Ne yani, Ruşen Çakır fonlanıyor da Ahmet Hakan mı fonlanmıyor?

Bu fonlanma meselesindeki eğri-doğru bir süre sonra ortaya çıkar ama sanılmasın ki bu yeni bir hadise… Değil, bence Türkiye’nin yaşı kadar eski bir meseledir.

Yoksa siz hala gazetelerin her gün bayiden satın alıp okuyanlar, televizyonların da dizi arasında reklam seyredenler sebebiyle mi ayakta kaldığını düşünüyorsunuz. Bu basit iş modeli biteli gideli yıllar oldu. Öyle olsa şu an üçten fazla gazete beşten fazla TV kanalı olmazdı ama yer gök medya!

Sponsorlar ya da destekçiler… Onlar olmadan artık pek çok şey yapılamaz. Benim de katıldığım film festivalleri mesela; bunların destek olmadan, sponsor bulmadan yapılabilmesi imkânsız! Kültür bakanlığı, belediyeler, valilikler, onların yetmediği yerde de iş adamları devreye girer ve şehre bir festival gelir.

Şimdilerde bu destekçiler üzerinden yürüyen ve iktidarın ekmeğine yağ süren bir tartışma var. Yurtdışı kaynaklardan (vakıflar vs.) destek alan bazı muhalif medyalar ve bağımsız internet sitelerinin dezenformasyon ve manipülasyon faaliyetleri gerçekleştirerek ülkedeki mevcut iktidarı yıkmaya çalıştıkları söyleniyor. İşin arkasında ise CIA (ABD) varmış!

OdaTV sitesinde, ABD merkezli vakıf olan Chrest Foundation’dan hibe alanların listesi yayınlandı. Destek alan kurumlar arasında Anadolu Kültür Derneği, Hrant Dink Vakfı, Filmmor Kadın Kooperatifi, 140Journos, Mezopotamya Vakfı, IKSV, Serbestiyet, Hafıza Merkezi, Sivil Sayfalar, Sabancı Üniversitesi, Bağımsız Gazetecilik Platformu P24, Mekanda Adalet Derneği, Mor Çatı Kadın Derneği, Ekonomi ve Dış Politikalar Merkezi (EDAM) ile TESEV, Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı (TAPV), Yurttaşlık Derneği ve Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA) bulunuyormuş.

Bu fonlanma meselesindeki eğri-doğru bir süre sonra ortaya çıkar ama sanılmasın ki bu yeni bir hadise… Değil, bence Türkiye’nin yaşı kadar eski bir meseledir. Hatırlayın, Necip Hablemitoğlu, 18 Aralık 2002 tarihinde öldürüldü. Ölmeden önceki son araştırması, Alman vakıflarının Türkiye'deki faaliyetleri üzerineydi.

Benim anlamadığım şey şu; ABD, Almanya ve bazı “kötü niyetli” ülkeler bizi yıkmak için bir beşinci kol faaliyeti yürütüyor diyorlar ama ben bu ülkelerin amaçları için en kullanışlı iktidarın zaten şu an başta olduğunu düşünüyorum. ABD çıktığı topraklardan kaçanlar için ülkeyi dev bir toplama kampına dönüştürmeyi başardı. İktidar, ABD’nin bekçisi olup Afganistan’da devriye gezmeye hevesli. Hal böyleyken ana muhalefet lideri, “mültecileri evlerine geri göndereceğiz” diyor. O mülteciler evlerine gönderileceklerini anladıkları anda soluğu Avrupa’da alır. ABD ve Almanya, AKP gitsin diye mi uğraşıyor? Hiç sanmam!

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, “Bazı yabancı liderlerin Türk siyasetini dizayn etme niyet ve gayretlerini açıkça ifade ettiği bir ortamda, hiçbir yabancı devlet ve kuruluşun medya sektörüne çeşitli fonlar sağlamasını söz konusu çıkar ve hedeflerden bağımsız yorumlayamayız. Kimsenin şüphesi olmasın ki, ne basın özgürlüğü ne de bir başka bahaneyle demokrasimizi kimsenin masasına meze yaptırmayız. Yeni kisveler altında beşinci kol faaliyetlerine müsaade etmeyiz. Yabancı devletlerin veya kuruluşların fonlarıyla ülkemizde faaliyet gösteren medya kuruluşlarına yönelik bir düzenleme ihtiyacı olduğu açıktır.” diye açıklama yaptı.

