Medya Günlüğü
07 Kas 2020 16:51 Son Güncelleme: 07 Kas 2020 21:54

Mehmet Metiner korona olduğunu niçin kimseye söylemedi?

Mehmet Metiner, tedavi sürecinin ardından 6 Kasım’da koronayı atlattığının anlaşıldığını söyledi.

Google Haberlere Abone ol

AKP eski milletvekili ve Star gazetesi yazarı Mehmet Metiner, bugünkü köşesinde koronavirüse yakalandığını ve moralinin bozulmaması için önlemlerini alarak bunu ilan etmediğini yazdı. Virüsü atlattığını belirten Metiner, "İlk teşhis konulduğu akşam bir karar aldım: Medya aracılığıyla bu durumu ilan etmeyecektim. Mümkün olduğunca kimseye şifahi olarak da söylemeyecektim. Öyle yaptım. İki nedenle: Dostlarım ve sevenlerim zinhar üzülmesinler diye. İflah olmaz düşmanlarımız sevinmesinler diye. O süreçte yazacaklarını kazara okumamız halinde korona virüsünden bin beter yaralamasın diye. Çünkü moral en büyük ilaçtı" ifadelerini kullandı.

Mehmet Metiner'in yazısı şöyle:

"24 Ekim Cumartesi gecesi CNN Türk’teki mutad programım sabaha karşı 01.30’da bittiğinde ilk defa kendimi yorgun ve mecalsiz hissettim.

Bu farklı bir durumdu.

Vücudumda sanki bir kırgınlık vardı. Çok rahatsız edici olmamakla birlikte bunu hissedebiliyordum.

Arada bir öksürmeye başlamam bu farklılığı dikkate almam gerektiğini hissettirdi bana.

Uyurken bir de baktım ki hafif ve aralıklı öksürüğüme titreme ve üşüme eşlik etmeye başladı. İçimde kor bir ateş vardı sanki. Özellikle de başımda. Lakin ateş ölçer her şeyi normal gösteriyordu.

İçimdeki ses, ihtiyaten ev içinde bir tür izolasyona kendimi tabi tutmam gerektiğini söylüyordu. O yüzden kısa süreli yemeklerin dışında ev halkıyla bir araya gelmemeye, gelmek zorunda olduğumuz hallerde de mesafeyi korumaya özen gösterdik.

26 Ekim Pazartesi günü Şile Devlet Hastanesi’ne gittim. Sağolsun kendisi de dahiliye uzmanı olan başhekim Ömer Akyol kardeşim çok yakından ilgilendiler. Kan tahlilimden hafif bir enfeksiyon saptandı. Öksürüğüm için şurup yazıldı. Ben o arada korona testi için de sürüntü verdim. İhtiyaten. Çünkü kuşkulanmıştım. Emin olmalıydım, hem kendi sağlığım hem de sevdiklerimin sağlığı için.

27 Ekim Salı günü akşamı test sonucumun pozitif olduğu tarafıma Dr. Feriha Öz hastanesinden sorumlu yönetici/başhekim Nurettin Yiğit kardeşim tarafından iletilince inanamadım. Ben ki kendini o kadar çok koruyan biriydim! Bir yanlışlık olmalı dedim.

Ama gerçekti.

Bu gerçeği kabul etmek zorundaydım artık.

Sağolsunlar 28 Ekim Çarşamba sabahı Dr. Hüseyin Ağaoğlu başkanlığındaki Şile İlçe Sağlık Müdürlüğü filyasyon ekibi evime geldiler. Hem ilaç bıraktılar hem gerekli bilgilendirmeleri yaptılar hem de eşimin ve kızımın testini yaptılar.

Hüseyin Ağaoğlu Adıyaman/Kahta’dan tanıdığım biriydi. Gençlik yıllarımdan beri yakından tanıdığım, aile doktorumuzun yanısıra ailemizin bir parçası olarak görüp sevdiğimiz çok başarılı bir doktor abimdir. Şile’ye tayininin çıktığını bu vesileyle öğrenmiş oldum.

