Mahall Ankara ‘gecekondusu’nda inşaat yaparken her şeyden kısmışlar!

Medyaradar Genel Yayın Yönetmeni Denizhan Erkoç, Ankara'da Türkerler Holding tarafından yapılan Mahall Ankara'da yaşadığı dramı kaleme aldı.

Yazmayım diyorum duramıyorum dostlar.

Keskin Kalem’i okuya okuya Keskin Kalem gibi yazar oldum.

Üstat kopyacı değilim sadece öğrencinim ne öğretirsen onu uyguluyorum.

Lafı çok uzatmadan dalalım bizim Kurtlar Vadisi sitemize.

Daha önce size Türkerler Holding tarafından yapılan Deva Partili Cavit Efendi tarafından yönetilen evimdeki sorunlardan bahsettim…

Etmez olaydım, sıcak su az dedik tamamen gitti, ısınamıyoruz dedim buzhaneye döndü. Evde artık buzdolabı çalıştırmıyoruz mesela…

Neyse geçtiğimiz akşam eve gittim, pazar doğum gününü kutladığım oğlum artık 7 yaşında, 6 yaşında deyip duygu sömürüsü yapmayayım…

Eve girdim evde bir kötü koku var. Allah günah yazmasın çocuğu yıkanmıyor diye kokuyor sandım ilk önce… Eee oda haklı buz gibi suda yıkanmak kolay mı?

Babam deyip kucağıma atladı ama öyle bir koku var ki burnumun direği kırıldı.

İçimden Çocuk değil bildiğin teke diye geçirmedim değil. Çocuktur yıkarız geçer dedim içinden.

Odaya gittim koku bitmiyor, salona geçtim bitmiyor, dedim bu böyle olmaz yıkayalım çocuğu…

Zorla soktuk banyoya, çivi gibi suda bir banyo yaptırdık ama mosmor oldu çocuk!

Evimizin 4’üncü üyesi elektrikli sobaya yapıştı valla. Titriyor konuşamıyor… Annesi giydirsin diye ona teslim edip salona geçtim. Banyodan bir kükreme sesi geldi. Dişi aslanların rakiplerine medyan okurken çıkarttığı gibi bir ses…

Ses o kadar güçlü ki koltuktan fırladım. Eşim, “Yeter artık çocuk dondu Allah Allah…” diye bağıra bağıra dış kapıyı açtı. “İndireceğim ben bu binanın bütün camlarını o yönetim yöneticiyi” diyerek çıldırdı…

Teknik servisi çağırdı ve güvenliği arayarak “Çağırın şu yöneticiyi” deyip kükredi!

Ben olduğum koltukta titreyerek kaldım…

Önümde iki seçenek vardı ya ölü taklidi yapıp bu saldırıdan nasibime düşeni en az hasarla atlatacaktım ya da daha iyi bir plan uydurup bu işten yırtacaktım.

Korkunun ecele faydası yok tabi.

Eşim kükredikçe kükredi. Arada güvenlik ve teknikten cılız bir ses geldi “Haklısınız” diye…

‘Tamam Denizhan daha elini kana bulamamış bir gayret bu işe el at’ deyip korkudan titreyen bacaklarıma kalan son güçle kapıya kadar gittim.

Erkekliğe b.k sürmemek için “Bakın şeker hastasıyım sinirden ellerim titriyorum” deyip üzerime atılacak korkaklık ibaresinde ortadan kaldırdım bir çırpıyla.

Denizhan sen bu işi çözersin deyip eşimi sakinleştirmeye çalışıyorum ama yok yıkacak binayı…

Zorda olsa yönetici ile konuştu.

Yöneticinin bahanesi de hazır! ‘Bütün binanın suyunu boşaltmamız lazım yapmak için’ gibi saçma gerekçeler sundu.

Açıkçası bize Başınızın çaresine bakındeyip kapattı.

“Oğlumuz korkuyor, yapma” diyerek ikna edip içeri soktum.

Oğlanı uyuttuk ama o hengâmeden sonra bile evdeki lağım gaz kokusu gitmedi. Sonra fark ettim ki koku oğlumdan değil gider yerlerinden geliyor…

Hayda çocuğumu da boşuna soğuk suyla yıkadım!

