Hürriyet 900 milyon dolar eder mi?

Bu soruyu bundan 10 yıl önce sorsanız “edebilir” diye cevaplardım, bir 20 yıl önce sorsanız, “çok daha fazlası eder” derdim ama şimdi sorarsanız...

Hürriyet’i 916 milyon dolar verip almışlar, onun 750 milyonunu da devlet bankasından kredi çekmişler ve anlaşılıyor ki daha bir sentini bile ödememişler. Ödemiş olsalar, AKP grup başkan vekili Bülent Turan, TBMM’de konuşurken “Demirören borcunu ödeyecektir” demezdi. Alın size resmi ağızdan itiraf. Öderler mi bilmiyorum ama onca gazetemiz, televizyonumuz varken bu konudan Youtuber mafyamız olmasa haberimiz olmayacaktı. Yine bir kılıfına uydururlar ya da bize vergi olarak geri döner ama soru şu; Hürriyet gazetesi 900 milyon dolar eder mi?

Bu soruyu bundan 10 yıl önce sorsanız “edebilir” diye cevaplardım, bir 20 yıl önce sorsanız, “çok daha fazlası eder” derdim ama şimdi sorarsanız Hürriyet’in (ve diğerlerinin) tıpkı Melih Gökçek’in dinozor temalı eğlence parkı gibi gereksiz ve işe yaramaz olduğunu söylerim.

Demirören, “şu krediyi ödeyelim de kurtulalım” dese ve aldığı Doğan Medya iştiraklerini satmaya kalksa üçte biri fiyatına alıcı bulamaz. Kocaman binalarına ve içinde çalışan onca insana aldırmayın, geleneksel medyamız giderek değersizleşiyor çünkü bir malın değerini müşterideki karşılığı belirler.

Hürriyet’in ya da diğerlerinin şu anda okurun gözünde bir kıymeti, ciddiyeti var mı? Daha doğrusu hala bayiden Hürriyet alıp okuyan var mı? Hürriyet 1999 yılında ortalama 526 binlik yurtiçi tirajı ve günlük 1 milyon 640 binlik okuyucu sayısıyla Avrupa'nın 9'uncu büyük gazetesiydi. Şimdi 20-30 bin satılan ama kaç tanesini okurun para verip aldığı belli olmayan bir yayın.

Çünkü satın almanın amacına uygun şekilde gazetecilikten vazgeçip tam gaz çalışan propaganda makinelerine dönüştüler. Hürriyet kredi skandalıyla uğraşırken medyanın kalanı da fena çalkalanıyor. Video ifşalar can alıyor. Hadi ve Süleyman Özışık’tan sonra Veyis Ateş’in de ipi çekildi. Meğer gazeteciliği siyasilerin ve suç örgütlerinin çıkar ilişkilerine alet edip bundan iştahlı bir şekilde faydalanmışlar. 

Bize ne Roma’daki Pizza otomatından!

Bu çıkar ilişkilerine girmediğini varsaydıklarımız (daha doğrusu ifşa olmayanlar) da sus-pus. Ertuğrul Özkök’ün bugün yayınlanan yazısına baktım, adam Roma’daki pizza otomatını tanıtıyor! Neymiş, 3 dakikada bir pizza hazırlıyormuş, bizde de bir gün lahmacun otomatı olur muymuş vs. Bu arada gidip deneyimlediği bir şey de değil, New York Times’da okumuş, çevirmiş bize satıyor.

Bu türden yazıların şu anda bir “kusursuz fırtınanın” içinden geçmekte olan ülkemizdeki okurda bir karşılığı var mı? Böyle şeyleri paylaşmaktan keyif alıyorsan, git Bein İz kanalında başla, yaşam stili programları çek. Ne diye koskoca köşeyi ziyan ediyorsun? Hoş, gazetenin her yanı ziyan ya!

Ahmet Hakan’ın okuma fişleri

Ahmet Hakan ne yazmış diye de baktım. O hala okuma fişi seviyesinde yazmaya devam ediyor ve aba altından sopa göstermeye de. Okura, alt metni “Sedat Peker videoları yaranıza merhem olmayacak, bunlar iktidarı sallamaz” iması yapmış. Bence kendini rahatlatıyor, her yer sallanıyor, sallanmasa Hilal Kaplan panik tweetleri atmaz, Veyis Ateş puf olmazdı.

Sonra da olası seçimlerde Z kuşağından bir şey beklenmemesi konusunda uyarmış. Yazının bir yerinde, “Yahu biz de genç olduk, biz de Z kuşağı olduk.” diye tuhaf bir cümle kurmuş. Toplumu, yaşamı ve gençleri okuyamamak böyle bir şey sanırım. 19 yaşında bir oğlum var, hiç benim o yaşımdaki halime benzemiyor, çok daha bilinçli ve politik ve oy vermek için sandığa gittiği gün bunu gösterecek.

O gün geldiğinde, Ahmet Hakan’a bu yazısını hatırlatacağım.

Abdülkadir Selvi’nin laboratuvarı

Venezuela’ya kabin bagajında maske ve test kiti götüren başbakan oğlunu savunurken ciddiyetini tamamen kaybeden Abdülkadir Selvi de yıkılan surları onarma telaşıyla HDP’nin kapatma davasını laboratuvar ortamında inceler gibi görünüyor ancak yazının asıl amacı HDP-PKK bağı konusunda okuru ikna etmek. Toplum mühendisliğine devam!

Evet, büyük meblağ ödeyip gazeteyi önceki sahibinden satın almışlar ancak aldıkları günden bu yana değerini düşürmeye devam ediyorlar. Böyle giderse Ankara’daki Dino Parkın başına gelen Hürriyet’in başına gelecek. Olan yine halkın parasına oldu!

Acun reyting peşinde, Survivor adanın dışında devam ediyor!

Exxen’de işler çok iyi gitmiyor, daha yayına başlamadan bu iş Youtuber tayfasıyla olmaz dedik ama dinletemedik. Yeni üye gelmediği gibi epeyce de iptal var ve Survivor da hayatının en kötü sezonunu geçiriyor. Onun sebeplerini de evvel yazılarımda açıklamıştım. Survivor yanlış evrimleşiyor, insanlar bir Robinson Cruose macerası izlemek istiyor ama Acun dayıyor yarışmayı. Her gece yarışma sürekli konsey, çok sıkıcı!

Düşen reytinglere çare mi bilmem ama Survivor adadan çıkıp yarışmacı ailelerin ve Acun Ilıcalı’nın arasında bir çekişmeye dönüşünce reytingler yükseldi. Bu sonuçtan mutludur diye düşünüyorum. Özel televizyonculukta böyle şeyler olur, ekranda ne kavgalar gördük, seyircinin gözü önünde birbirine girenler arkada birlikte dürüm yiyorlardı. Her şey bir avuç reyting için deyip geçiyorum.

MURAT TOLGA ŞEN