Müslüm Gürses, Freddy Mercury’e karşı! Rockçılar ve arabeskçiler yıllar sonra yine kapışıyor!

Müslüm filmi gişe başarısına rağmen yerli komedilerden bıkan sinemaseverlere yaranamadı. Müslüm filmini Bohemian Rhapsody üzerinden eleştiren sosyal medya dalgasının amacı ne?

Müslüm Gürses’in hayat hikayesini sinemalaştıran Müslüm filminin önlenemez yükselişi devam ediyor. Filmi basın gösteriminde izledikten hemen sonra bir tweet atmış ve ¨Müslüm çok iyi film, gözümü kırpmadan izledim. Doğru bir PR çalışmasıyla yılın en iyi gişesini yapar gibi geliyor. Timuçin Esen'in Müslüm Gürses performansı Ray filmindeki Jamie Foxx ile kapışacak kadar iyi¨ diye yazmıştım.
 
Bu öngörüyü abartılı bulan, seyircinin komedi filmlerinden başını kaldırıp böyle acıklı bir hayat hikayesine ilgi göstermeyeceğini, Müslüm Gürses’i dinleyen tayfanın (kaba tabirle jiletçiler) Müslüm için bile sinemaya gitmeyeceğini savunanlar oldu ama biliyordum; Müslüm bu yılın en önemli gişe işlerinden biri olacaktı ve öyle de oldu! Başrollerini Timuçin Esen ve Zerrin Tekindor'un paylaştığı film, 17 günde 3 milyon 423 bin 161 seyirciyi sinema salonlarına çekmeyi başardı. Hafta sonu 644 bin 720 kişi tarafından izlenen 18 milyon bütçeli yapım, 17 günlük sürede 46 milyon 150 bin 473 TL hasılat elde etti.

Bu arada, filmi izledikten sonra mutlaka izlemeniz gereken bir belgesel var! Bu yıl, İstanbul Film Festivali'nde, en iyi filme verilen Altın Lale'yi kazanan Borç adlı yapımın da yaratıcısı olan Vuslat Saraçoğlu'nun çektiği Müslüm Baba'nın Evlatları: https://www.youtube.com/watch?v=VkoYhAkXkDY
 
Bu kimini sevindirdi kimini üzdü. Entelijansiyamızda, bir halk sanatı olan Türk sinemasının gişe tarafına içgüdüsel bir kin güdülür ve her daim mesafeli yaklaşılır. Ayla filmini beğenen eleştirmen olarak zamanında katranlara bulandığımı hatırlarım ama Yeşilçam’ı severim, Yeşilçam’a bayılırım ve hep söylerim; ben sadece filmi neden sevdiğini açıklayabilen bir seyirciyim ve sinemayı çocukluğumdaki gibi seviyorum. Film izlerken heyecanlanıyor, gülüyor, ağlıyor, alkışlıyorum. Sinemanın bir mühendislik eseri, film çekmenin ve kurgulamanın bir matematik problemi olduğunu bildiğim gibi en nihayetinde bu işin duygulara hitap eden bir şey olduğunu da biliyorum.
 
Müslüm işte o ¨iyi bir film izledim¨ duygusunu sonuna kadar yaşatan bir işti. Kimi kusurları olsa da iyi yazılmış, oynanmış, çekilmiş, kurgulanmış ve sunulmuştu. Seyirci bu hayat öyküsüne ilgisiz kalsaydı gerçekten sinemamıza dair tüm umutlarımızı yitirirdim. Burada bir itirafta bulunayım; beni Kış Uykusu’na ya da Ahlat Ağacı’na ne kadar az kişinin gittiğinden çok, Ayla, Annemin Yarası, Müslüm gibi filmlerin kaç bilet sattığı ilgilendiriyor. Sinemanın itici gücü her daim seyircidir ve Türkiye’nin sinema seyircisi kimilerinin iddia ettiği gibi aptal falan değildir. İyi işin kıymetini bilirler, siz yeter ki yazın/çekin!
 
Sinemaseverliğimizdeki sorun nerede?
 
