Ve ben hakkımı almaya gidiyorum: Babil!

Star TV'de uzun süredir tanıtımları yapılan Babil dizisi 17 Ocak Cuma akşamı 1. bölümüyle ekrana geldi.

Bir dizi karakterinin ne söyleyeceği bellidir, kanepede oturup meyve yerken onu izleyen seyirciyi uyuşturmak, yalandan yere birkaç saat mutlu, güçlü ve zengin hissettirmek için kuracağı cümleler yani...

Babil’in başkarakteri İrfan başka bir şey yaptı ve yaşadığımız Dünyanın en rahatsız edici gerçeklerinden birini yüzümüze karşı söyleyiverdi.

“Beni tanıyorsun. Hayatı boyunca çalışan, çabalayan ama hakkını alamayan, yediği ilk darbede düştüğü yerde tekmeler yiyen adam. O benim işte. Bendim, yani bir daha asla o adam olmamaya yemin ettim. Ben de seni tanıyorum, evine ekmek götürmeye çalışan adamsın sen. Hayatta en önemlisi huzur, aile, sağlık diyorsun ama öyle değil. Her şey para. İnsanın başını dik tutan da, adam yerine koyduran da, çocuklarının yüzüne huzurla baktıran da para. Öfkelisin görüyorum. Öfke möfkeni tanıyor.Benden sana bir tavsiye asla düşme. Eğer düşersen bütün kapılar yüzüne kapanacak.O eş, dost, akraba dediklerin hepsi telefonuna dahi çıkmayacak. Dibe vuracaksın. Biliyorum, çünkü ben o dibi gördüm. Ve ben o dibin en dibindeyken bir karar verdim. Bu dünya adaletsiz, adi, aşağılık bir yer. Ve ben bu dünyanın canına okuyacağım. İnsan gibi yaşamak, senin de hakkın, benim de hakkım. Ve ben hakkım olanı almaya gidiyorum. ”

Dizi böyle başladı ve bölüm boyunca aynı tonda devam etti. Joker, Parasite... Sınıf çatışması fikri sinemada yükseliyor ve sağlam bir alıcısı var. Peki ya televizyon?

Ramo ve Zemheri’den sonra bu haftanın son yenisi olarak ekrana gelen Babil’in ilk bölümü seyircinin kafasını fena halde karıştıracak. Dizi, Halit Ergenç ve Ozan Güven’in güçlü ama pas alıp vermekten çekinmeyen oyunculuklarıyla dikkat çekiyor. Cast’ın geri kalanı da iyi, Mesut Akusta’nın izleyip de sevmediğim oyunu yok, Aslı Enver keza ama bu ikisi şahane!

Kendi adıma Halit Ergenç’i en iyi erkek dizi oyuncusu ilan ettim bile... Ozan Güven de nüanslı bir karakter olan Egemen’i, Ergenç’in oynadığı İrfan karakterinin karşısında hiç boşa çıkarmıyor.

Daha iyi anlamak için şunu bilmenizi istiyorum; Babil, bir Ay Yapım dizisi. Bir sürü reyting şampiyonu diziler fabrikası olan Ay Yapım’ın kimi zaman yanlış uyguladığı bazı formülleri var. Babil’de de bu formül ilk bölümden devrede. Tıpkı Ezel’de olduğu gibi ana karakterlerin yolunun çocuklukta kesişmiş olması, geçmiş zaman sadakatleri-ihanetleri ve sonrasında savrulmuş yaşamların bir bela çemberinde birbirine yeniden yakınlaşması. Burada da aynı, replik seviyesinde olmamakla birlikte İrfan, Ezel’i, İlay, Eyşan’ı, Egemen, Cengiz’i hatırlatıyor. Olur, oluyor, Türk dizileri çemberde dönen hamster gibi aynı şeyleri gösterip duruyor ama Babil’in gücü başka bir yerden geliyor.

Ama cevabı sona sakladım. Önce biraz dizinin konusundan bahsetmek lazım. İrfan, iftira ile üniversiteden atılmış bir öğretim üyesi (burada KHK mağdurları adına hedefi belirsiz bir taş fırlatılmış gibi geldi). Oğlu hasta... Para bulması gerekiyor ve bütün kapılar yüzüne kapanınca çocukluk arkadaşı Egemen ile bir olup tefeci Süleyman’ı dolandırmaya kalkıyorlar. Bu arada  İrfan’ın oğlunun babası da aslında Egemen, karısı meğer onun eski sevgilisiymiş ve hatta Süleyman’ın metresi İlay da İrfan’ın ex aşkı çıkıyor! Koskoca İstanbul’da ilişki-olay trafiği nasıl böyle denk gelir akıl almıyor ama dedim ya Ezel’den alışığız! Nihayetinde, hırsızı soyacak hırsızlar da işin içine girince ortalık karışıyor!

Bu hikaye size tanıdık geldi mi? Bana geldi, hem de hiç alaka kurulamayacak bir filmden, Maskeli Beşler İntikam Peşinde’den... O filmin hikayesi ile Babil’in çıkış öyküsü çok benzeşiyor. O filmin hikayesinde, yetimhanede tanışan yakın arkadaşlar var. Hiçbir ailenin evlat edinmediği bu beş kafadar, ileride azılı hırsızlar olurlar ve hapse düşerler. Hapisten çıkınca suç işlemeye tövbe ederler ve günlük hayata geri dönerler. Hapisteyken onlara çok iyi davranan gardiyanın oğlunun hastalığını öğrendiklerinde bir karara varırlar. Bu defa iyilik için suç işleyeceklerdir. Çetenin hedefi ise; zengin bir aile tarafından evlat edinilmiş ve holding patronu olmuş, yetimhane günlerinden eski bir düşmanlarıdır.

Benzemiyor mu? Hayır, Maskeli Beşler’in de çok orijinal bir hikayesi yok aslında... O da Blues Brothers’tan edil edil esinlenen bir işti.

Ama işte benzese bile farklılaşmak için eline geçen fırsatları iyi değerlendiren bir senaryosu var Babil’in. İlk bölümün diyalogları girişten itibaren geçim derdinde, patron işkencesinde bunalmış seyircinin yüreğine su serpiyor. Ne zamandır, seyircinin aklı ve kalbiyle konuşan karakterleri izleyemiyorduk, bu dizi onu veriyor. Bu kadar gerçek cümleleri yazıp kuranın da onu yaşayan bir karakterin ağzından seslendirenin de eline sağlık.

Babil tutar... Hikaye genişlemeye müsait ve karakter motivasyonları seyirciyi heyecanlandıracak kadar güçlü. All star bir cast çalışması. Görüntüsü-sesi-ışığı da güçlü, dizi değil sinema filmi izler gibi hissettiriyor. İkinci bölümünü merakla bekliyorum.

Murat Tolga Şen - murattolga@gmail.com / sosyal medya: murattolga