Gündem
09 Nis 2017 12:11 Son Güncelleme: 23 Kas 2018 22:36

Muhabir, göz bandıyla Taksim'den Kadıköy'e gitti: İnanılmaz bir panik duygusu, midem bulanıyordu!

Hürriyet gazetesi muhabiri Savaş Özbey, görme engelli rehberi Harun Sarıkaya eşliğinde Taksim'den Kadıköy'e gitti. Özbey yolculuk boyunca yaşadıklarını aktardı.

Muhabir, göz bandıyla Taksim'den Kadıköy'e gitti: İnanılmaz bir panik duygusu, midem bulanıyordu!
 Yolculuğu başladığı andaki duyguları aktaran Özbey, "Ne yönde yürüyoruz, nereye ilerliyoruz, Taksim nerede, dönerciler nerede hiçbir şey bilmiyorum. İnanılmaz bir panik duygusu. Sanki önümüzde kocaman, dev bir çukur var, farkında olmadan ona doğru yürüyoruz. Midem bulanıyor" diye konuştu.

Hürriyet gazetesinden Savaş Özbey'in izlenim haberi şöyle: 

Dikkat! Bu, bir ‘Ahh görme engellilerin hayatı ne zor, vaah günlük hayatta ne çok güçlük çekiyorlar’ haberi değil. Bundan bir süre önce Gayrettepe Metro İstasyonu’nda ‘Turkcell Karanlıkta Diyalog’ adlı bir farkındalık etkinliğine katılmıştım ve çok etkilenmiştim. Sizi görme engelli rehberler eşliğinde zifiri karanlık bir labirente sokuyor, elinizde batonlarınızla İstanbul gezdiriyorlar. Mesela grup halinde tramvaya biniyorsunuz, “Hadi şimdi koltukları bulun ve oturun” diyorlar. Olduğu yere çöken mi, birbirinin kucağına oturan mı, artık ne ararsanız... Güya tramvay hareket ediyor, İstiklal Caddesi boyunca ilerlerken yolda değişen sesleri dinliyorsunuz. Tramvaydan indirip, karşıdan karşıya geçirip, vapura bindiriyorlar. Vapurun kalktığını motor sesinden, yüzünüze vurmaya başlayan rüzgârdan, kıyının uzaklaşan gürültüsünden anlıyorsunuz. Tabii bu labirent son derece güvenli, steril bir yer. Gerçek hayattaki gibi vapurla iskelenin arasına düşme ya da araba çarpma olasılığı yok. Farklı yaradılışlar, varoluşlar hayatı nasıl yaşıyor, onu anlamaya çalışıyorsunuz. Ben bir adım ilerisine gidip bunu gerçek İstanbul’da yaşamak istedim. O gün bize rehberlik eden arkadaşlardan Harun Sarıkaya da bu işe gönüllü oldu. Yaşadıklarımızı elbette kelimeyle, fotoğrafla anlatmanın imkânı yok. Kalemimiz, objektifimiz döndüğü kadar ancak... Ama nasıl bir şeye benziyor diye merak ederseniz, ille de bir görme engelli bulup şehri arşınlamanız gerekmiyor. Biletix üzerinden satın alabileceğiniz bir biletle iki saatinizi ayırarak, sevdiğiniz insanlara, çocuğunuza, arkadaşlarınıza bunu deneyimletebilirsiniz. Dünyanın bu alandaki en başarılı projeleri arasında gösterilen ‘Karanlıkta Diyalog’dan sonra hayatınızda çok şey değişeceğini garanti ederim.



Engellimarketi.com sitesi vasıtasıyla beni geçici kör yapacak göz bandım ve batonum hazır. Taksim metro çıkışında rehberim Harun’la buluşuyoruz. Taksim’den İstiklal Caddesi’ne gireceğiz; yürüye yürüye Tünel’e gideceğiz. Tünel’e binip Karaköy, Karaköy’den de vapurla Kadıköy...



İstiklal kolay. Hele de dönercileri bulduktan sonra. Zaten dümdüz ve trafiğe de kapalı... Üstelik her yerini ezbere biliyorum. Ola ki bastonum birine çarparsa da n’olacak sanki, özür dilerim... Bantı gözüme takmadan önce son bir çakallık yapıp gideceğimiz yönü ezberlemeye çalışıyorum. Fakat Harun bütün planları altüst ediyor.



