Kaçış dizisi kötü diyorlar… Engin Akyürek’le Disney’den kaçıyoruz!

Netflix’ten zaten umudu kestim ama Disney’in de aynı yolun yolcusu olduğunu görmek üzüyor.

Birkaç ay önce eğlenceli bir tweet okumuştum. “Netflix, BluTV, Amazon, Gain, Exxen üyesiyim ama aradığım filmi HDfilmhedehödö.com’da buldum” diye…

Gerçekten, ne çok platform var artık. Netflix, BluTV, Mubi, Gain, Exxen, Amazon, Bein Connect, Film+ ve 4 gün sonra Disney!

Bir de Disney’e gerek var mıydı? Açıkçası, Disney’in elindeki güçlü film-dizi markalarına ve geniş kütüphanesine güveniyorum, bakalım ne kadarını bize açacaklar ama şu da var. Elimde kumanda o uygulamadan çıkıp bu uygulamaya girerek film aramayı sevmiyorum. Keşke hepsi bir yerde olsa ama kapitalistler izin vermiyor. Her filmi her yerden satacaklar, seviyorlar bunu.

Şimdi, Disney’e dönelim. Disney gümbür gümbür geliyor diyorlar. Ben uzaktan takip ediyorum. Geçenlerde Esma Sultan yalısında bir Lansman partisi yaptılar (davetli değildim), dün akşam da Torun Center’daki sinemada Engin Akyürek’li Kaçış dizisinin galasını yaptılar (buna da davet edilmedim). Netflix’tekiler yazılarımdan hoşlanmadığı için beni yok sayar. Disney’de de var bir haller. Kurumun PR işlerini yürüten Pelin Özdemir adlı hanımefendiye platformla ilgili bilgilendirme almak için ismimi mail listesine yazmasını rica ettim ama umursamadı. Aslında iyi de oluyor. Kalemim rahat kalıyor. Eleştirmeni PR aygıtına çeviren hiçbir kurum ya da kişiye minnet etmek istemiyorum fakat anlaşılan Disney TR de davetlerine eş-dost çağıracak, çektiklerimizi bol bol övün diyecek ve eleştiriden hiç hoşlanmayacak.

E ama biz 40 kişiyiz, birbirimizi biliriz. Baktım, herkes Kaçış galasından fotoğraf paylaşıyor ama kimse dizi iyi mi kötü mü bahsetmiyor. Bazen böyle saçma şeyler olur, size filmi-diziyi izletir ama “şu tarihe kadar yazmayın-tweet atmayın” der, ambargo koyarlar. İyi de ne anladım ben o işten, 3 gün sonra zaten izler yazarım.

Neyse, galaya katılanlardan bir arkadaşımı aradım, yazıda ismini saklamak kaydıyla dizi hakkındaki görüşünü sordum. “Dizi Kötü Murat, baya kötü… Kurguda sıkıntı var, izlediğin şeyin içine giremiyorsun. Bana göre bir çıkış dizisi olarak çok yanlış tercih ve baya manipülatif bir iş, geçen yıl olsa belki ama bunun şu an alıcısı yok” dedi.

Kaçış’ın fragmanlarını izlerken aynı şeyi hissediyordum, onaylanmış oldu. Türkiye’ye giren dijital platformlar, TV kökenli yöneticilerle yürümeyi tercih ettiği sürece biz bir daha Masum, Bozkır, Şahsiyet izleyemeyeceğiz anlaşılan. Elimizde niş diyebileceğimiz bir Gibi kaldı!

Netflix’ten zaten umudu kestim ama Disney’in de aynı yolun yolcusu olduğunu görmek üzüyor. Yıldız oyunculu ama zayıf hikayeli işler dijitali kurutuyor. Yine de hoş geldin Disney, çeşit iyidir, seni de izler yazarız.

Tom Cruise 80’lerin intikamını alıyor!

Geçtiğimiz haftalarda 80’lerin en büyük gişe filmlerinden biri olan Top Gun’un devam filmi Top Gun: Maverick gösterime girdi. Gittik, izledik inanılmaz hislerle dolduk çıktık salondan. Senaryoda bir numara yok, Yıldız Savaşları filmlerindeki Death Star’a saldırma ve patlatma macerasını izler gibi hissettim ama gerçek jetlerle çekilen hava muharebeleri seyirciyi koltuğa çiviliyor.

Bugün de 1993 yılında Jurassic Park ile başlayan dinozorlu dünya filmlerinin son halkası Jurassic World: Hakimiyet vizyona giriyor. 1993 yılında askere gittim, acemi birliğindeydim ve çarşı iznine çıkmıştım. O gün bilet alıp girdiğim Jurassic Park'ı izlerken büyülenmiş, sinemanın geleceğine şahitlik ettiğimi düşünmüştüm. Jurassic Park’ın dinozorları (animatronik + CGI) daha önce izlediğimiz her efekt filmini ucuz bir seyirliğe çeviriyordu. Gişe sineması bir daha asla aynı olmayacaktı. Olmadı da ama geldiğimiz noktada her şeyin bilgisayar başında üretilen efektlerden ibaret olmadığını anladık. Yeşil perde önünde çekilen sahnelere doymuşuz, gerçek aksiyona acıkmışız. Top Gun Maverick, o özlediğimiz sinemayı geri getirdi. Büyük, görkemli, etkileyici ve her şeyden öte; gerçek!

Hikâyeyi umursamayarak basit lunapark eğlencesine dönüşen Jurassic World Dominion ise Jurassic serisinin sonunun geldiğini işaretliyor. Heybetli dinozor girişleri, kaçmaca kovalamaca, son anda kurtulmaca. Hepsi bu ve o kadar sıkıcıydı ki, film boyunca salonun tavanını izledim. Orada bile daha çok eğlence vardı!

Jurassic filmlerinin altın yumurtlayan dinozorlarından para kazanmaktan bıkmayan yapımcılar seriyi bambaşka bir yola soktu. Seri ilerledikçe "dinozorlarla dost olmalı, birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz" cümlesi de büyüdü. Halbuki ilk film tam tersini izletiyordu. Bu liberal (ve dangalak) tema hikâyeyi tıkadı. Kahramanlarımız son filmde bir Raptor yavrusunu kurtarıp anasına kavuşturuyorlar. Pardon, Lassie filmi mi bu!

İşin özü; Film yapma işine aşık biri olan Tom Cruise eski moda bir aksiyon filmi çekerek günümüzün yeşil perde+CGI filmlerinden korkunç bir intikam alıyor. Seyirci, “işte aradığım tat bu” dedi ve umarım çok daha fazla film yapımcısı bu yoldan devam eder. Gerçekten sıkıldım, stüdyodan bile çıkmadan çekilen aksiyon filmlerinden… Siz sıkılmadınız mı?

MURAT TOLGA ŞEN

murattolga@gmail.com