Kimin Sinema Yazarı olduğuna kim karar veriyor?

Yazarımız Murat Tolga Şen, Altın Portakal'da başlayan "tescilsiz" sinema yazarları meselesini yazıyor. Türkiye'de sinema yazarı olduğunuza kim karar veriyor?

Çocukluktan kalma bir reflekstir bu, hepimizde de az çok vardır, oyun bahçemize bizden habersiz kimse girsin istemeyiz, girerse de kavga çıkar! En sevdiğim çocuk kitaplarından biri olan Pal Sokağı Çocukları’nın hikayesi böyle bir çatışmanın etrafında gelişir.
 
Elbette hiçbirimiz Boka ya da Nemeçek değiliz, büyüdük koca insanlar olduk ama şunu iyi bilmek gerekir; sinema yazarlığının oyun bahçesi film festivalleridir!
 
İlk Altın Portakal deneyimimi 2010 yılında yaşadım, arkadaşlarımla birlikte beş yıldır Öteki Sinema’yı yapıyordum ancak henüz bir yıldır telif alarak eleştiri yazmaktaydım. Gördüğüm manzara şu oldu; festivale ‘sinema yazarı’ olarak davet edilenlerin tümü SİYAD üyesiydi. Dernek bu işin Olympos’uydu ve bir sinema yazarı olarak ciddiye alınmak için dernekli olmak gerekiyordu.
 
Bir ‘meslek birliği’ olan SİYAD’ın üyelik için belli kriterleri var ama üyelik alımında bu kriterlere uygun bir matematik yok. Üyelik alımları mevcut yönetim kurulunun sempatisine göre şekilleniyor ve internetten yükselen eleştirmenlik durumunu hiç hesaba katmadıkları için şu an Türkiye’deki sinema yazarlarının sadece bir kısmını temsil etme noktasına geldiler. O yüzden dernekli biri çıkıp, yazılarında ya da sosyal medyada, memleketteki sinema yazarlarını dernek üyelerinden ibaret sanan açıklamalar yaptığında epey komik duruma düşüyor. Onu da, bağımsız sinema yazarlarını “tescilsiz”, “iki paralık adam”, “mesleki durumu tartışmalı” gibi hakarete varan cümlelerle eleştirerek kapatmanın telaşındalar.
 
SİYAD yönetimlerinin anlamadığı şey şu; burası bir meslek birliği ancak bir eleştirmenlik okulu değil. Öyle bir iddiaları varsa, akademik bir yapı kurmuş da diploma dağıtıyorlarsa bilelim. Dernek üyeliği sinema yazarlığını yapmak için bir sertifika yerine geçmiyor. Okurun verdiği bir unvan bu… Kimsenin de etikete baktığı yok. Bundan birkaç yıl önce insanlar, SİYAD’lı mısınız diye sorarlardı, artık onu da sormuyorlar.
 
Mevcut imkanlar ve şartlar devletçi bir kafayla değerlendirilemez. Başımıza gelen şu; eleştirmenlerin yazılı basındaki alanı giderek daralıyor, herkes internette kendine bir ev inşa etmekle meşgul. Buna rağmen, internette yazmaktan başka çaresi kalmamış kadim kalemler halen internet sinema yazarlığını küçümsüyor. Oysa birkaç yıl önce “Blog canım işte” dedikleri yapılar büyüdü, yazar kadroları genişledi ve etkili bağımsız sinema sitelerine dönüştüler. Öteki Sinema bu konuda en eski ve güçlü yayınlardan biri, o yüzden eleştirilerin odağında olmam da normal.
 
Belli ki burada bir hırs var; onlardan olmadığımız halde onlarla aynı alanda durmamıza kızıyorlar. Artık bağımsız sinema yazarları da festivallere akredite oluyor, onlarla aynı salonlarda film izliyor, seminerler veriyor vs. Üstelik bağımsız sinema yazarları kısa film mefhumuna kadimlerden çok daha yakın. Bağımsızlar o alana tamamen hakim oldular çünkü meraklılar, gayretliler, kısa filmi seviyorlar.
 
Kimileri bu kızgınlıkla belden aşağı vurmaya başlıyor; “Biz bu işi yaparken o kapı kapı dolaşıp kitap satardı” diyorlar, “uçak biletini-otel parasını bedavaya getirebilmek için sponsor oluyorlar” diyorlar ve daha neler. Sanki dernek üyeleri cebinden harcıyor! Asıl kendi derneğindekine neden laf etmezsin; “bir hafta gezdin geldin, neden bir satır bile yazmadın” diye!
 
SİYAD bir devlettir. Devletler saldırıya uğradığında savaş açar, her seferinde de öyle oluyor. Bizi de Kutsal Roma İmparatorluğu'na saldıran barbarlar olarak görüyorlar herhalde… SİYAD’ın bir imparatorluk olduğunu kabul ediyorum ama ben Star Wars (Yıldız Savaşları) asilerinden biri olmayı tercih ederim, favori karakterim; Han Solo, Öteki Sinema da Millenium Falcon'um! İmparatorluk kruvazörlerinden daha hızlı uçtuğu da kesin.
 
Bu yazıda derneğe saldırmıyorum, aksine artık silkinip kendilerine gelerek, derneği bölmeden, yok etmeden, kimseyi de hakir görmeden yeni bir yapılanmaya gitmelerini arzu ediyorum. “Tescilsizler” küstahlığını ben başlatmadım ama bunu deşme hakkımı kullanıyorum. Sinema yazan, bunu meslek edinen bir sürü kalemi dışarıda bırakıp içerideki kafaları sayarak ülkede kimin bu işi yaptığına karar verilemez. Dernek üyesi pek çok dostum var ancak, onlar da genellikle hakkı yenen, ciddiye alınmayan insanlar. SİYAD şu anda 10 kişinin kalan 88 kişinin üzerine basarak kendi çıkarlarını kolladığı bir yapılanmadan ibaret. Sinema yazarlığının geleceğine yön vermekten de çok uzak. O yüzden, çok geç olmadan bir şey yapmalı!
 
Altın Koza’da Sayım Çınar’a röportaj verirken kurduğum cümleyi tekrar kuruyorum; SİYAD, bu haliyle sinema yazarlığını yerinde saydırıyor. Bir meslek birliğinin yapması gerektiği gibi, mesleğinden olan kalemlerin hakkını arayacağı yerde kafayı bizim tescilimizle bozmuş bir yönetim ve yandaşları, diğerlerinin sesini tamamen bastırmış bir şekilde hükmediyor. Kafalarına göre insanları vetoluyor (onlar da dernekli üstelik), işi hepten çocuk oyununa çeviriyorlar. Koskoca dernek birilerinin intikam makinesine dönüşüyor. Böyle mi olmalı?
 
Bunları herkes görüyor zaten ama olur da yazmaya kalkarsanız sizi katrana ve tüye bulayıp kasaba meydanındaki ağaca asacak birileri hep var. Olsun varsın. Yazmaya devam…
 
Bu arada, Pal Sokağı Çocukları şöyle biter; çocukların kendi oyun alanları ilan edip uğrunda büyük kavgalar ettiği, kapışamadığı o arsaya birileri gelir ve bir bina diker! İşte 51. Altın Portakal’da da aynen böyle oldu.
 
MURAT TOLGA ŞEN

murattolga@gmail.com – twitter.com/murattolga