İktidar, Oda TV’nin pasını gole çevirmenin derdinde ama ortada koskoca bir “havuz medyası” gerçeği var. İktidar ya da iktidar belediyelerince desteklenen onlarca yayın kuruluşu var. İstanbul Büyükşehir Belediyesi CHP’ye geçince reklam kaynağı kuruyan ve kapanan Star gazetesini hatırlayın ya da Demirören’in Hürriyet’ini. Eskiden okuduğunuz gazeteden çok farklı değil mi? İktidar tarafından ele geçirilen medyaların hepsi algı yönetimi işinde ustalaştı ancak bu sırada okur üzerindeki etkisini de yitirdi çünkü hakikat bastırılacak halde değil, ortaya çıkacak alan arıyor.

Özellikle internet üzerinden yayın yapan bir sürü medya hakikati yaymanın peşine düştü. Dışarıdan gelen destekleri masumlaştırmıyorum, bazılarında çıkar amaçlı pis anlaşmalar yapılmış olması da olası ancak Oda TV’nin dış destek alan herkesi fişlemesi ve iktidarın “sadece ben fonlarım, benden değil de dışarıdan destek alıyorsan vatan hainisin” demesi özgür basın için yeni bir tehdit. Ne yani, Ruşen Çakır fonlanıyor da Ahmet Hakan mı fonlanmıyor?

Kurucusu olduğum, 16 yaşındaki alt kültür sitesi “Öteki Sinema”, adındaki Öteki ibaresinden sanırım, yıllar içinde bir sürü fon ya da altyapı desteği teklifi aldı. Hepsini reddettim çünkü bu yayının sadece okuyana ait olmasını istiyordum. Yayını büyütmek ya da butik tutup bağımsız kalmasını sağlamak adına bir tercih yaptım ve hiç pişman değilim. Yazılarımın telifi dışında hiçbir gelirim yok ve bu bana çok iyi hissettiriyor. Birileri birilerinden para alabilir, bunun da bir sakıncası yok. Sesi kime ait, ona bakalım.

“Yetmez ama Evet” kampanyasını hatırlıyorum ve o slogana destek verenleri. Bu ülke aşırı duyarlı, insan/azınlık/cinsiyet haklarına müthiş hassas, özgürlük diye çığlık atan ama özgürlüğü kim alır, kim getiririn hesabını yapamayan, daha doğrusu işine geldiği için yapmayan iyi eğitilmiş insanlarla dolu. O sloganın mucidi (Hayko Bağdat) yurtdışına kaçtı, bize de her gün başka bir inşaat müjdesi açıklanan bu ülkeyi bıraktı. Emeğiyle gurur duysun!

Olaya başka bir pencere daha açayım; film eleştirmenliği de yaptığım için biliyorum, bu ülkede hiçbir zaman bağımsız bir sinema olmadı. İktidardan ya da dış kaynaklardan fonlanan sinemacılar festivallerde yarışmaktan fazlasına yaramayan filmler çektiler, parayı verenin düdüğünü çaldılar. Gerçekten bağımsız bir halk sineması yapılabilir mi? Evet, bu mümkün, gerçekleştiği zamanlar da var. Film yapan ve bilet alıp izleyen arasındaki ilişki doğru olduğu sürece bu mümkün ama fonlar tatlıdır, rahattır ve çevre binalarla (film festivalleri, ödüller, jürilikler) yaratılan bir prestij alanı mevcuttur. Siz hiç Çağan Irmak’ın jürisinde olduğu bir festivale katıldınız mı? Hal böyleyken herkes fon arar, bulur ve filmini de ona göre yapar.

İşin özü şu; İktidar sistemli bir şekilde, kendisine hizmet edecek medyaları-gazetecileri-televizyoncuları yaşatıp gerisini yok etmeyi deniyor. Bağımsız medyacılar devam edebilmek adına destek arıyor ve bazen de denize düşen yılana sarılıyor! Dış desteklerin tamamı masum olmayabilir ancak hepsi de kötü niyetli değil. Buradaki ayrımı yapacak olan ise okurun-izleyenin aklı ve vicdanı. Bizi kandırabilirler, geçmişte yaptılar ama “bunlar vatan haini okumayayım” deyip sırtınızı döndüğünüzde de elinize tutuşturulan gazetede Kıbrıs’taki külliye müjdesi ya da emekliye bayram haberi yayınlanıyorsa, ne yapacaksınız?

Eğer bu ülkede medya aracılığıyla bazı beşinci kol faaliyetleri yürütülüyorsa bile bunun sebebi iktidarın özgürlük bahçesini daraltıp kurutmasıdır. Muhalif medyanın reklam kaynaklarını kurutmaya ant içen iktidar şimdi bazı medyaların dış desteklerle ayakta durmasına mı içerliyor?

İçeriden, dışarıdan fonlanmadan özgürce yazan-konuşan, halkının sesi olan gazetecilerin ülkesinde yaşamak dileğiyle…

MURAT TOLGA ŞEN