Tedavime teşhisin konduğu Salı akşamı başladım. Meclis’ten danışmanlığımı yapan Selman Polat’ın yönlendirdiği Doktor Okan Tanrıverdi kardeşim Hızır gibi imdadıma yetişti. Onun tavsiyeleri benim için şifa oldu. Tedavi sürecinde kullanmam gereken ilaçlardan tutunuz da ayrıca ne yapmam ve yapmamam gerektiği konusunda sürekli yönlendirdi beni. Bütün ölçümlerimi anı anına kontrol etti. Telefonda günde kaç kez arayarak hem moral verdi hem de tedavi sürecime bizzat refakat etti. Ona ne kadar teşekkür etsem kifayetsiz kalır. Bir ömür boyu onun kardeşliğini ve dostluğunu unutamam.

Eşimin ve kızımın sonuçları negatif çıkınca tarifsiz bir mutluluk yaşadım. Başka türlü olsaydı o vicdan azabı yıkıcı olurdu. Demek ki ev içinde ihtiyatlı davranmamız bu sonuca katkı sağladı.

İlk teşhis konulduğu akşam bir karar aldım: Medya aracılığıyla bu durumu ilan etmeyecektim. Mümkün olduğunca kimseye şifahi olarak da söylemeyecektim.

Öyle yaptım.

İki nedenle:

Dostlarım ve sevenlerim zinhar üzülmesinler diye.

İflah olmaz düşmanlarımız sevinmesinler diye.

O süreçte yazacaklarını kazara okumamız halinde korona virüsünden bin beter yaralamasın diye.

Çünkü moral en büyük ilaçtı.

Teşhisin konduğu Salı akşamı Ümit Özdağ aramıştı. Hastalığa yakalandığımı öğrendiğinde beni hemen kekikten yaptığı ilaçlarla adeta şifa dağıtan bir dostuyla temasa geçireceğini söyledi. Çok geçmeden Kaptan Mustafa Can aradı. Semptomlarımı sordu. “Korkma, atlatacaksın!” dedi. Sağolsun gecenin geç bir vakti olmasına rağmen bizzat Beykoz’dan kalkıp Şile’ye geldi. İlaçları bırakıp gitti. İlaçları nasıl kullanacağımı bu işin üstadı olan doktor Müslüm kardeşimizle irtibatlandırarak o gece hayırlı bir işe öncülük etti.

Çok şükür bu süreci hafif semptomlarla geçirdim.

Lakin size diyeceğim o ki yeryüzünde eşi-benzeri görülmemiş lanet bir illet bu. Ne yapıp edip yakalanmamaya çalışın.

5 Kasım Perşembe günü zorunlu karantina sürecim doldu.

6 Kasım Cuma günü Kadıköy Medicana Hastanesi’ne tahlil ve tetkikler için gittim. Sevgili Hakan hocam sağolsun doktorum, can kardeşim Okan Tanrıverdi’nin istediği tüm tahlilleri yaptırdı. Bu arada burundan ve boğazdan sürüntü alınarak yapılan korona testini de ekledi.

Sonuç: Korona testim negatif geldi.

Kan ve tomografi sonuçlarım müspet çıktı.

Buna rağmen 5-10 günlük bir tedavi ve dinlenme süreci devam edecek.

Bağışıklık sistemi için gerekli olan kimi vitaminlerin vücutta eksik olması acilen giderilmesi gereken bir sorun.

Bu süre zarfında dostlarımdan ve sevenlerimden anlayış bekliyorum.

Hastalığım sürecinde arayan en yakın arkadaşlarım kendilerine durumumu bildirmediğim için umarım beni anlayışla karşılarlar ve bağışlarlar.

Tedavi sürecinde hasta olduğumu bilmeden bana yazıp da vaktinde geri dönüş yapamadığım veya acil ricalarını karşılayamadığım için gönül koyan kardeşlerim varsa onlardan da helallik diliyorum.

Sağlık Bakanlığımıza, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’ne ve Şile İlçe Sağlık Müdürlüğü’ne çok teşekkür ederim. Hastalığın her aşamasında bizzat telefonla arayıp sordular. Demek ki hasta takibi takdire şayan bir sisteme oturtulmuş. Gurur duydum...

En büyük teşekkürlerden birini de Şile ilçemizin çalışkan, fedakar ve başarılı Sağlık Müdiresi Simin hanımefendi ziyadesiyle hak ediyor.

Son söz: Hiçbir şey insan hayatından daha değerli değil. Dışarıyla gerekirse bütün bağlarınızı kesin. Kesemiyorsanız tedbirlere azami ölçüde uyun. Unutmayın; Hayat eve sığar!"