleştiri yaptı desem yanlış yerden yaklaşıyor.



Gözaltı uzatma kararını her şeyi anlatan belge diye yutturuyor millete. Bir de üzerine yalanını yazınca çak az da olsa müşterileri havada kapıyor. Hep söylerim her yalanın bir müşterisi vardır yeter ki işine yarasın.

“Nedim Şener’e belgeyle cevap” yahu hayatında sen belge gördün mü? Fotoğrafı çekilip kendine gönderilen ama önünde ne var arkasında ne var bilmeyen adam yazı yazıyor. O belge ne biliyor musunuz? Gözaltının uzatılmasıyla ilgili bir karar. Onunla bir sonuca varamazsınız. Aynı görüntüyü bir akşam evvel Barış Atay paylaştı. Hatta o editörün yazısının içeriğine yakın mesajları twittter’den yazdı.

Barış Atay’a dedim ki, “Bak sana o belgeyi tekbaşına verenler seni kullanyor, dosyadaki diğer belgelere bakmalısın. Ne gazetecilik bilirsin, ne hukuk ne sistematik, kendini kullandırma”dedim. Çapsız birinin yardım ettiğini o an anlamıştım. Şimdi aynı görüntü o editörün yazısında ama belli ki ikisini de o görüntüyüelinde bulunduran birinci kaynak kullanıyor. Tahmin etmek de zor değil ama daha fazla üzerine gitmeye değmez. O yazıyı yazan için yapabileceğim tek iyilik, adliyede bir süre stajyer muhabirlik işi bulmak. Çünkü böyle konularda yazmak için gazeteciliği bilmek hukuk bilmek lazım.

Bir avukata sorsa o belgenin tek başına bir anlamı olmayacağını söylerdi. Hukuk bilmiyorsun eyvallah, gazeteciik tekniğinden de habersizsin. Ama internet sitesi editörü. Hepsini kastetmiyorum ama düşünün Türkiye’de internet gazeteciliği bunun gibilerine emanetse daha çok felakete hazır olmalıyız.

Şimdi o editör şunu yazmış: 10 Mayıs günü savcının tutanağı var. Soruşturma var ama gözaltı yok.

Nedim Şener 11’inde twit atmış bir gün sonra da Oğuz Güven gözaltına alınmış.

TEK DERTLERİ BENİ LİNÇ ETMEK, OĞUZ GÜVEN FALAN DEĞİL

Peki ben yazdığımla, bir, ben savcıya hedef mi göster mişim? Hayır. İki, Oğuz Güven’in adını anmış mıyım? Hayır. Gözaltı kararında ve arkasından mahkeme tutuklama kararında benim adım geçiyor mu? Hayır. Benim ki bir tepki bir eleştiri. İşin savcılık boyutuyla ilgisi yok. Ama olsun! kendi başlattığı yalana inanmak zorunda. Bu kişi hukuk bilse savcının soruşturmasının iki sonucu olacağını da bilir. Ya takipsizlikle kapatılır. Ya kişi ifadeye çağrılır. İfade de ya davet ile olur ya da gözaltı. Bu savcının kararıdır. Ama bu durumu Cumhuriyet’in yönetimi de avukatları da hepsi biliyor ama olsun bu yalan Nedim Şener’i linçte işi yarıyor mu? Evet o zaman sesimizi çıkarmayalım diyorlar. Çıksa o gazetede biri “Nedim Şener’in attığı twit serttir hata yapmıştır ama Oğuz Güven’in tutuklanmasını ile ilgili işlemlerde hedef gösterme gibi bir işlevi yoktur” dese eyvallah. Ama demezler diyemezler. Bu saatten sonra deseler de fark etmez, gerçeğin kabullenilmesi için zaman geçmesi lazım. Ama benim insanlara saygım azalsa da Cumhuriyet adına saygımı zayıflatamazlar.



“BUGÜN OLSA YİNE YAPARIM ÇÜNKÜ…”

Peki bugün olsa yine aynı tweeti atar mısın?


Belki hayvan demezdim de insan derdim. Ama 15 Temmuz gecesi canı pahasına görevine gideceği sırada vedalaşırken çocuklarına maaşının arta kalan kısmı olan bankamatik kartını verebilen bir baba bir savcı şerefli insanların en şereflisidir. Öyle namuslu insanlara karşı kim hakaret ederse benzer tepkiyi veririm. Oysa benim twitimde olduğu gibi gazete yönetimi o başlığı atanla ilgili herhangi bir tasarrufta bulunsaydı, bu illa işten atmak değil, ve Oğuz Güven adıyla da bir açıklama yayınlasaydı Oğuz Güven de bu haksızlığa uğramazdı. Savunmanın işini bile kolaylaştırırdı.

“BENİMLE HİÇ BİR İLGİSİ YOK”

O tweet olmasaydı da gözaltı kararı olacaktı ama kamuoyuyla gözaltı ve tutuklama kararı bana mal edildi, demek istiyorsunuz sanırım?