Ama size anlatamam nasıl bir gaz kokusu…

Sonra düşündüm bu gazı Kazım Türker ve Cavit Dağdaş geceden kuru fasulye ve kuru soğan yiyip özellikle yapmış olabilirler.

Vermişler boruya gazı beni yıldırmaya çalışıyorlar…

Komplo teorisi ya bu… Neden olmasın diye düşündüm!

Allah’tan inşaat yaparken her şeyden kısmışlar bütün camların altından içinden soğuk hava geldiği için zehirlenmekten kurtulduk.

Artık başımıza daha ne gelebilir derken, şimdide lağım kokusunun hedefi oldum.

Şimdi de bombalı ya da nükleer saldırı yapabilirler diye hazırlık yapıyorum. Evde hazırlıklar tam gaz devam ediyor; Gaz maskesi, koruyucu kıyafet plastik eldiven ve çizme… Tedarik ettim hemen.

Ben hazırlıklı olayım da başımıza ne geleceği belli olmuyor açıkçası. 

Dediğimi yaptım.

Artık İhlas Şofben bayrağı Ankara’nın en prestijli sitesinin 24. katında dalgalanacak.

Geçen yazımdan sonra İhlas Grubu’ndaki arkadaşlar bana Ankara Bölge Müdürü’nün telefonunu verdiler, hemen konuyla ilgilendiler sağ olsunlar birde basın indirimi yaptılar.

Hemen 2 kişilik ekip geldi 2 adet şofbeni takmak için.

Ekipteki arkadaşlar önce inanmadı.

“Abi emin misin buraya takılacağına? Buraya olamaz bu” dediler.

Ben ısrar ettim: “Takın arkadaşlar.”

Şofbenler geldi artık elimdeydi. O kadar mutlu oldum size anlatamam.

Hemen kutularından çıkartıp evin baş köşesine koydum bir hatıra fotoğrafı çektim.

O kadar mutlu oldum ki gece yanıma alıp uyuyasım gelmedi değil. Tabi bu mutluluk çok sürmedi…

Teknik servisteki arkadaş gelip elimden aldı.

Artık ayrılma vakti geldi deyip aldılar elimden ve yerine montaj yaptılar.

İlk ateşi bulan insan nasıl mutlu olmuştur bilemiyorum ama ilk sıcak suyla banyo yapan insandan daha mutlu olduğumu iddia edebilirim. Ekip gittikten sonra hemen banyoya attım kendimi sıcak suyu buldum ya iyice keselenmişim. 45 dakika bir banyonun sonunda çıktım dışarı.  Derimin renginin yazdan kalma bronzluk olduğunu düşünüyordum değilmiş bildiğin kirmiş.

Her sabah banyo yapmama rağmen sıcak su olmayınca demek çıkmamış kirler, resmen 3 ton açıldı rengim.

Teşekkürler İhlas Şofben bu soğuk Ankara’da içimizi ısıttığın için…

Arkadaşlar Mahalle Ankara hakkında daha yazmayacağım.

Artık hakkımda açılacak davalar olursa onlarla ilgili yazacağım.

Sizden gelenler cin fikirler:

Antalya’dan 10 bin adet hamam böceği gönderip binaya salmak isteyen…

Ferrari’siyle her sabah 5 de gelip son gaz bütün siteyi uyandırmayı teklif eden…

Binanın önünde ateş yakıp kazanın içinde yıkanmamı isteyen…

Ekip gönderip çocuğumu leğende yıkarken çekip yapıp ana haberde yayınlamak isteyen TV yönetici ve TV kanalı sahipleri arkadaşlarım…

Hepsi güzel fikirler uygulanabilir ve makul şeyler.

En sonuncu benim de aklıma geldi ama sevgili oğlum kabul etmedi bunu açıkçası verdiğim rüşvetlerde işe yaramadı…

“Ben televizyona çıplak çıplak çıkmam” dedi, kestirdi attı.

Başka cin fikirleri olan varsa bana mail atabilirler…

denizhan@medyaradar.com