Ne güzel sakin sakin o yöne yürüyecektik. Koluna giriyorum ama Harun başka yöne gidiyor. Meğer yollarını bulabilmek için bazı mihenk taşları kullanıyorlarmış. Harun’unki meydandaki küçük yeşillik alan. Onu bulduktan sonra İstiklal’in girişini buluyor.



Şaştı mı benim plan...

Artık ne yönde yürüyoruz, nereye ilerliyoruz, Taksim nerede, dönerciler nerede hiçbir şey bilmiyorum. İnanılmaz bir panik duygusu. Sanki önümüzde kocaman, dev bir çukur var, farkında olmadan ona doğru yürüyoruz. Midem bulanıyor, Harun’a “N’olur duralım” diyorum.



Kalbim güp güp atıyor. “Sakin ol” diyor Harun, “Bana güven, yeter.” Meğer ben göz-beyin koordinasyonunu alışıkmışım. O ortadan kalkınca beyin-kulak ve beyin-el koordinasyonum yeni doğmuş bebek gibiymiş. Harun, en azından duyuyor, eliyle hissediyor. Ben hem kör, hem sağır, hem hisssizim. O sırada yanımızdan bir sınıf dolusu küçük öğrenci geçiyor. Hepsi batonuma, bana çarpıyor. Olduğum yerde kasılıp kalıyorum.



Harun en çok sesleri kullanıyor: “Bak dikkat ettin mi, sağdan daha çok ses geliyor. Demek orası sokak. Soldaysa sesler daha tok. Bunu zamanla batonunu yere vurarak, yansımalardan da anlayabilirsin. Nihayet, dönercileri bulduk. Önümüz İstiklal...



Önlemlerimi almıştım: Çantanın hangi gözünde kaç liram var biliyorum. İstanbul kart, kimlik nerede, ezberimde. Ama telefonu unutmuşum Akıllı telefonum artık çevirmeli! Çevirmeye kalksam da  yanlış rakamlara basıyorum. Bu işi sesli komutla Harun hallediyor.



Harun gözümde kahraman. Kolunu asla bırakmıyorum. Ama onun da korktuğu şeyler var: Belediyenin dev eletrikli-süpürgeleri. “Sanki devamlı beni kovalıyor” diyor.  Bir dert de kestaneciler. Tam yürüyüş yolunun ortasında. Geçerken paso çarpıyorsun. 

“E batonla önünü kontrol etsene” demeyin. Beş dakikanın sonunda o baton sanki 100 kilo. Bilek değiştirseniz bile ağrı çok. Harun benle dalga geçiyor: “İşin ucuzuna kaçmışsın, belediyenin dağıttığı batonlardan almışsın. Benimki yurtdışından. 400 lira ama hafif.”

‘Taktara taktara’ ızgaraya vuruşundan belli, önüm kestaneci.  Durmazsam çarpıp kestane gibi kızarırım. Ama insanlar yardım ediyor. Fizikman olmasa bile bir süre sonra, “Sağa sağa!” uyarılarının sizin için olduğunu anlıyorsunuz. Demek yol bozuk...

Pasajları, binaları seslerinden tanıtıyor bana Harun: “Bak burası filanca fast food. Demek Demirören AVM’ye geliyoruz...” “Dikkat! Kestaneci!” diyorum. Cevap: “Hayır, o Maraş dondurmacısı...”  Normalde 20 dakikada yürüdüğüm İstiklal, bir buçuk saat sürüyor.



Artık Harun’a da kendime de daha çok güveniyorum. Aramızda şakalaşıyoruz. “Evli misin” diye soruyorum. “Evet” diyor; “İnanmazsın ama görücü usulü evlendim.” Gülmekten katılıyorum. Kim bilir insanlar kahkahalar atan kör için ne düşündü?

Tünel’e biniş korktuğum kadar zor olmuyor. Tıpkı az evvel koluma girip yardım eden Arap turist/mülteci gibi, Tünel’deki görevliler koltuğumuza oturana kadar bize çok kibarca eşlik ediyor. Yerini bildiğim İstanbul Kart’ı çıkarıyorum ama engellilere bedavaymış.

Artık özgüven tavan. Tünel’den inince, Harun’un sesini takip ederek tek başıma yürüyorum. Bu arada fotoğraflarımızı çeken Murat, “Savaş bu tarafa baksana” diye poz vermemi istediğinde, artık hangi yöne bakmam gerektiğini kestirebiliyorum.