Röportaj
02 Haz 2020 11:44 Son Güncelleme: 02 Haz 2020 12:56

İsmail Küçükkaya Medyaradar'a konuştu: "Televizyon benim hayalimin ötesinde bir şeydi"

Fox TV'de yayınlanan Çalar Saat programının başarılı sunucusu İsmail Küçükkaya, Figen Balcı ile Medya Yıldızları'nın konuğu oldu.

İsmail Küçükkaya Medyaradar'a konuştu: "Televizyon benim hayalimin ötesinde bir şeydi"

“Kendisini mavi huylu olarak tanımlayan, annelere olan sevgisini sık sık tekrar eden her sabah üç saat ekranlarda olan isim” dediğimde bu tanımların işaret ettiği kişinin İsmail Küçükkaya olduğunu sanıyorum pek çoğunuz hemen anlamıştır.

İsmail Küçükkaya benimle hemen hemen aynı jenerasyondan ve yine benim gibi Ankaralı bir gazeteci. Benim İsmail’de en çok beğendiğim ve beni etkileyen özellikleri sürekli olarak okuması, araştırması ve herkese kıymet vermesi, insanları kırmamaya gayret etmesi, kim olursa olsun sosyal medya ya da telefonla herkese mutlaka er ya da geç yanıt vermesi. Mesleği iletişim olan birisi için bunlar çok önemli. Belki de başarısının ve bu kadar sevilmesinin en önemli nedenleri arasında da bu özellikleri yer alıyor. Çok samimi bir röportaj oldu okuyun hemen derim…

1.FB: Çocukken hayal ettiğin meslek neydi?

İK: Gazeteci olmak istiyordum. Uğur Dündar’ı çok seviyordum. Ortaokulda hep yazma çizme işleri, kompozisyonlar, lisede yarışmalar, gazeteler, doğup büyüdüğüm Simav’ın yerel gazetesi… Demek ki bir ilgim varmış hep. Bir ara subay olmayı da aklımdan geçirmiştim denizci üniformasını çok seviyordum, sınavına girmiştim kazanamadım.

2.FB: Yazılı basından televizyona geçişte zorluk yaşadın mı süreç nasıldı?

İK: 5 YIL Ankara temsilciliği yaptım gazetede, 5 yıl genel yayın yönetmenliği yaptım. Bu süre içersinde hep bir muhabir gibi çalıştım. Yönetici olduğum dönemde de sahadan hiç kopmadım. Bu benim için önemli bir avantaj ve şans oldu her zaman. Televizyonda da bunu yansıtıyorum, bir muhabir gibi çalışıyorum, hazırlanıyorum. Televizyon benim hayalimin ötesinde bir şeydi, beklediğim bir şey değildi. Ben hep gazeteci olmak istedim ve gazeteci oldum. Hayalim Ankara temsilciliği yapmaktı. Fatih Çekirge Ankara temsilcisiyken onun yanında muhabirdim onun gibi temsilci olmayı hayal ederdim.  Sonra genel yayın yönetmenliğini hayal ettim, bir gazete yönetmeyi çok istedim ve 5 yıl bunu da yaptım. Çok çalıştım ama çok mutluydum. Bunlar bana gazetecilik, habercilik, toplumu iyi tanıma, manşet atma, toplumun nabzını tutma gibi özellikler kazandırdı. Ayrıca televizyonculuğu sevdim, sevince ve çok çalışınca oluyor demek ki.

3.FB Bütün dünya ile birlikte yaşadığımız salgın sürecinde önceliklerimiz değişti, sorunlarımız değişti. Sence Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?

İK: Bana göre Türkiye’nin en önemli sorunu kutuplaşma. İşsizlik, yoksulluk gibi sorunları da bununla bağlantılı görüyorum. Türkiye derin bir kutuplaşma yaşıyor buna üzülüyorum. Bu yüzden her sabah toplumu normalleştirmeye çalışıyorum. Toplumun ihtiyaç duyduğu haberleri yaparken, merak ettiği yorumları yaparken Türkiye’nin normalleşmesi için gayret ediyorum bu çok önemli. Ben şuna inanıyorum Türkiye bu kutuplaşmayı giderirse kutuplaşma yerine uzlaşmayı sağlarsa ve normalleşmeye doğru adım atarsa hem demokrasisi kazanacak, hem hukuku ilerleyecek, insan hakları ifade özgürlüğü gibi evrensel değerler iyileşmiş olacak. Bütün bunları yapınca biz cazibe merkezi olacağız ve yerli yabancı yatırımcılar Türkiye’ye gelecek. Benim inandığım formülasyon bu.

