Kanal D ekranında Hindenburg faciası! İlk bölümden çakıldı...

Kanal ya da yapımcı bana sorsaydı şayet, hiç başlamayın derdim çünkü Bir Annenin Günahı en az 15 yıl geç kalmış bir iş.

Kanal D’nin yıldız kadrolu iddialı dizisi Bir Annenin Günahı Cumartesi akşamı ilk bölümüyle seyirci karşısına çıktı ve gelen reyting sonuçlarına bakılırsa bu bir Hindenburg faciası! Dizi, daha ilk bölümden fena çakıldı.

Limon Yapım imzalı işin yönetmeliğini Filiz Pakman yapıyor, senaryo ve yerelleştirme çalışması Ahmet Yurdakul'a ait. Evet, bu da orijinal bir fikir değil, Filipinler yapımı A Mother's Guilt dizisinden uyarlama…

Uyarlama diziler cirit atıyor, bizim senaristlerin kalemi çoktan tükendi ya da artık yapımcının “bu tutar, bunu yaz” isteğine cevap veremiyorlar. Öyle olunca da nerede ne tutmuş, devşirme şansı ne diye bakılıyor ve karşımıza çıkanlar bunlar.

Kanal ya da yapımcı bana sorsaydı şayet, hiç başlamayın derdim çünkü Bir Annenin Günahı en az 15 yıl geç kalmış bir iş. Kağıt üstünde fena durmuyor, tek başına zorluklarla mücadele eden, çocuklarına kol kanat geren bir kadın, tek isteği yıllarca biriktirdiği para ile başını sokabileceği bir ev almak, bunun için de bir kooperatife giriyor ama adam iflas edince ortada kalıyor. Adamın kadına parasını geri vermek için tek bir şartı var, “beni vur” diyor, vursun ki kendi çoluğu çocuğu ortada kalmasın diye düşünüyor vs. Kadın dehşete düşüyor ama çaresizlik onu bu kötücül teklife adım adım yanaştırıyor vs.

Dizi, küçük insanların hikayesini anlatacakmış gibi görünüp daha ilk bölümden o küçük hayatları büyük olanlarla çarpıştırıp olmayacak fanteziler üretiyor ve bunu o kadar klişe yapıyor ki. Bölüm boyunca ağlayan Özge Özberk’in bu halleri seyirciye hiç geçmiyor, keza darda kalan büyük patronu canlandıran Musa Uzunlar’ın çıkmazı da öyle… Bakıyorum ama izlediğim şey bende hiçbir duygu uyandırmıyor. Daha önce yüzlerce aynı şeyi izlediğimden belki.

Klişesi bir yana, olmadık hatalar var daha ilk bölümden. Zengin ailenin genç, güzel, yetenekli kızı Yağmur (Simay Barlas) bir oda orkestrasında çello çalıyor. Daha doğrusu çalıyormuş gibi yapıyor. Yeşilçam zamanlarında enstrümanın tellerine haybeden basardı bizim artistler, bu da öyle. İcra ettikleri eser Vivaldi’den “Sileant Zephyri”, söyleyen kişi ise dünyaca ünlü kontratenör Philippe Jaroussky… Ama biz burada icracı olarak bir kadın izliyoruz! Playback yapıyorsunuz bari düzgün yapın!

Yazacak çok bir şey de yok aslında. Bu yıl ulusal kanallardaki dizilerde bir değişim çabası var, bu dizi ise hiçbir şeyden haberi olmayan bir ekibin elinden çıkmış gibi. Korkunç bir trajediden beslenecek olaylar yumağı çekenlere ilginç geliyor olabilir ama hikaye açıldıkça seyirci daha da sıkılacak gibi.

Uzun lafın kısası; Bir Annenin Günahı, bu hikayeyle ve bu tempo ile Cumartesi gününde tutunamaz. Güzel cast yapmışlar ancak dizide bunun dışında iyi hiçbir şey yok. İlerleyen bölümlerde bu reytingi bile arar hale gelecekler. Evvela günü yanlış, sonra da hikayesi bayat. İnsanlar çoktan bitirdi, tüketti bu konuları. Şimdi bambaşka şeyler anlatma zamanı.

Murat Tolga Şen – murattolga@gmail.com