Mal edilmedi sadece iftira atıldı. Ben buna yıllardır FETÖ’cülerden alışığım zaten. Gözaltının benim twitimle ilgisi yok. Savcı kendi başlattığı soruşturmada kendi takdiri çerçevesinde gözaltı kararı vermiş. Gidip savcıya sorsunlar, ‘siz o twitlerin etkisinde kalarak mı gözaltı kararı aldınız? Diye. Bunlar aptalca laflar.

“O GÜN YANIMDAYDILAR DİYE BUGÜN ONLARA LAF ETMEYECEK MİYİM? …”

Sizi bugün eleştiren o muhalif gazeteciler dün de sizin mağduriyetinizde sizin yanınızdaydılar. Hakikaten düzgün gazeteciler ve siz cezaevindeyken sizi savunan isimler bunların birçoğu?


Beni destekleyenler tepki gösterecek diye bir yanlışa yanlış diyemeyecek miyim? Bakın ayrıca eleştirmiyorlar, eleştirseler kabul ama doğrudan iftira atıyorlar. Çok ciddi dediğiniz gazetecilerden birisi çıkıp, “Nedim Şener’in twiti hatalıdır, yanlıştır ama gözaltıyla ilgisi yoktur” diyecek cesarete sahip mi? Düzgünlük böyle anlarda belli olur. Ben twiti gözaltından bir gün önce atmışım o gazetecilerden biri beni neden eleştirmemiş. Ben bir yanlışa yanlış dedim. Beni de yanlış buluyorsa çıksın senin twitin hatalıydı ama gözaltıyla ilgisi yoktu desinler bakalım. Düzgün insanları o zaman göreyim. Ama mesele başka.

“CHP’LİLER 15 TEMMUZ’DA BİLE SOKAĞA ÇIKMADILAR”

Nedir asıl mesele peki?


Mesele 15 Temmuz meselesi. Türkiye’de birçok gelişmeyi 15 Temmuz darbe girişimiyle birlikte konuşacağız gelecekte. Bu darbe girişiminin öncesi ve sonrası yaşanan gelişmeler aslında geleceğimize de yön verecek. 15 Temmuz sonrası OHAL kapsamında çıkan kararnamalerle ilgili ilgisiz insanlar görevlerinden oldu. Akademisyenler, öğretmenler. Birçok meslek grubundan. Bunlar eğitimli gruplar, tepkili gruplar. Haksızlığa uğrayanlar tepkilerinde de haklıdır. Uğradıkları haksızlık 15 Temmuz darbe girişimi bağlamında FETÖ ile mücadele eden herkesi bu kesimlerin gözünde hedef haline getiriyor. Yani ben FETÖ’ye dikkat çekip 15 Temmuz’a “tiyatro” demeden halkın mücadelene yüceltince bu insanlar beni kendilerine haksızlık yapanlarla özleşleştiriyor. O zaman da fırsatını bulduklarında saldırıya geçiyorlar. Sayıları daz değil.

Dikkat ederseniz, bana yönelik en büyük tepki ne zaman oldu? 15 Temmuz’dan sonra. Ben FETÖ konusundaki görüşlerimi uzun süredir televizyonlarda söylüyorum bu kadar geniş bir iftira kampanyasıyla karşı karşıya kalmıyordum. Ama her şey 15 Temmuz sonrası başladı.

Ben bir televizyonda solcuları kastederek “CHP’liler darbeye karşı sokağa çıkmalılar, ama şimdi çıkmalılar.” dedim. Çünkü daha o akşamdan darbe girişimine karşı tutumlarını görebiliyordum. Nitekim gördüklerim, sezgilerim beni yanıltmadı.

“15 TEMMUZ TAVRIM SOSYAL DEMOKRATLARI, SAHTE SOLCULARI, LİBERALLERİ, FETÖ’YÜ RAHATSIZ EDİYOR”

15 Temmuz darbe girişimine “Kontrollü darbe” dediler. İnanın böyle bir yaklaşımda bulunacaklarını seziyordum. Anketlere bakın hala darbeye inanmayanların büyük çoğunluğu bu kesim içinden. Parti yönetimi de kontrollü darbe deyince partili ne yapsın. Ben o sözleri televizyonda söyleyince o andan itibaren hedef haline geldim. Benim 15 Temmuz’dan sonra aldığım tavır herkesi rahatsız ediyor.

Sosyal demokratları, sahte solcuları, liberalleri, FETÖ’cüsü, PKK’lısı organize grupları. Çünkü yurtdışına bile gidip Türkiye’nin yaşadığı bu olayı anlatıyorum. Çünkü bu darbeye direnen halkı yüceltiyorum. Ama öyle istenmiyor. Darbeye “tiyatro, senaryo” desem, “kontrollü darbe” desem baş tacı edileceğim. Kendilerini muhalif zannedenlerin gözünde yüceleceğim. Çünkü darbe sonucunda AKP’nin mağduriyet devşirerek iktidarını güçlendireceğini düşünüyorlar.