4.FB: Türkiye’deki kutuplaşma yalnızca iktidarın tutumundan mı kaynaklanıyor, muhalefetin hatası yok mu?

İK: Birinci derece sorumlu iktidar. Çünkü 18 yıldır bir tek parti iktidarı var Türkiye’de ve çok dominantlar. Medyanın da çok büyük çoğunluğuna egemenler. Dolayısı ile orada kullanılan dil ve takınılan üslup her şeyi etkiliyor ve belirliyor. Ama muhalefetin de bu 18 yıl içersindeki söylemleri, yapıp etmeleri çok etkili olamadı onlar dillerini değiştiremediler yaklaşımlarını tazeleyemediler, iktidarı yeterince sıkıştıramadılar. İktidar şöyle bir konfor alanı buldu; ne yaparsa yapsın oyları 35-50 bandında gidip geldi. Ama muhalefet daha doğrusu ana muhalefet iktidar ne yaparsa yapsın oyunu 25’in üzerine çıkaramadı. Diğer muhalefet partileri ile toplayınca 45 civarını buldular ama muhalefet hiç birleşemedi. Fakat son iki yılda Türkiye’de tablo değişiyor. Muhalefet hatalarından arınmaya başladı, ittifaklar kurmaya başladı. Bu yeni sistemde hiç kimse tek başına yarışamayacak, ittifaklar kurulacak. Muhalefet şimdi ittifaklar kurmaya başladı. Bunun en son örneğini yerel seçimlerde yaşadık. Türkiye’de şu anda nüfusun yüzde 65’inin yaşadığı büyük kentleri muhalefet bloku kazandı.   O kazanılan yerler CHP’nin değil, hani CHP’li belediyeler diyorlar ben onu televizyonda da düzeltiyorum öyle değil, yeni sistemde onlar millet ittifakının belediye başkanları. Çünkü bir CHP’li belediye başkanı diğer partilerden de oylar alarak seçilmiş oldu. 

5. FB: Kutuplaşmada medyanın etkisi nedir? Yandaş ya da havuz medyası olarak tanımlanan basın kuruluşlarında da çalışan arkadaşlarımız dostlarımız var. Sosyal ortamlarda görüşüyor musun bu arkadaşlarla sence mesleki olarak tatmin oluyorlar mı yaptıkları habercilikten ve yayıncılıktan?

İK: Ben yaptığım işten çok huzurluyum alnım açık iç huzurum çok yüksek, çünkü yalnızca halkın haber alma ihtiyacına karşılık vermeye çalışıyorum. Bağımsız ve özgür bir ortamda çalışıyorum. Yöneticilerim başta Doğan Şentürk Genel Yayın Yönetmenim olmak üzere, Genel Müdürümüz Cenk Soner bize editoryal bağımsızlık imkânı sağlıyorlar. Ne demek bu; özgürce haber yapmak, haberlerde özgürce seçim ve yorumlarda kendi vicdanımıza göre sunma imkânı sağlıyorlar bize, bu çok çok değerli. Ben doğrusu başka gazetecileri filan göremiyorum çünkü Çalar Saat'te 7 yıl bitti ve benim yaşam biçimim artık çok değişti Fox’ta. Benim yaşam biçimim akşamları çok erken yatıp sabahları 4- 4 buçukta kalkmak üzerine kurulu. Dolayısı ile gündüzleri hemen hemen hiç kimseyi görmüyorum doğrusu. O arkadaşlara sormak lazım ne hissediyorlar, iyiler mi bilemiyorum. Ama bütünü ile Türk medyasında gazeteler artık satmıyor, televizyonlar izlenmiyor çok nadir televizyon izleniyor. Bence FOX TV’nin gösterdiği örnek Türk medyasına çıkış yolu olabilir. Bağımsız özgür ortam sağlanırsa gazetecilere editoryal bağımsızlık imkânı verilirse meslek çıkış noktası bulabilir yoksa meslek ölüyor yani. Gazetecilik tamamen ölmez, gazetecilik kurumları kan kaybediyor, tiraj kaybediyor, reklam kaybediyor bu da basının gücünü zayıflatıyor. Günümüzde sayıları az da olsa bağımsız ve özgür medya daha çok okunuyor ve izleniyor daha çok reklam alıyor. Bu bence medya yöneticilerine ders olmalı.

