Gündüz kuşağındaki programların ayarı yine kaçtı!

Masumiyet dizisinde Hülya Avşar’ı tanıyabildiniz mi?

Masumiyet dizisi masum değil! İlk bölüm eleştirisinde de yazmıştım, neredeyse tüm kadın oyuncularında, mimiklerini alıp götüren ve çok göze batan estetik müdahaleler mevcut. Artık Türk dizilerinde kendi kendine yaşlanan bir kadın oyuncu bulmak mümkün değil. Bana sorarsanız, ufak dokunuşların zararı yok ama bu kadar ağır dolgular vs. mesleğe ihanet.

Diziyi bu haliyle izlemeye gözümüz alıştı ama dün akşam yayınlanan bölümde öyle bir şey oldu ki, “yapımcı diziyi sosyal medyanın diline düşürüp izletmeyi mi deniyor” dedirtti. 

Hülya Avşar’a uygulanan ekran filtresinden bahsediyorum. Mahalle arası fotoğrafçılarında bile böyle korkunç bir rötuş vakası yaşanmamıştır. Hülya Avşar kadraja girdiği anda cildinde tuhaf bir renk, korkunç bir bulanıklık. Yıllarca kitabını okuduk, filmini izledik. Sevgili Duygu Asena’nın eseridir; Kadının Adı Yok ama burada Kadının burnu yok!

Kimse, “biz ne yapıyoruz, bu nasıl bir saçmalık” dememiş, bu filtreyi Hülya Avşar’ın suratına boca edip bölümü yayınlamışlar. Gece boyunca Twitter’da geyik malzemesi yapıldı. Hülya Avşar özgüvenli bir kadın, bunu o istememiştir diye düşünüyorum ancak bu ağır filtreler altında oyunculuk yapmanın manası yok. Ya olduğu gibi çıkacak ortaya ya da emekli olmanın zamanıdır artık.

Türkiye’nin en müthiş Erkeği; Ertuğrul Özkök!

Hürriyet yazarları beni çok güldürüyor. Gazete Demirören’e geçtiğinden bu yana iyice komikleştiler. Ertuğrul Özkök neredeyse her gün malzeme veren bir isim, sürekli gaf yapıyor, pot kırıyor ve ego saçıyor.

Hollywood yıldızı Sharon Stone anılarını yazmış, kitap çıkarmış. Kitap henüz Türkçe’ye çevrilmemiş. Ertuğrul Bey o kitapta olup olmadığını merak ediyormuş. Sharon Stone ile olan hukuku ise bir röportaj yapmaktan ibaret. Sizce Sharon Hanım şimdiye kadar kaç röportaj vermiştir, yüzlerce belki de binlerce… Peki, Ertuğrul Özkök’ü unutulmaz yapan ne?

Ertuğrul Özkök unutamadığı o buluşmayı şöyle paylaştı:

Beş yıl önce Cannes Festivali’nde yanımdan geçerken nefesimi kesen şahane Sharon Stone karşımdaydı. Üstelik üzerinde sadece bir bornoz vardı... Ayağa kalkıp soruyorum...“Yorgun musunuz...” “Hayır hiç değilim” diyor ve arkasından öyle bir şey söylüyor ki, kendimden geçiyorum: “Şu an sizinle her şeyi yapabilirim...”

Diyelim ki böyle bir şey yaşandı. Bunu başkalarına da söylemediğini nereden bileceğiz. Bu beyan bana biraz MFÖ’nün konser verdiği illerde, “en müthiş seyirci burada” diyerek ortamı coşturma çabasına benzer bir şey gibi geldi.

Üstelik, bize ne! Ertuğrul Özkök’ün, Sharon Stone’u bile dakikasında kendisine aşık ettiğini mi sanalım, bununla övünmenin faydası ne? Eskiden Bulvar ya da Tan gazetesinde çıkan sahte haberler gibi… Hani, bir genç kadın fotoğrafı bulup altına “Bursalı Hamza’yı unutamıyorum, beni o kadın yaptı” falan yazarlardı. Öyle bir şey… Koskoca adamın derdine düştüğü şeylere bak.

Kitapta kim var kimse bilmiyor ama ben şimdiden yazayım; sen yoksun Ertuğrul Özkök!

Gündüz kuşağına ayar gerek!

Bir ara evlilik programlarıyla doz aşımı rezaletler gündüz ekranına taşınmıştı şimdi de Müge Anlı’nın açtığı yoldan giden diğerlerinin yaptığı programları ağzımız açık izliyoruz. Çay bahçesinde oturup manzara izlemesi gereken halkımız her gün “hani biz marjinaldik” dedirtecek hayatlar yaşıyor. Cinayet, şantaj, tecavüz, ensest, çok eşlilik, insan kaçırma… Hepsini tek bir günde “yaşanmış hikaye” olarak izlemek mümkün.

Ben bunları izledikçe hayattan soğuyorum. Her zaman söylerim, toplumumuzun en büyük sorunu bir yaşam idealine sahip olmamasıdır ama ideallerden bu kadar uzaklaşacağımızı tahmin etmemiştim.

Gündüz kuşağında program yapan hanımların ayarı yine kaçtı ve kendi kendine düzelecek gibi değil. Televizyon üzerinden bir toplum mahvediliyor ve muhalif TV’lere ceza üstüne ceza yağdıran RTÜK bunları niye görmezden geliyor?

MURAT TOLGA ŞEN