İnfial
14 Tem 2015 14:22 Son Güncelleme: 23 Kas 2018 17:44

Kabataş tamam da acaba başka hangi "Kurgular" yapıldı?

Medyaradar medya-siyaset analisti Atilla Akar, Star yazarı Cem Küçük’ün yazısı vesilesiyle yeniden alevlenen “Kabataş Olayı” tartışmasına “Bir kurgu bombardımanı altında mıyız?” sorusuyla katıldı…

Kabataş tamam da acaba başka hangi "Kurgular" yapıldı?
Efendim malum Türkiye’nin “Gezi Olayları” ile sarsıldığı dönemde ayrıca aynı olayla bağlantılı bir olayla daha sarsılmıştı. O dönem kısaca “Kabataş’ta kucağında bebeğiyle saldırıya uğrayan başörtülü kadın” diye lanse edilen kişi çok büyük olay olmuştu. Başta Star Gazetesi olmak üzere İslamcı basın bunu gerekçe göstererek “Geziciler” hakkında büyük bir karşı kampanya yürütmüştü.
Ancak olayın belki de en ilginç yanı “Olağanüstü fantastik” anlatımıydı. “Gerçek olamayacak kadar mantıkdışı” öğelerle süslenen “saldırı anı anlatımı” daha ilk andan şüphe uyandıracak nitelikteydi. MOBESE kayıtlarında da saptanmamıştı. Nitekim sonradan “yalan” olduğu orta çıkacak, o haberi yayanlar, savunanlar, “Kaseti izledim” türünden beyanlar verenler çok zor ve mahcup duruma düşeceklerdi. Bunlardan bir kısmı “Yanıldım, yanıltıldım” türünden özürler dileyecek bir kısmı da çark edecekti. Tabii halen savunanlar da var o başka!

Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 7 Haziran 2013 günkü grup toplantısında "Çok önemli bir yakınımın gelinini yerlerde sürüklediler." açıklamasının hemen sonrasında 13 Haziran 2013 günü Bahçelievler Belediye Başkanı Osman Develioğlu'nun gelini Zehra Develioğlu, Star gazetesinden Elif Çakır'a verdiği röportajda “Kabataş’ta saldırıya uğradığını” iddia edecekti. Buna göre kendisine “Belden yukarısı çıplak, ellerinde deri eldivenler, başlarında bandanalar bulunan 70-100 kişilik bir grup muhtelif küfürler eşliğinde saldırmış, hakaretler etmiş, dövmüşler ve üzerine işemişlerdi. Kendisine geldiğinde ellerinde bira şişeleri olan bu grup şişeleri tokuşturup kahkahalar atarak gülmüşlerdi.”

ÇİZGİ ROMANLARDAN FIRLAMIŞ, “MOTOSİKLET ÇETESİ” GİBİ KARAKTERLER
Elbette ki her toplumsal hareket ve eylemlilik içinde kendini bilmez, fanatik, serseri karakterli, kışkırtılmış, anormal, iptidai ve istisnai tipler bulunabilirdi. Bunların ölçüsüz, dengesiz hareketleri de olabilirdi. Ancak burada anlatılan “hikâye örgüsü” o kadar saçma idi ki daha ilk andan serinkanlı bir akıl tarafından fark edilebilirdi. Lakin insanların hızla saflaştıkları, karşı tarafa her türlü isnadın mubah kılındığı bir ortamda aklı kim takardı ki? Önemli olan “karşı taraf”a (?) verebildiğiniz azami zarar değil miydi zaten? Savaşın altın kuralı buydu!

Yani şöyle tersinden de düşünebiliriz: Başka bir odakta –atıyorum- “Deri giysili, zincir aksesuarlı ancak elleri tespihli, başları takkeli bir grup hafif dekolte giyen bir bayana tekbirler eşliğinde saldırdı. Kadına küfürler eden bu grup kadına ‘O…pu git buradan’ dedi. Aynı zamanda elle tacizde de bulunan gruptan birileri kadına tecavüz de etmek istedi. “ deseydi başkaydı. Anlatabiliyor muyum? Aynı mantıksızlık ve kendi içinde çelişiklik burada da var. Öyle olsaydı hemen inanacak mıydık? Dediğim gibi asparagasta absürtlüğün sınırı yoktur. Hele de “psikolojik savaş” amaçlı yapılıyorsa! 
Anlatmaya çalıştığım gibi  anlatılan örnek o kadar mantığa aykırı idi ki üçüncü sınıf bir filmin bir sahnesi bile olamazdı. Bu senaryoyu hazırlayanlar, kurgulayanlar, ezberletenler ya bu işleri hiç bilmiyorlarmış ya da insanları -her şeye rağmen- iyice aptal zannediyorlarmış. 

Yani meselâ şöyle deselerdi –belki- bir ölçüde insanlar inandırıcı ve makul bulabilirlerdi. “Kabataş’ta üç beş kişilik bir grup, başörtüme hakaretler edip beni tartakladılar. Küfürler ettiler. Kendimi ve çocuğumu ellerinden zor kurtardım.” O zaman “belki olabilir “diye düşünülebilirdi insan. Ancak istenen “etkiyi” yaratmazdı herhalde. O yüzden “gerçek dışı öğeler”le biraz “süslemek” gerekmişti belli ki! 