6. FB: Özgür yayıncılık yapmanın bedelini ödüyor musun, tehdit alıyor musun ya da sosyal medya saldırıları seni nasıl etkiliyor?

İK: İktidarın hoşuna gitmeyecek tarzda gazetecilik yapan az sayıda kişiden biri olunca hedef tahtasına oturmuş oluyorsun, trol ordusu saldırıyor. Para ile tutulmuş, daktilo askerleri diyorum ben onlara bunlar kampanyalar düzenliyorlar belli aralıklarla. Bazı hükümete yakın gazetelerde kendi haberlerimizi görüyoruz yalanlarla dolu, iftiralarla dolu, karalamalarla dolu, algı operasyonu oluşturmak için yapıyorlar. Bu yalnızca benim değil benim gibi az sayıda da olsa gazetecinin ödediği bir bedel. Fakat ben çok krizler atlattım. Yalan, iftira, karalama gibi şeylerden etkilenmiyorum. Çünkü en önemlisi kurumumuz bize sahip çıkıyor bütün bu krizlerde bu çok önemli asıl mesele biz değiliz aslında hedef olan kurumlar. Kurum tüm krizlerde bize sahip çıktı, ayrıca biz trol ordularının saldırılarını yönetebiliyoruz. Şöyle bir sebebi var çünkü çok geniş bir izleyici ağına sahibiz biz. Benim programımda sadece CHP, MHP, İYİ PARTİ’liler değil AK PARTİ, HDP gibi bütün partilerden çok çok yüksek izleyici oranları ile yayın yapıyoruz. Bizim izleyicimiz bizi tanıyor ve 7 yıldır her gün 3 saat gördüğü ve her türlü sınavdan geçen adama izleyicisi güveniyor. Hatta şöyle bir durum var saldırılar oldukça izleyicimiz bize daha çok sahip çıkıyor. Kitle bakıyor, halk bizim doğru yaptığımızı biliyor bütün seçimleri çok açık ara farkla halk bizden izliyor, bize inanıyorlar. Dolayısı ile yapılan karalama ve saldırılarda halk bize daha çok sahip çıkıyor.

7.FB: Özellikle pandemi sürecinde adeta herkes haberci oldu, herkes sosyal medyadan yayınlar yapıyor. Gazetecilik, televizyonculuk kısaca medya nereye evriliyor ? Medyanın geleceğini nasıl görüyorsun?

İK: Bizim mesleğimiz ölmez. Halkın haber alma ihtiyacı bitmeyecek. İşini seven, haberciliği seven herkesin mesleğe sahip çıkması gerekir. Bu iş zengin olmak ya da popüler olmak için değil haber yapmak, gerçeklerin peşine takılmak ve halkın haber alma ihtiyacını karşılamak için yapılmalı. Zaten halk belli bir yere getiriyor.  Pandemiden önce de medyada dijitalleşme başlamıştı. Yayınlarımızı biz sosyal medya etkileşimli yapıyoruz.  Her gün sosyal medyayı da içine alan yayınlar yapıyoruz yani yayınlarda halkımız da konuşuyor. Dolayısıyla artık sosyal medya olmadan olmaz. Dijitalleşmenin getirdiği imkânlar kullanılmadan habercilik sağlıklı ve güçlü ve etkili biçimde yapılamaz. Dolayısı ile bütün bu gelişmeler özellikle yazılı basın için bir risk olduğu kadar aynı zamanda birer fırsat. Fox’un tek eksiği bir radyosunun olmaması, olursa çok mutlu olurum. Benim sabah yayınlarımı ve akşam ana haberi radyodan da trafikte radyodan da halkımız takip edebilse çok iyi olur.

8. FB: Toplumda her kesimden insanın yoğun sevgisini sana yansıttığını görüyoruz sabah yayınlarında. Bu kadar sevilmeyi neye bağlıyorsun? 

