Masterchef izle ama şefin tavsiyesine uyma!

Somer Şef, insan vücuduna birçok zararı olan katkı maddesinden “Mutfaklarda en çok eleştirilen MGS’yi insanlar kötü bir şey zannediyor, öyle bir şey yok. Mantıklı kullanılırsa çok önemli bir ürün” diye bahsetti.

Masterchef çok izleniyor, Coronalı günlerde daha da çok çünkü hepimizin içindeki aşçıyı uyandırmaya ihtiyacı var. Dışarıdan yemek sipariş etmek riskli evde yapabileceklerimiz ise annemizden öğrendiklerimizle (genellikle hiçbir şey) sınırlı. İnternet tarifleri epey işe yarıyor ancak işin püf noktalarını bilmek gerek. Bunu da yarışma formatında izlerken öğrenmek epey eğlenceli…

Gelin görün ki programda hiç devrilmemesi gereken çamlar devriliyor. Son vukuat Masterchef jüri üyesi ve aynı zamanda Avustralya’da bir Türk restoranı sahibi olan Somer Sivrioğlu’ndan geldi. Somer Bey, yarışmacılarının gözünün içine baka baka Monosodyum Glutamat’ı (MSG) “kötü bir şey değil” diyerek övdü.

Somer Şef, insan vücuduna birçok zararı olan katkı maddesinden “Mutfaklarda en çok eleştirilen MGS’yi insanlar kötü bir şey zannediyor, öyle bir şey yok. Mantıklı kullanılırsa çok önemli bir ürün” diye bahsetti.

Nerede satıldığını bile bilmiyorum ancak bu övgüden sonra lezzet arttırıcı etkisinden faydalanmak isteyen insanlar aktarlarda MSG ararsa şaşırmayın. Dışarıda et yemek uzun zamandır güvenli değil. En ucuzundan pahalısına restoranlar bu maddeyi yemeklere, özellikle et yemeklerine katıyorlar. Ucuzluk marketlerindeki şarküteri ürünlerinde, hazır köftelerde vs. bolca mevcut ama artık arkadaşınıza yemeğe davet edildiğinizde yediğiniz yumuşacık ve çok lezzetli bifteğin sebebi onun mahareti değil de MSG’nin marifeti olabilir.

Çünkü işi bilen biri, dünyanın öbür ucuna gidip bir Türk restoranı açmış bir şef, bu kimyasalı “çok önemli bir ürün” diye överek kullanılmasını tavsiye ediyor. Avustralyalı müşterileri bu videoyu izlese restoranı sinek avlar, hangi akla hizmet böyle bir şey söylediğini anlamış değilim.

MSG, masum bir tat arttırıcı değil. Japon Profesör Kikunae Ikeda 1908 yılında glutamik asidi yeni bir tat maddesi olarak deniz yosunu Laminaria japonica olan kombu'dan suyla çıkarma ve kristalleştirme yöntemiyle ayrıştırmış ve bu tadı umami olarak adlandırmış ve MSG üretim patentini almış. Suzuki kardeşler 1909 yılında Japonca'da tadın özü anlamına gelen AJI-NO-MOTO® adı altında MSG üretimini başlatmış ve monosodyum glutamat dünyada ilk kez üretilmiş.

Bu madde üzerine çok fazla çalışma yapılıyor. Özellikle gıda devi şirketler tarafından fonlanan çalışmalar onu masumlaştırıyor, sağlığa zararlı olmadığını düşündürtüyor ve şirketler de bu çalışmalardan çıkan sonuçlara dört elle sarılıyorlar. Mesela Nestle’nin sitesinde MSG’nin ne kadar güvenli olduğuna dair koca bir sayfa veri var ama maddenin obeziteyi tetikleyici etkisinden kimse bahsetmiyor. İnsan dilindeki tat duyusu algılayıcılarında glutamat için reseptörler var. Bunlar bu tada bir kez bulaştılar mı adeta bağımlı hale geliyorlar. MSG eklenmiş bir gıdadan yemeye başladığınızda “yedikçe yiyen ve nerede duracağını bilemeyecek ölçüde gıda tüketen” biri haline dönüşebiliyorsunuz.

MSG’nin beden, özellikle sinir sistemi için toksik bir madde olduğunu, vücutta iltihabi reaksiyonları tetikleyebileceğini söyleyen çok fazla bilim insanı var. Alzheimer’dan Parkinson’a, öğrenme bozukluklarından baş ağrılarına, bulantı, çarpıntı, nefes darlığı, yüz, boyun, ense ve kollarda yanma ile ortaya çıkan nöbetlere, hatta kilo almaya ve şeker hastalığına neden olabileceğini ileri sürüyorlar. MSG’yi geleneksel Uzakdoğu mutfağı dışında ilk kez kullananlar hazır çorba üreticileri. İlk terk edenler de onlar hatta “ürünümüzde MSG yoktur” diye havasını atıyorlar.

Öyle ya da böyle henüz masumiyeti ispatlanmamış, aksi pek çok delil bulunan bir kimyasalı, milyonların izlediği bir programda bilim insanı edasıyla övmek akıl işi değil. Somer Şef bir sonraki programda konuyla ilgili bir düzeltme yapar umarım çünkü zaten dışarıda yerken sürekli maruz kaldığımız bu maddenin evlerimizin içine girip karabiber ve tuzun yanında sinsice beklediğini düşünüyor ve korkuyorum.