Medya Günlüğü
17 Mar 2020 12:55 Son Güncelleme: 17 Mar 2020 13:24

Koronavirüse yakalanan gazeteci başına gelenleri anlattı

Gazeteci Fehim Taştekin, koronavirüse yakalandığını fakat hastalığı atlattığını anlattı.

Koronavirüse yakalanan gazeteci başına gelenleri anlattı

Gazeteci Fehim Taştekin, Gazete Duvar’da yayımlanan “Korona ile Hasbihal” başlıklı yazısında, Fransa’da koronavirüse yakalandığını açıkladı. “Pek anarşist çıktı bu Covid-19! Vuruyor herkesi, eşitçe, umarsızca” diyen Taştekin, Fransız sağlık otoritesi hastanelerde yığılmayı önlemek için Korona Hattı 15’e yönelendirdiğini ve doktora bağlanmanın çok zor olduğunu belirtti.

Normal gribal bir durum belki ama emin olmak lazım diyerek Korona Hattı’na bağlanmayana çalıştığını anlatan Taştekin, dakikalarca bekledikten sonra hattın düştüğünü ancak ikinci günün gecesinde bir saat sonra bir doktorla konuşabildiğini anlattı. Taştekin doktora, ateşinin yüksek olduğunu ve zor nefes alabildiğini ancak ciğerlerinde bir sorun hissetmediğini söylerken doktordan, “önemli ölçüde atlatmış gözüküyorsunuz” cevabı aldığını aktardı.

Öte yandan Fehim Taştekin, kendisine gelen destek mesajları üzerine kişisel Twitter hesabından, "Mesaj yazan bütün arkadaşlarıma teşekkür ederim. Tek tek yanıt yazamadım, mazur görün lütfen. Hepiniz sağolun, var olun" açıklamasında bulundu.

İşte Fehim Taştekin’in ‘Korona ile Hasbihal’ başlıklı o yazısı:

"Korona Hattı 15. Fransız sağlık otoritesi hastanelerde yığılmayı önlemek için bu hatta yönlendiriyor.

Binler aynı anda çeviriyor. Düşerse santral, bu kez doktora bağlanmak için saniyeler dönüyor. 67’inci dakikada hat kesiliyor. Hezimet. Normal gribal bir durum belki ama emin olmak lazım. Hastanefobik birine dost baskısı; illa ara! Tekrar ara, onlarca kez. Aynı şey.

İkinci kez elektronik sistemin bekleme odasındasınız; 37’nci dakikada hat yine düşüyor. Gece sakin olur belki. Yok açılmıyor. İkinci gün de öyle. Üçüncü günün gecesinde 60’ıncı dakikada açılıyor. Nihayetinde size kulak veren bir doktor hatta. Neyin varsa sıralayacaksın: Boğazda yanma, yüksek ateş, öksürük, ara sıra kafada zonklama!"

"YANİ SELF-KARANTİNA"

"‘Ateşiniz kaç derece?’

İki gecedir 39’u buluyordu ama artık doliprane ile 38’in altına iniyor.

‘Bu iyi. Peki, nefes darlığı çekiyor musunuz?’

Öksürük derin nefes almaya izin vermiyor ama ciğerlerde sorun yok.

‘O zaman endişelenmeyin, önemli ölçüde atlatmış gözüküyorsunuz. Eğer ilaçla ateşi düşüremez ve nefes darlığı çekerseniz bizi tekrar arayın, gelir bakarız. Bu arada evinizde kalmaya devam edin.’

Yani self-karantina.

Nezihe Paris’e gelmek için didiniyor, gelemiyor. Biniş kartını aldığı halde pasaport kontrolden döndürülüyor. Oturumun yoksa çıkış yok. Apartmanda pek sakin. Karşı apartman da öyle. Neredeler? Herkesin güneyde yazlığı yok ya. Abartma diyorum kendi kendime, zaten hep böyle değil miydi? Sanki Fransız mimarisi balkondan balkona, camdan cama komşu selamına izin veriyormuş gibi. Yok öylesi. Hükümetin kararı gereği önceki gece 24.00’ten itibaren ışıltılı kafeler ve lokantalar da karardı.