İK: Ben hep şükrediyorum Allah’ım diyorum ne kadar şanslıyım. Çünkü diyorum ben şarkı söylemiyorum insanlara hani şarkı söylesem onlara kendini iyi hissettirsem ya da dans etsem ne bileyim tamam. Ama ben haberciyim haberci olarak bu teveccühe sadece şükrediyorum. Şöyle onların, halkımızın ihtiyacı var güven duydukları bir ismin saklamadan, haber yapmasını, korkmadan yorumlamasını ama kimseyi ötekileştirmemesini, toplumu kutuplaştırmamasını ama çok yukarıdaki güçlü insanlara yaranma gayreti olmamasını ama yine çok yukarıdakilerden korkmamasını, herkesi de kucaklamaya çalışmasını istiyorlar. Ben zannediyorum yapım da böyle kalbimi her sabah; “Günaydın Türkiyem” derken kalbimi elime alıyorum, uzatıyorum kameraya doğru “işte benim kalbim bu” diyorum. Halk da o kalbi görüyor saydam çünkü. Haberleri ve yorumları aralarda yaparken vermiş olduğum mesajları da görerek halk sahip çıkıyor.

9. FB: Toplumda bir karşılığın var, teveccüh görüyorsun bunu siyasete taşımayı düşündün mü, siyasete girmeyi düşünür müsün?

İK: Bana iki kere iki genel başkandan teklifler geldi bana ama ben siyaseti düşünmedim, düşünmüyorum hiçbir zaman da düşünmeyeceğim. Bu konuda söz bile verebilirim. Hayata bir kere geliyoruz, anlamlı işler yapmalı, mutlu olmalıyız. Ben iç huzuru yüksek bir iş yapıyorum. Mesleğe başladığım 1991'den bu yana çok zor dönemlerden geçsem de, çok çalışıp zorluklar yaşasam da her günümü huzurla ve mutlulukla hatırlıyorum. Herkes mutlu olduğu işi yapmalı siyaset bana göre değil. Ben siyaseti şöyle seviyorum; gazeteci olarak izlemeyi, yorum yapmayı, analiz yapmayı ve öngörüde bulunmayı. Siyasi öngörülerim çıkar. Ben ANAP ve DOĞRU-YOL muhabirliğinden geliyorum. Şimdiki iktidarı da muhalefeti de çok yakın takip ettim dolaysı ile siyasi öngörülerim iyidir. Sabahları oyunlar oynuyorum yayında mesela, siyasi gelişme oluyor şimdi böyle olacak diyorum çıkma oranlarını kendimce hesaplıyorum. Siyasete öngörülerimle hakim olmayı seviyorum ama gazeteci olarak.

10.FB: Pandemi sürecinde evde yalnız olmak zor geldi mi mesela yemek temizlik gibi şeyleri nasıl hallettin?

İK: Bu senenin benim için şansı şu oldu Figen;  benim çok sevdiğim arkadaşlarım sağlıklı ve dengeli beslenme programı yapıyorlar. Sezon başında gidip kan, şeker yağ ölçümleri yaptırdım, bazal metabolizmamı ölçtüler ve her gün bana özel hazırlanmış günlük beslenmem geliyor, o beni çok rahatlattı. Ben evde kaldım kitap okudum, izlemek istediğim dizileri, filmleri izledim düşünürüm, okurum ben evde yalnız kalmayı severim. Yalnızca annemi, kardeşlerimi ve yeğenlerimi özledim tek eksikliğim bu oldu.

11.FB: Kendinde en çok takdir ettiğin özellik nedir? Dışarıdan kendine baktığında en çok hangi özelliğini seviyorsun?

İK: Ben pes etmem en çok bu huyumu seviyorum. Yarın düşsem yine kalkarım, yeniden başlarım. Ben mücadeleciyim, sokaktan geldim çok küçük yaşlarımdan itibaren mücadele içinde oldum hem okudum hem çalıştım. Dolayısı ile bu özelliğimi önemsiyorum. Bir de öfke kontrolümü seviyorum. Etrafta olan bitenin farkındayımdır ama öfkelenip ani hareket yapmam, izlerim, önlemimi alırım kimseye kötülük yapmadan kendimi koruyacak mekanizmalar kurarım. Kendimle ve etrafımla barış içindeyim ve huzurluyum.