Söz konusu “yetersiz”liği ise işe infial dozunu arttıracak mizansenler katmakta, cinsel çağrışımlar yapan imgeler eklemekle çözebileceklerini düşünmüşlerdi herhalde. (Dahası gerçekte hiçbir zaman olmamış bir “solcu profili” ortaya koymuşlardı!),Adeta çizgi romanlardan fırlamış, motosiklet çetesi gibi karakterler yaratmışlardı. Ya da ne bileyim sanki “Mad Max” filminin çok kötü bir versiyonunu seyrediyorduk. Yani ki bu aslında bir “algı operasyonu” idi. Böylelikle Gezi Olayları’nın zirvesinde Gezi’ye katılan kitleye dair bir “algı kırılması” yaratılmak istenmişti. Belli ki biri veya birileri bu tarz bir imaj üzerinden bir sosyal-zihinsel provokasyon peşine düşmüştü. Demek ki belli imajları biraz ajite etmekte beis yoktu onlar için!

“KURGULANMIŞ GERÇEK” GERÇEK DEĞİLDİR!
Neyse, bütün bunları geçiyorum. Her şey ortada zaten. Star yazarı Cem Küçük dünkü yazısında bu konudaki tartışmaya yeni bir boyut katabilecek bir iddiada bulundu. Küçük “7’li çete” diye tanımladığı bir gazeteciler grubunu suçlayarak “Şimdi eleştirel aydın pozu takınan bu 7’li çetenin daha çok yakın bir zaman önce 80-100 tane üstü çıplak, deri maskeli, deri eldivenli adamlar gibi saçmasapan kurgular üreterek bizleri haklı iken haksız duruma düşürdüğünü de herkes hatırlıyor. O gün gerçekten mağdur olan Develioğlu Ailesi bu saçma kurgular yüzünden sonrasında bir kez daha mağdur oldu. “ demekteydi.

Bilemiyorum; burada “7’li” mi 8’li mi, 10’lu mu çete var, onlar mı üretti tartışmasına girmek istemem. İsteyen kendi “iç hesaplaşmaları”na bunları “dayanak” yapabilir. Benim derdim bu değil. (Ali, Veli beni ırgalamıyor, önemli olan bir zihniyetin o süreçte bu şekilde işlev yüklenebilmesi ki eğer öyleyse de veballeri boyunlarına!) Öyle veya böyle belli ki bunu üreten, o esnada topluma servis eden “birileri” var. Bunu doğrudan bir “psikolojik savaş” birimi de yapabilir, kendilerine durumdan vazife çıkartan “yandaş gazeteciler” grubu da olabilir veya bunların beraber işbirliğinde de olabilir. Benim açımdan önemli olan bunun yapılabiliyor ve Türkiye gündemini meşgul ediyor olması.

Lakin Cem Küçük’ün söylediklerinde en “manidar” ve en “doğru” olan yan bence “saçma sapan kurgular üretilmesi” saptaması oluyor. Bana göre de asıl “tehlikeli” olan bu elbette. Çünkü altında bu bir şeyleri savunma, koruma adına kendilerine bir “misyon” biçenlerin çok “provokatif” iddialar ortaya atabiliyor oluşları var. (Maazallah ya o dönem birileri bundan etkilenip “başörtülü bacımıza bunlar mı yapılmış” deyip galeyana gelseydi ne olacaktı?) Bu bir “Kaş yapayım derken göz çıkarma vakası” mıdır, “durumdan vazife çıkarma”mıdır yoksa gerçekten “vazifeli” olmak mıdır bilemem. (Yahut “yüzlerine gözlerine bulaştırma” mıdır?) Bildiğim tek şey “kurgulanmış gerçeğin” gerçek olmadığıdır. Yoksa bu kadar “saçma sapan” olmasa da fark etmez!

Dahası bilhassa gazetecilerin asli görevinin sadece ve sadece gerçeğe sadık kalmak olduğunu, hiçbir “ideolojik veya siyasi” inanışın bunu değiştiremeyeceğini, bunun büyük toplumsal olayların yaşandığı anlarda daha bir “hassasiyet” istediğidir. Bu sorumluluğa sahip olmayanlar “gazeteci” kimliğinin de dışına çıkarlar. Çünkü onun dışında bilinçli yapılan her şey “yönlendirmeye”, “psikolojik savaş”a, “kamuoyunu yanıltmaya”, vb girer. Kimse de bunun altından kalkamaz!

O zaman bu durumda o şu soruyu sormak hepimizin hakkıdır: Gezi olayı öncesi, sonrası ve şimdi –Hatta Gezi ile hiç ilgisi olmayan durumlarda- başka hangi “kurgular” yapıldı? (Örneğin “Camide içki içtiler” gibi!) Bu kurgular, kimler tarafından, nasıl, hangi ilişkiler ve hangi hesaplar üzerinden tertip edildi? Bu kurgular yapılırken hangi kriterler, hedefler gözetildi? Başka hangi hassasiyetlerimiz bu şekilde kullanıldı ve kullanılmaya devam ediyor? Yarın öbür gün başka “kurgular” yapılmayacağının garantisi ne? “Kabataş olayı” çok “uç” bir olay olarak hafızalarda. Peki o kadar “uç” olmayan ama zihinlerimizi hedefleyen başka hangi kurgular bize “gerçek” ya da “haber” adı altında nasıl pazarlanıyor?

İşte bu tartışmanın bence asıl soruları bunlar. Üzerinde acilen düşünmemiz gereken yanlar da bunlar. Bu anlamda Kabataş olayı da, filancanın yazısı da sadece ancak birer “vesile”dir. Temel soru ise yerinde duruyor; gerçekte biz tüm toplum olarak bir “kurgu bombardımanı” altında mıyız?
Her şey bir yana, bizi asıl tedirgin etmesi gereken yan burası bence!..

14.07.2015.
atillaakar@gmail.com