Darbeye karşı çıkmayı, FETÖ ile mücadele etmeyi AKP’li olmak zannediyorlar. Adamın aklı almıyor, “çıkarı olmadan Nedim Şener bunları söyleyemez” diyorlardı baktılar hayatımda değişiklik yok her şeyim aynı şimdi “yoruldun ya da psikolojin bozuk” diyorlar. Bu kesimler darbenin “tiyatro, senaryo” ya da “kontrollü darbe” diye anlaşılmasını, söylenmesini istiyorlar. Ben de tam tersine deliller ışığında bunun nasıl uluslararası desteği olan FETÖ darbesi olduğunu anlatıyorum. Bence o muhalif gruplar beğenmedikleri yoksul halkın önünde de mahcuplar. Kafaları tıptı FETÖ’cüler gibi “Nasıl oldu da bu insanlar tanklara F16’lara direndi?” sorusunun cevabını bulamıyorlar.

O yüzden onlar halk değil, şucu, bucu diye yaftalamaya çalışıyorlar. Demokrasi deyince mangalda kül bırakmayanlar tankların önüne neden çıkmadılar? TOMA’ları görünce aslan kesilenler tanklara ses çıkaramadılar. Ama bu gariban o küçümsedikleri insanlar tankın karşısına çıktılar. Bedenlerini siper ettiler, 249 insanımız şehit oldu. Var mı böyle bir tarih? Bakın o sol, liberal, muhalif ne derseniz deyin onların var mı 15 Temmuzla ilgili bir hikâyesi? Yok.

İşte tüm muhalif kesim halkın karşısında derin bir mahcubiyet içinde. O yüzden darbeye direnişi lekelemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Eli kalem tutan bir sürü insan var. 15 Temmuz’u yazmaya elleri bile gitmiyor. Şüphesi olanlar bile ortaya saçılan iddianameleri okumuyorlar. O kesimlere göre 2016 364 günden oluşuyor. 15 Temmuz onlara göre hiç yaşanmamış gibi davranıyorlar. Halkın cesaretini göremedikleri için o güne dair hikayeleri yok.



İFTİRA ATANLARA 15 TEMMUZ GECESİ BAŞIMA SİLAH DOĞRULTAN DARBECİLERE BAĞIRDIĞIM GİBİ SESLENİYORUM:VURUN ULAN ŞEREFSİZLER

Sizin hikayeniz var mı?…


Benim var. FETÖ’cü darbeci askerler o akşam G3 tüfekler üzerime doğru “vurun ulan şerefsizler” diye bağırmıştım. Aslında o sözüm bugün bana iftira atanlara da söylenmiş bir sözdür. Bakın iftira atanlara diyorum. İyi niyetli eleştirenleri ayrı tutuyorum. Ben CNN baskın davasının müştekileri arasındayım, orada tanık olarak ifade verdim. Benim hikayem önemli değil, 249 şehidimizin hikayesi önemli olan. Ben bütün o küfürleri, hakaretleri duysam dahi önemsemememin tek nedeni 15 Temmuz’da ki insanların mücadelesidir.  O insanların mücadelesine kendini muhalif sananların hepsi saygı duyacaklar. Çünkü onlar gerçek kahramanlar ötekiler sözde kahramanlar.

“KÖŞELERİNDEN SİNSİCE SEYREDİYORLAR”

Tweet atmak yerine Cumhuriyet’tekileri arasanız ya da yüz yüze konuşsanız daha iyi olmaz mıydı? Bu kadar linç edilmezdiniz belki?


Olabilirdi ama bana yönelik eleştiri böyle değil ki. Yani “Böyle twit atacağına Cumhuriyet’i arasaydın” demiyorlar ki, “Sen gözaltına aldırdın” diye iftira atıyorlar. Atmayanlar da köşeden sinsice seyrediyorlar. Ayrıca ben Oğuz beyi de arayabilirdim ama bunu Oğuz beyin yapmış olabilme ihtimalini bile düşünmedim, düşünmüyorum. Evet bunu telefonla da söyleyebilirdim ama ben gazeteciyim benim yapım böyle. Ben ne yapıyordum biliyor musunuz? Şehit başsavcının çocuklarına 15 Temmuz gecesi söylediği sözleri okuyordum o anda bu tweeti atarken. Çocuklarına diyor ki başsavcı ben dönemezsem bu banka kartındaki parayla idare edin diyor, böyle şerefli bir adama ben olsam o başlığı Cumhuriyette ben atsaydım istifa ederdim. Bunun örnekleri başka kurumlarda yaşandı. Hürriyet’in iç sayfasındaki bir manşet Sedat Ergin gibi bir ismi koltuğundan etti. Yani herkesi eleştiren gazeteciler kendilerini eleştirilmez olarak mı görüyorlar. Ben de bu konudaki tavrımla eleştiriye açığım ama iftiraya değil. Kendime ahdettim benim tweetimden sonra soruşturma başlamış olsaydı bırakacaktım her şeyi. Ben bundan kendime bir sorumluluk çıkaracaktım.

“HEM ÖZÜR DİLER HEM DE KENDİME YAPTIRIM UYGULATIRDIM AMA VİCDANIM ÇOK RAHAT”

Şimdi vicdanınız rahat mı?