Fransızlar gurur duydukları sağlık sistemi hakkında şimdi daha temkinli, hatta karamsar. Durum ‘çöküş’ mailinde. Neyse ki mütekâmil bir karantina ile çıktık düze! Ne atlattığımızı bilmeden, şiddetli soğuk algınlığı mı, grip mi, korona mı? Soğanı bala yatırıp içtik suyunu. Limonu, balı ılık suyla yudumladık. Zerdeçal, zencefil, karanfil, karabiber ve balı da karıştırdık. Soğan, sarımsak zulada ne varsa şifa niyetine götürdük. Ve en büyük şifa ailemiz, dostlarımız!"

"PEK ANARŞİST ÇIKTI BU COVID-19"

"Diyeceğim o ki pek anarşist çıktı bu Covid-19! Vuruyor herkesi, eşitçe, umarsızca. Alttakilerin kaderi yine mahrumiyettir, mahkûmiyettir, el hak. Ama virüs yüksekten uçanlarla birlikte kibir saraylarına kadar giriyor. Başkanlara, başbakanlara, bakanlara, yardımcılarına çarpıyor. ‘Şeytan savan’ kutsal mabetlere, okunmuş eşiklere giriyor! Tüm dokunulmazlara dokunuyor. ‘Devrimci’ diyeceğiz de lanet bir şey olmasa.

Yarattığı etkiler üzerine çok yazılacaktır. Evvela kapitalizmin çirkinliğine çarpıyor, çatırdatıyor. İnsanların derin cehaletini, iflah olmaz bencilliğini bir kez daha açığa vuruyor. Virüsten beter bir virüsün insanın kendi öz benliği olduğu gerçeğini resmeden sayısız manzara dumura uğratıyor. Sadece kazanç güdümlü eğitimin toplumu eğittiği yok.

‘Ucuz Çin’ şaşırtıyor, 1.4 milyar insan için savaşıyor, başarıyor. Organize güç, örgütlü refleks, hızlı müdahale, yüksek teknoloji, büyük ölçekli çözümler. İtalya AB’den medet umarken Çin yardıma geliyor. ABD bu durumda bile ambargoda ısrar edip İran’ın sağlık sektörünü vurmaya devam ederken Çinliler İspanya, Güney Kore, Japonya, İran, Irak ve Suriye’ye de el atıyor.

Utangaçça Küba’nın ilaçlarının hakkı teslim ediliyor, tıbbi aklı. Tepesinde celladın dolaştığı, ambargo ile ezdiği. Çaresizce sınırları kapatıyor, şehirleri kilitliyor, insanları evlerine hapsediyor. Sanki yıl 1348. Ama dersler bırakarak yapıyor: Sınır tanımayan belalara ancak sınırları yıkarak karşı konulabilir; el birliğiyle, bilgiyi paylaşarak, imkânları bölüşerek, kâr hırsını yenerek.

Velhasıl insanı öğüten ekonomik çarkın çirkinlikleri, insanın kendi çaresizliği, kamu idaresindeki açmazlar, sağlık sistemindeki yetersizlik ve çarpıklıklar açığa çıkıyor. Uzmanları için çok tez çıkar buradan. Dünya dersini alır mı? Anladığımız kadarıyla Çin sars virüsüyle mücadele ederken dersini almış ve bugünkü seferberlik düzeyi bunun eseri. Felaketlerde dersler hep çift yönlü oluyor: Hırslı hırsının, zorba zorbalığının, tiran tiranlığının derdine düşüyor; beriki komşusunu fark ediyor, ‘can’ dostlarını görüyor, dayanışmanın gücünü anlıyor…

Ve elbette kapitalizmin direngen tarafları bu musibetten de büyük lütuflar devşirecektir.
Dahası hurafeler çağına dönerken tufandaki tek geminin ‘bilim’ olduğunu söyledi korona. ‘Asıl virüs sensin’ dedi.