12.FB: Değiştirmek isteyip de değiştiremediğin bir şey var mı kendinde?

İK: Geliştirmek istediğim şeyler var kendimde. Mesela bir diyalog içindesin karşındakini görüyorsun. Sadece söyledikleri ile değil mesela gözünün içine baktığın zaman kalbinin içini görüyorsun. Bazıları böyledir ben sezgisel bir insanım. Sezgilerim güçlüdür benim. Orda ben biraz ilerledim ama daha da ilerlemek isterim. O diyaloglar içersinde daha çok İngilizlerde gördüğümüz ironi ile diyalogda mesela bir kavga bir laf ile sataşmada daha ileri derecede ironiler yapabilmek isterdim. Karşıdaki ne kadar anlar anlamaz o işin başka tarafı ama orda geliştirmek istiyorum kendimi, okumalarımı filan oraya yönelttim. İngiltere’de parlamentodaki tartışmaları ben çok izledim zarif ama net öyle bir laf söylüyor ki karşıdaki öyle kalıyor. Gerçek ama nazik ince sözlerle yapmak, bu konuda ustalaşmak isterim.

 13.FB: Şimdi söyleyeceğim kelimeler sende ne çağrıştırıyor düşünmeden hızlıca bana söyler misin?

FB:                            İK:

ATATÜRK  > ROL MODELİM

ANNE > ŞEFKAT

KİTAP >YENİ DÜNYALAR

AŞK > TUTKU

İHANET > KABUL EDİLEMEZ

ÖLÜM > BAŞ ETMEMİZ GEREK

14.FB: Bugüne kadar hayal edip de yapmaya fırsat bulamadığın bir şey var mı?

İK: Ben yeni yıla girerken bir kaç gün bir hafta sonu geçirmeyi, oradaki müzikler, ışıltılı yaşam coşkusu o bana çok iyi gelir. Ben onu yaşadım zaman zaman her yıl içimdeki o yaşam coşkusunu artırabilmek için yeni yıla girerken bir iki gün yurt dışındaki bir küçük şehirde her taraf süslü insanlar dışarıda o bana yaşam coşkusu verir her yıl bunu yapmak isterim.

15.FB: Hayatta yaşadığın önemli bir pişmanlık var mı?

İK: Var. Ben 1972 doğumluyum, 48 yaşındayım 1991’den bu yana mesleğin içindeyim gayet tabi ki benim bazı hatalarım olmuştur.”Hiç hata yapmadım” hiç kimse böyle diyemez. Hatalarım olmuştur ama hatalarımdan ders almışımdır ben. Hata olabilir ama önemli olan aynı hatayı tekrar etmemek. Yaptığım hatayı çok sorgular, çok düşünürüm bir daha tekrar etmeyeyim diye. Ben şimdiki halimden mutluyum. Bütün hatalarımla sevaplarımla ben oldum. Şimdi mutluyum, huzurluyum. Dolayısıyla benim yaşam felsefem şöyle; yarın ölsem mutlu ölür müyüm? “Evet, ben yarın ölsem ben iyi yaşadım, kendi doğama uygun biçimde yaşadım hataları ile sevapları ile bu hayatın yaşadığım 48 yılın hakkını verdim”

16. FB: Emeklilikte bir sahil kasabasına yerleşmek gibi bir hayalin var mı?

İK: Hayır muhtemelen ben Ankara’da yaşarım. Ankara’yı çok seviyorum. Bu işler bittiği zaman ki bitecek biliyorum hiçbir şey sonsuz değil. Akşam’ın Genel Yayın Yönetmeni iken de bunu düşünürdüm şimdi Fox Çalar Saat için de aynısını düşünüyorum evet çok güzel ama bir gün bitecek. Ama bunlar bittiği zaman sen bitmeyeceksin önemli olan bu o yüzden yatırımı kendi içine yapacaksın. Ben yatırımı kendi içime yapıyorum.

17.FB: Çok teşekkür ederim çok samimi bir röportaj oldu.

İK: Ben de teşekkür ederim sağ ol, görüşmek üzere.