Tabi ki çok rahat.  Sonunda gazeteciliği halk için yapıyoruz, vicdanlar için yapıyoruz. O başlık atılmış ve silinmiş, birisinin o başlığa tepki vermesi gerekmez miydi. Hata yaptığını görmüşsün ve silmişsin. Hata ile yüzleşeceğine bana iftira kolayına geliyor, böylece hatasının tartışılmasını istemiyorlar. Elbette böyle bir hata ne gözaltı ne tutuklamayı gerektirir. Ama birisinin kardeşim yanlış yapmışsınız demesi gerekmey miydi? 10 Mayıs’ta o başlık atılmış, 11 Mayıs’ta gazetede bir özür yayınlansaydı iyi olmaz mıydı? Ya da başlığın kaldırıldığı gün Cumhiriyet’in internet sitesinden bir özür metni yayınlansaydı ve bizlerde olayı böyle öğrenseydik iyi olmaz mıydı. O özrü destekleseydik. Savcı açtığı soruşturmada ifade alır belki de takipsizlikle kapatırdı. Ama ben yaptım oldu, nasıl olsa ölen gariban bir savcı. Gazeteciler analarından haklı doğan insanlar değildir. Hata da yaparlar ama medeni şekilde özür de dilerler. Ama bu kadar incitici bir olayda olmamış gibi davranmak yanlış. Eğer Cumhuriyet bunu 10 Mayıs günü internet sitesinden ya da 11 Mayıs günü gazeteden halletmiş olsaydı okurduk, duyardık. O zaman Cumhuriyet’i bu konuda eleştirenlere de cevabın verirdik. Herkes otursun ben nerede eksik ya da hata yaptım diye düşünsün. Ama tüm bunların gözaltı ya da tutuklama sebebi olmayacağı açık. Zaten gözaltı günü “bu başlığı atanan yeni ne nezarethanedir de Cumhuriyet” diye görüşümü tekrar ettim. O başlığa da Oğuz Güven’in tutuklanmasınada karşı çıktım, karşı çıkacağım. Ama Oğuz Güven’in tutuklanmasına karşı çıkan sözde demokratlara bakın o başlığa iki kelime edemiyorlar. Yine de içim rahat etmedi acaba bu işte istemeden de olsa benim dahlim olmuş mudur diye iki gün uğraştım soruşturmanın başlangıcı olan tutanağı buldum. Dedim ki bu soruşturmanın bana başlama tarihi ve dosya numarası lazım. En sonunda belgesini buldum. Benden bir gün önce başlamış eğer benden bir gün sonra başlasaydı yemin ediyorum çıkar özür dilerdim, yaptırım neyse kendime uygulatırdım.



“HEDEF ALMADIM, SAVUNUYORUM, HUKUKUN YAPTIĞINI BANA MAL EDİYORLAR”

Mesela sizi içeri aldıkları zaman Oğuz Güven sizin için, sizin serbest bırakılmanız için eylemlere katılmış, yürümüş.


Ben Oğuz Güven’i hedef almadım ki. Ben de şu anda Oğuz Güven’i savunuyorum. Gözaltına savcı aldırdı tutuklamayı hakim yaptı. Benim twitimin olayın bu yönüyle ilgisi yok. Ben twit attım diye yargı harekete geçmiş değil. Ben Oğuz Güven’i sadece bugün savunuyorum, yarın yine savunacağım. Tıpkı diğer haksızlığa uğrayan arkadaşlarımız gibi. Hukukun yaptığı şeyi bana mal etmeye gerek yok. Bir de hukuka söyleyin kardeşim bunu gözaltına aldıran savcı ile tutuklayan hakime söyleyeceksiniz bana değil. Benim için ettiğiniz hakareti o kesimlere edin bakayım mahkemeye edin. Bu süreçte itibar kaybettiğinizi düşünüyor musunuz? İhbar etti diyenler bile var. Bu sözleri edenlerin Cumhuriyet gazetesinden tutuklu gazeteciler için FETÖ’cü diyenlerden farkları yok. Bunu söyleyenlerin bir zamanlar bana “Ergenekoncu, terörist” diyenlerden de farkı yok. Yalan ve iftira her kesimden insanlarımızın toplumsal hastalığı.

Bakın ben twiti yazdığımı inkar ettim mi? Hayır. Yazdığım twiti sildim mi? hayır. İftiracı birinin gözünde itibar nedir Allah aşkına. Vicdanını yitirmiş, kin gözünü bürümüş birinden itibar mı bekleyeceğim. Ben tartışmanın içinde adı geçen Savcı Mustafa Alper’in hatırasına saygımı gösterdiğim için, Cumhuriyet gibi bir kuruma saygımı gösterdiğim için kendimle mutluyum. Yalnışa yanlış bile diyemeyen zavallı bir güruh bana hakaretle kendini avutacaklarsa devam etsinler. En büyük itibarsızlık şehit savcıya hakaret etmektir, en büyük itibarsızlık yanlışa yanlış diyememektir.

Ben onlarla itibar kazanmadım ki kaybedeyim. İstediklerini desinler. Bakın bir insan kendisiyle benim kadar yüzleşebilir mi? Ben mi ihbar ettim diye bir yazı yazabilir mi? O yazıyı herkes okudu. Gerçeğin o olduğunu da biliyorlar. O yüzden ortadaki bir kaç tetikçi kaldı zaten. Kaç gazeteci benim gibi kendisiyle yüzleşecek öyle bir yazı yazabilir Türk basınında? Elbette bu konuda yüzlememiz başka platformlarda da sürecek.