Müslüm öyle yerden yere vurulabilecek bir film değil, eleştirmeninden seyircisine herkes bunun farkında ama filmi yerde tekmelemek için hiçbir fırsatı kaçırmak istemeyenler de var. Onlar da bu yüzden bir başka ¨şarkıcı filmi¨ olan Bohemian Rhapsody’e sığındılar ve buradan bir ayrışma yaratmaya çalıştılar. Twitter’da gördüm; ¨insanları artık ikiye ayırıyorum, Müslüm’e gidenler ve Bohemian Rhapsody’e gidenler¨ diyen aklı evveller bile var. Sinemaseverlik bu değil! Müslüm de Bohemian Rhapsody de harika filmler... Birini sevip öbürüne kaka deyince ayrıcalıklaşmıyorsunuz. Bırakın artık bu çakma şehirli sanat seviciliğini... Evet, hepimizin üstü başı tezek kokar hala. Sen değilsen bile annen-baban-amcan ya da dayın köylüdür. Elinde biletler festival salonlarını arşınlarsın ama memlekette babanın fındığı satıp göndereceği parayla alınmıştır o biletler. Abartılı örnekler sanmayın, biz şehirleşme konusunda Avrupalı halklardan 300 yıl kadar gerideyiz ancak şehirli olmak istiyoruz, hem de hiçbir şeyi istemediğimiz kadar!
 
70’lerde insanlar bahçeli güzelim evlerini Karadenizli müteahhitlere satıp kümesten bozma apartman katlarına bu sevda ile çıktılar ama “şehirli” olmanın apartmanda oturmaktan ötesi de var. Şehirli insan kültürlüdür, sanatı takip eder ve yüceltir. Arada çıkan Köylü Ekrem gibi istisnaları saymazsak sanat şehre aittir, yaygın düşünce bu yöndedir. Buradaki sorun bizim henüz kentsoylu bir toplum haline gelememiş olmamız. Acınası bir ispat çabası içindeyiz bununla ilgili olarak.
 
O yüzden, hiç sevmediğimiz, sıkıldığımız, nefret ettiğimiz halde operalara, balelere, tiyatroya, sinemaya, konsere gittik/gidiyoruz. Kendi ayrıcalığımızı gösterebilme hali içinde sanatsal eserleri tartmaktan ve değerlendirmekten o kadar uzağız ki! Derdimiz bir kez daha kendimizi gösterebilmek.
 
Öyle olunca ne oluyor? Sanat bir giderek daralan bir daire içinde dönmeye, biçimsel olarak sanat eseriymiş gibi duran şeyler de sanatmış gibi algılanmaya başlıyor. Kentsoylu olma çabası sanatı değerlendirebilme yetisini köreltiyor. Avrupalılar ödüllendirmese bu kadar kıymetli bir Nuri Bilge Ceylan’ımız olmazdı inanın bana! Takdir duygumuz bize ait değil çünkü neyi takdir edeceğimiz konusunda en ufak bir fikrimiz yok! Sokaktaki adamdan bahsetmiyorum, içinde bulunduğum entelektüel camia da bir o kadar şaşkın. Burjuva sınıfı sanatı desteklerken ülke gerçeğini de dönüştürmeye çalışıyor. İçinde sizin-bizim olmadığımız bir resim çiziyorlar. Bu resmi alkışlamayın!
 
Müslüm’den nerelere geldik! Ben aslında Müslüm’ün ne yapıp edip yıllar sonra yine arabeskçilerle rakçıları karşı karşıya getirdiğini yazacaktım. Ben de gençken azılı bir rocker’dım. Iron Maiden tişörtleri, asker botları giyer, deri bileklikter takardım ve olur da arabeskçi tayfayla karşılaşırsak dayak yemeyeyim diye karate kursuna bile yazılmıştım.
 
Şimdi bu koca yaşımızda birbirimize girecek halimiz yok, hem ne saçma! Üstelik iki film de çok iyi, gidip keyfini çıkara çıkara izlemek en güzeli ve dua edelim Müslüm daha da çok gişe yapsın. Bu sayede eli yüzü düzgün dramaların gişeyi coşturduğu işaretlenecektir ve sektör şu ucuz komedilerden çark edecektir diye düşünüyorum.
 
Sinemayla ve başka güzel şeylerle kalın.
 
murat@medyaradar.com