ELEŞTİRİLERDE VİCDAN YOK, DÜŞMANLIK VAR!

Tweeti muhbirlik olarak görenler var.


Cumhuriyet’in attığı o twiti terör örgütü propagandası olarak görenler de var.  Kimin ne gördüğü önemli değil benim ne yaptığım önemli. Eleştirilerde vicdan yok, düşmanlık var. Bakın birisi size düşmansa size karşı her şeyi söyler zaten. Önemli olan gerçek, onlar ne derse desin.

GAZETECİLİK MESLEĞİNİ DE KİRLETİYORLAR

Neden bu kadar nefret ediyorlar sizden?


Biraz önce anlattım. Her şey 15 Temmuz ile başladı. Kendisini demokrasi mücadelesinin odağına koymuş tüm muhalif kesimler 15 Temmuz sınavından geçemedi. On yıllardır yaptıkları mücadele beğenmedikleri halkın o gece verdiği mücadele ile değersizleşti. Bu da o muhalif kesimlerin toplumla bağının olmaması, empati yoksunu olmalarından. Onları beğenmemelerinden, anlamamalarından. O yüzden can hıraş biçimde 15 Temmuz’un kontrollü darbe olduğunu, senaryo olduğunu tiyatro olduğunu söylüyorlar. Eğer 15 Temmuz mücadelesini değersizleştirebilirlerse tekrar demokrasi mücadelesindeki o mevziyi geri alabileceklerini zannediyorlar. Bakın artık o muhalif kesimlerin hiç bir inandırıcılığı kaldı mı toplum nezdinde. Benim de onların saplantılı görüşlerine hizmet etmemi istiyorlar. İstiyorlar ki kendi siyasi gümdemlerine göre konuşayım.

Kendilerine göre bir taktikleri var. Ona uymamı öyle konuşmamı istiyorlar. Ben twiti attığım gün 11 Mayıs günü bir bir tane dahi eleştiri almadım. Ne zaman Oğuz Güven gözaltına alındı bir anda bir gün önce attığım twit üzerinden saldırı başlattılar. Son derece organize. Ne yaparlarsa yapsınlar ben propagandastlik yapmam çünkü gazeteciyim. Kaç kişiden, “Ya sen de AKP’yi eleştir biraz” dediğini duydum. Kardeşim ben muhabirim, gazeteciyim olgularla konuşurum. Haber yaparım, gerçeği anlatırım, politik muhalefet edeceksen siyaset yapacaksın, gazetecilik değil.

Gazetecilik mesleğini de kirletiyorlar.

“TEKRAR HAYKIRIYORUM OĞUZ GÜVEN BENİM YÜZÜMDEN TUTUKLU DEĞİL”

AK partiye yakın gazetecilerin sizi övmesi ya da haklı bulması da merkez medyadaki ya da muhalif dediğiniz bazı kişilerce eleştiriliyor.


Biri övdü diye o kişiye düşmanlık beslenebilir mi? Evet burası Türkiye çünkü. Ya benimsin ya toprağın misali. Kimsenin övgüsü ya da yergisi önemli değil. Önemli olan senin hayattaki duruşun. Bugün övenler dün yererdi. Bugün yeren bazıları, bakın bazıları diyorum şimdi de yerebilir.  Söyleyeyim merkez medyada kim beni eleştiriyor anlamadım. Ayrıca her kesimden eleştiren de olabilir eleştiren de. Ama onlar görmek istediği kısmı görüyor. At gözlüğü işte. Evet Nihat Genç de var, Ahmet Hakan da var. Bu insanlardaki ortak özellik vicdani bir duruşsa insanların bunu bir düşünmesi lazım.  Mesela birisi yazmış diyor ki Nedim’i diyor Ahmet Hakanla, Ahmet Kekeç savunmuş bu ayıp bile yeter diyor şimdi ama mesela Nihat Genç’i koymuyor çünkü siyasi
meşrep olarak ona yakın onu çıkarıyor uyanık solcu. Kaybettiği kişisel çıkarları ile ilgili hesaplaşmasını bu iki isim üzerinden yapıyor. Ahmet Kekeç savundu diye küçümsüyorlar, biz tutuklandığımız 2011’de ilk karşı çıkanlardan birisidir. O çok özgürlükçü liberal, sol liberaller bizi Ergenekonculuk’la suçlarken, hatta yıllarca tanıdığı adamı, ailesiyle görüştüğü adamı Ergenekon davası uğruna harcarken Kekeç ve bir kaç isim bu işte bir gariplik var diyebilmişlerdir. Arşiv ortada. Bunu diyenler, mesela sadece birisi Ahmet Kekeç’i alıyor Ahmet Hakan’ı almıyor mesela kardeşim sen utan sen benim duruşumu bir iftirayı çok kolay sahipleniyorsanız ben hedef göstermediğim halde ne isim bakın tweetimde savcıya çağrı yok gazete yönetimine biraz çağrı var ki Oğuz Güven ismi de geçmiyor. Bütün bu gerçekler ortadayken soruşturma benim tweetimden sonra başlamasına rağmen sen bu iftirayı sahipleniyorsun ama benim tepkimdeki haklılığı kabullenmiyorsun.  Kardeşim bu başlıkta atılır mı diyemiyorsun? Bırak onu Oğuz Güven olayında ki bir benzerlikte AKP’li bir milletvekili adayı kadın yaşadı İzmir’de.  O da başsavcı öldükten sonra Facebook sayfasından bir not yazmış. İşte ilahi adalet yerini buldu bu aslında gerçek fetö’cüleri aklıyordu bu kadın tutuklandı ama savunmasında diyor ki bende sildim diyor mesajımı diyor.  Ben savcıyı kast etmedim diyor ben bir yakınımla ilgili bir mesaj yayınlamıştım diyor. Mesajında gerçek fetö’cü vurgusu var ve son seçimde de AKP milletvekili adayı olmuş. Şimdi bir tweet için şu kadar saniye bir tweet kaldı diye şey yapanların Bu kadının da haklarını koruması gerekmiyor mu?



“OĞUZ GÜVEN’İ SAVUNAN YOK, BENİM DIŞIMDA”

İkisi de aynı şey ama?


Ama ben dedim ki ben buna karşı çıkıyorum dedim.  Ben bunu yazdım hiç duydunuz mu solcu, ifade özgürlüğü, sözde demokratların her iki hukuksuzluğa karşı çıktığını. Haklı olarak Oğuz bey’in tutuklanmasına itiraz edenlerin  o kadının haklarını savunduğunu gördünüz mü? Yoo neden çünkü o AKP’li.  Belki de gerçekten fetö’cü olduğu için intikam almak için yazmış olabilir. Peki elimizde fetö’cü olduğuna dair bir delil var mı? Yok. Haberde sadece fetö’cü diye geçiyor. Onu herkese söylüyorlar böyle bir şey yoksa bu kadının hakkını neden savunmuyorsunuz? Çünkü niye sizden değil. İşte ben onu da savunmak istiyorum Oğuz Güven’i de savunmak istiyorum.

“BEN CEMAATİN DEĞİL, CEMAAT BENİM MAĞDURUM”

Mesela bir kesim de diyor ki; “tamam cemaat yüzünden çok mağdur oldu, hıncı, öfkesi ama iktidara hiç mi sözü yok, iktidara neden bu kadar yakın duruyor, son dönemde?”  Böyle eleştiriler de var, buna ne dersin?


Bak bu güzel soru. Ama bu söyledikleri hayatın gerçekleri ile örtüşmeyen bir iddia. Benim cemaate kızgınlığım, hıncım ya da öfkemden dolayı böyle bir duruşum söz konusu değil. Ben 2011’de tutuklandım oysa benim FETÖ ile mücadelem 2007’den başlar. Bu duruşumun nedeni ne öfkem, ne kızgınlığım; tamamen Hrant Dink cinayetinden dolayı. Bakın cemaat benimle uğraşmadan 2009-2010-2011 yıllarına gelmeden daha ben 2007 yılında onlarla uğraşmaya başlamıştım zaten. Dolayısıyla ben kendimi cemaatin mağduru gibi görmüyorum, asıl cemaat benim mağdurum. Daha doğrusu FETÖ kendi işlediği suçların mağduru. Ben sadece onun işlediği bir suçu ortaya çıkardım. Hem de herkes susarken hatta onlarla işbirliği yaparken. Ben onların Dink cinayetindeki rolünü ortaya çıkardım. Ardından Fethullah Gülen ve Cemaat- Ergenekon belgelerinde Fethullah Gülen ve cemaat diyerek benim gazeteciliğime tosladılar.

AKP’Yİ ELEŞTİRMİYORUM DİYE SUÇLAYANLARA SÖYLÜYORUM EVET YAŞANAN OLAYLARIN SİYASİ SORUMLUSU AKP’DİR AMA…

Peki son dönemdeki duruşunuz ve iktidara yakın olduğunuz söylemlerine ne diyorsunuz? Ki herkesin bir tarafı var. Bunu size eleştirdiğim için değil, insanlar merak ettiği soruyorum.


Ondan önce de CHP’ye yakın olduğumu iddia edenler vardı. Ben hiç bir parti tarafından toplantılara bile çağrılmıyorum, bırakın bir özel ilişkiyi. Bunu çağırsınlar diye söylemiyorum, halimden son derece memnunum, sadece bu sözü edenler sonuç çıkarsın diye söylüyorum. Defalarca söyledim, yine söylüyorum elbette o dönemde yaşanan olayların siyasi sorumlusu AKP’dir. Ama benim tutuklanmama gelince sebep yalnızca FETÖ’cülerin kompolosudur. Bakın 3 Mart 2011 günü gözaltına alındım, 6 Mart günü tutuklandım. Ergenekon operasyonlarını yürüten en önemli isim FETÖ’cü istihbaratçı Ali Fuat Yılmazer 8 Mart 2011 günü Erdoğan’ın emriyle görevden alındı.

Eğer AKP bu işi yaptıysa Ali Fuat Yılmazer gibi önemli çok önemli bir isim  ben tutuklandıktan iki gün sonra neden görevden aldılar. Böyle önemli bir ismi harcadılar. Çünkü bu komployu onun kurduğunu hükümet de biliyordu. Bugün bana söylenen sözleri FETÖ’cü Adem Yavuz Arslan 16 Aralık 2013 günü CNNTürk’te Ahmet Hakan’ın programında söyledi. “Seni AKP tutuklattı” dedi. Dört yıl önce onun yüzüne ekranda ne söylemişsem aynısını şimdi de söylüyorum. Fethullah Gülen bir Alman gazetesine aynısını söyledi. Onları AKP’nin polisleri tutukladı” dedi. Ben o gazeteye yazı yazdım “Yalancı hocaefendi” diye. Şimdi FETÖ’cülerin yalanına bana düşmanlık edenler sarılıyor. Gözümdeki değerleri budur. Tekrar ediyorum. Yaşadığım tüm bu süreçte benim tutuklanmamın tek yegane nedeni Hrant Dink cinayeti araştırması ve bunu bana yapan da Ali Fuat Yılmazer. Bu çok net.



Bak ben geçmişten yani 1990’lı yıllardan beri hep yolsuzluk haberleri yaptım. Bakın Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığından tutun, DSP-ANAP –MHP –Çiller dönemlerinde hep yolsuzluk haberleri yaptım. Hatta İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ilgili iddiaları da haber yaptım. AKP iktidar olurken Kemal Unakıtan’ın vergi kaçakçılığından yargılandığını yazdım. Yumurta işini, hayali ihracat raporlarını yazdım. Böyle birinin maliye bakanı olmaması gerektiğini yazdım. Sonra  Deniz Feneri’ni yazdım. Yasin El-Kadı’yı yazdım. 2006’da ben Yasin El Kadı’yı yazdım, sonra bunu ‘hayırsever terörist’ diye kitap haline getirdim. Cemaatçiler bugün bunu davalarında kullanıyorlar. Ama o tarihlerde ben bunu yazarken benim hükümeti yıkmaya çalışan darbeci olduğumu, terörist olduğumu hatırlatıyorlardı.

AKP İLE UZAKTAN YAKINDAN İLGİM YOK

İktidar soruma net yanıt alamadım.  Tekrar sormak istiyorum. AK Parti’ye yakın mısınız son dönemde söylenildiği gibi…


AKP ile uzaktan yakından ilgim yok. Ama bu algıyı yaratmak istiyorlar. Bakın ben kimsem, ne isem söylerim. Yargılandığım mahkemede bile terörist suçlaması karşısında, “Ben bir örgüt üyesi olsam bunu inkar etmem ve ben bir örgüt üyesiysem devletin eline de sağ geçmem” dedim.

O yüzden ben ilahi adaleti, kendine inanan birisiyim. Benim son dönemde Hrant Dink ve FETÖ’den başka bir şey yazdığımı gören var mı? Hapse girmeden önce, çıktıktan sonra, 17/25 Aralık’tan sonra sürekli FETÖ’ye anlattım. Bunun nasıl bir tehlike olduğunu göstermeye çalıştım. Bana 15 temmuz öncesi sürekli, “Sen takıntılısın FETÖ’den başka bir şey bilmiyorsun, gazeteciliğini bitirdin” diyorlardı hatırlarsınız. 15 Temmuz oldu, siz çok anlattınız biz yanılmışız diye telefonlar aldım. Maalesef 15 Temmuz’da yaşandı bu arada. Benim sorumluluğum halka karşı iftiralar boş laf.

Bu politize ortamda herkes birilerini yanında görmek istiyor. Kendi siyasi kavgasına beni de alet etmek istiyor. Bakın Benim de bir özelliğim var; gazeteciliği siyasete alet ve araç kılmak istememek, ısrarla direnmektir. Çünkü ben Nedim Şener olarak siyasi muhalefet üretmekle görevli değilim. Mesela ben kampanyalarda, referandumlarda, seçimlerde de oyumu açıklamıyorum. Niye biliyor musunuz? Çünkü ben bir parti veya siyasi propagandası yapacak bir kişi değilim, ben sadece bir gazeteciyim. Ben oy verenlerden daha mı akıllıyım. Bir de çıkarmışlar, “kanaat önderi” diye bir laf. Bu düşünme tembelliğinin gerekçesi. Senin kanaatinin önderi sensin. Kimse sana düşüncende liderlik edemez. Düşün ve mücadele et. İnsan olmanın temeli bu. Oturup insanlara şu partiye, bu partiye oy verin diyeceğim. Bu insanları aptal yerine koymaktan başka bir şey değil. Siyasi propoganda gazetecilerin değil, siyasiler işi. Ben haber yapmakla, yazmakla yükümlüyüm ama sadece gerçekleri. Mesela Deniz Feneri’ni, cemaati, Galataport’u, Yasin El Kadı’yı yazarım, insanları aydınlatırım. İnsanları bu yazıları okur ve iktidarla, muhalefetle ilgili kanaatlerde bulunurlar. Benim işim veri sunmaktır. Gazeteci olarak benim herkese karşı sorumluluğum var. Benden daha fazlasını kimse beklemesin, ben o sözde muhalif görünen gazeteciler gibi siyasi propoganda yapmam, yapmayacağım da. Ha bunun için beni sevmeyeceklerse sevmesinler. Çok şükür beni sevemeyen kadar seven de çok. Ben sağduyu ve akla hizmet etmek istiyorum. Fakat ortada çığırtkan olanlar kendi siyasi hedefine ulaşamamış ve kaybı içerisinde hırçınlaşmış insanları görüyorum. Bakın yaşadığımız bu siyasi olayların kuşkusuz tek sorumlusu AKP’dir. Ben bunu söylemekten hiçbir zaman çekinmedim. Ama bu siyasi sorumluluktur.

AKP’yi eleştirmekten de hiçbir zaman geri durmadım.

“BENİ AKP’LİLİKLE ELEŞTİRDİ, GİTTİ CHP’DEN MİLLETVEKİLİ OLDU”

Nedim Şener, AK Parti tribününe oynuyor diyorlar?


O diyenler var ya, AKP’lileri de tanımıyorlar. Gerçekten bu insanları aptal mı zannediyorlar. Benim böyle bir niyetim çabam olsa şimdiye kadar bin defa ortaya çıkardı. Benim hiç bir partiliyle en küçük temasım ya da diyoloğum olmuş mu? İşte bu halkı tanımıyorlar diyorum ya bu sözlerinden de da anlaşılıyor. Ben o tribüne oynayacağım bunu o kitle ya da AKP hissetmeyecek öyle mi? Ben tribünde oynayacak yapıda olsaydım zamanımda önümde kurulmuş CHP tribününe oynardım.

Cezaevinden çıktığım CHP’li belediyelerin bir kaç etkinliğine gittim. Orada da eleştirilerimi söyleyince yanımdaki konuşmacı gazeteci, “Muhalefete muhalefet edilmez” gibi bir söz söyledi. Baktım o arkadaş daha sonra CHP’den milletvekli oldu. Tribüne oynamak böyle şeydir. Hiç karşılıksız halkın mücadelesinin yanında olunamayacağını düşünemiyorlar. Çünkü ruhları satılık olanlar başkaları için de fiyat biçerler. Yok ki öyle bir tribün. Benim hattım her zaman Bakırköy-Mecidiyeköy metrobüs hattıdır, her zaman insanlar beni Mecidiyeköy-Bakırköy- Bakırköy-Mecidiyeköy hattında görür.

Bir kısım da oturmuş bana solcu diyor. Ya ne alakam var benim solculukla? Sola emek vermiş insanlara da ayıp bu. Ben ne solcu ne sağcıyım. Ben sadece gazeteciyim. Ben bunu anlatmaya çalışıyorum. Bunu anlayacaklar. Beni böyle kabullenecek insanlar. Bak ben solcu gibi davransam sırıtır, ne slogan atabilirim, ne bir şey yapabilirim. Sağcı gibi davransam yemezler. Bırakın o zaman kendim olayım. Beni eleştirenler, benden beklediklerini kendileri yapsın. O büyük kanaat önderleri, o muhalif gazeteciler kendileri yapsın. Muhalif görünen gazetecilerin çaresizliğini yazmıyorlar sadece slogan atıyorlar sonra ondan bundan bekliyorlar. O sadece slogan atacak, Hasan, Mehmet yazacak. Bunların zihniyeti bu. Oğuz Güven olayında bile yargıya, hukuka çakamayanlar Nedim Şener’e çakıyor. Sanki ben tutuklatmışım, sanki benim öyle bir yetkim varmış gibi. Başka şeylerde söylüyorlar son zamanlarda.



YARGIYA, HUKUKA ÇAKAMAYANLAR NEDİM ŞENER’E ÇAKIYOR!

Ne gibi?


Mesela “Nedim Şener AKP’den milletvekili adayı olacak” diyorlar. Bu yalanı üç dört yıldan beri birkaç seçimdir söylüyorlar. Bunu şimdi ciddi ciddi solcu olduğunu bildiğim insanlar söylüyorlar. Bu kadar akılsız bir şeyi ancak gözü kararmışlıkla açıklayabilirim. Nedim Şener’i vurmak için başka argümanları kalmamış. Hatta şunu söyleyeyim, Bu saçma lafı edenlerin AKP’liler kadar bile aklı yok. Çünkü AKP’liler Nedim Şener’e böyle bir teklifle gelinmeyeceğini bilecek kadar akıllıdır. Ama bu dedikoduyu dillendirenlerde zerre kadar akıl izan kalmamış. Sizinle daha önce söyleşi yapmıştık. Benim bir mahallem yok benzetmek gerekirse bu anlamda yalnız bir sokak çocuğuyum. Kendi kararlarımı kendim alır, gazeteciliğimi yalnız başıma yapar. Kendi edindiğim gerçeği kendim savunurum. Düşünün birkaç gün fırtına estirdiler. Hepsine karşı tek başıma durdum. Yıkmaya çalıştılar ama bu saldırı da bana daha güçlü durmam gerektiğini gösterdi.

Çok teşekkür ediyorum bu röportaj için..