Gülşen’in sahne kostümü Ahmet Hakan’ı korkuttu mu?

Kafanızdaki örümceklere ağ kurdurmak için bahane etmeyin kadını, canı istediği gibi çıksın söylesin, size ne?

Bir önceki yazımda Netflix dizisi Zeytin Ağacı’ndaki aile dizimi / köken aile açılımı gösterimini eleştirmiş, bunun sömürücü bir ticaret faaliyetine dönüşeceğini öngörmüştüm. İşte bu yüzden kimileri tarafından yasakçı ve ahlakçı davranmakla eleştirildim.

Okurlarımdan ricam, Instagram'a girip #ailedizimi yazıp aratın ve görün ortalık nasıl coşmuş. Yasaklanmasın elbette biçbir şey ama yapımcı da sorumlu davranmalıydı. Yazıda "bunlar yasaklansın" diye bir cümle ya da ima yoktu ama yine de derdimi tam anlatamamış olmalıyım ki bir okurum, “hayatta bu tarz şifa arayanların, eşcinsellerin, karısına şiddet uygulayanların, katillerin olduğu vs. senaryolara koyulmasın mı? Bir kişi bile karısına film izleyip şiddet uygularsa sorumlusu dizi midir? Yasaklansın demedim diyorsunuz. Ne diyorsunuz peki?” diye sormuş.

Hayattaki ve fantezi dünyamızdaki her şey kurguya konu olabilir. Bir filmde katili göstermenin sakıncası yoktur ama cinayeti olumlarsanız seyirciyi zedelersiniz. Zeytin Ağacı ya da başka bir dizide fenomenleri işleyebilirsiniz elbette ama kanseri kökene indirerek tedavi etmeyi iddia değil ispatmış gibi göstermek?

Seri katil filmlerindeki katil karakteri ele alalım, senaristler bir iki uç örnek hariç bu karakteri kullanır ama protaganist ya da deuteragonist olarak konumlandırmazlar. Zeytin Ağacı’ndaki Zaman Bey karakteri Yüzüklerin Efendisi'ndeki Gandalf'a denk düşüyor ama Gandalf fantastik bir karakter. Kimse onu izleyip büyü sanatı çalışmaz ama aile dizimi yapan bir sürü insan var. Aile dizimi çoğu psikolog tarafından onaylanmayan bir ticari faaliyet. Dizi bu metodu mucizevi bir tedavi gibi gösterip insanları yanlış yönlendiriyor. Buradaki en büyük sıkıntı, modern zaman üfürükçülerinin kanser illetine dermanmış gibi gösterilmesiydi. Ayvalık'ta iyi zeytinyağı var ama kansere çare yok!

Bunu yazmak ahlakçılık değil, olmadık tedavilerden medet umacak çaresiz insanların sömürülmesini engelleme endişesidir. Peki, ahlakçılık nedir?

Gülşen seksileştikçe Türk toplumu çöküyor mu?

 Günlerdir Gülşen’in sahne kostümünü tartışıyoruz. Destekleyen de var, Ahmet Hakan gibi “artık bu işin suyu çıktı” diyen de. Bana sorarsanız bu konu Gülşen’i ve konserine bilet alıp giden seyircisini ilgilendirir, gerisine laf düşmez. Bir kadın şarkıcı seksapelini arttırdı diye kimseye bir şey olmaz, kimse yaralanmaz-ölmez, toplum çökmez.

Bir zamanlar, Show TV’nin, Cumartesi gece yarısından sonra yayınladığı “dub dubu dub dub” diye başlayan kırmızı noktalı seks filmleri vardı. Bu filmler ve Tutti Frutti gibi erotik şovlar %99’unun Müslüman olduğunun varsayıldığı bir ülkede ulusal kanallardan yayınlanır ve kimsenin de buna itirazı olmazdı. O kırmızı noktalı günlerde şimdikinden çok daha naif insanlar olarak yaşadığımıza iddiaya girerim.

Özel televizyonlar büyük bir heyecan dalgası yaratarak hayatımıza girdiler ve bir dönem kanuni boşlukları iyi değerlendirerek oldukça cüretkâr yayınlar yaptılar. Halkın cinsel açlığını bu defa TV üzerinden sömürmeye kalkan bu anlayış oldukça renkli bir on yıllık TV izleme sürecine yol açtı denebilir. Sansürsüz filmler, erotik şovlar, cinsel imalarla dolu gece programları… Şimdi izleyemeyeceğiniz ne varsa hepsi!

Yaşı 40 ve üzeri olan herkes bir zamanlar televizyonda, Gülşen’in seksi kostümünden çok daha fazlasını izledi. Ertesi gün de gidip çarşı pazarını yaptı. Hatırlayanlar için yazıyorum; Kırmızı nokta kuşağının fenomen yapımı açık ara Tutti Frutti’dir. Colpo Grosso adlı İtalyan şovunun Alman versiyonu olan Tutti Frutti’de, her biri bir meyveyi temsil eden ve adına “çinçin kızları” denen şov kızlarının ilginç danslarından sonra bir erkek bir de kadın yarışmacı striptiz yaparak soyunur ve puan toplamaya çalışırdı. Programın çılgın sunucusu Hugo Egon Balder ve ona asist eden Monique adlı seksi sarışını izleyenler bugün bile hatırlarlar. Programda soyunurken zorlanan kadın yarışmacıların imdadına ise Sebastian adında tombul bir beyefendi yetişir ve genellikle sutyen kopçalarını açardı.

Tutti Frutti o kadar tuttu ki Tarık Tarcan’ın sunduğu yerli bir versiyonu bile yapıldı. Yine Türk toplumuna bir şey olmadı. Kimse “insanlığın sonu geldi, kıyamet yakın” diye sokaklarda koşmadı.

İşte bu yüzden Ahmet Hakan’ın “"İlk üç gün ben de destekledim. Fakat artık Gülşen, bu işin cılkını çıkartmaya başladı mı ne? Her seferinde daha fazla... Her seferinde daha fazla... Bu işi kararında bırakırsa... Hem kendisi hem de toplum açısından daha iyi olacak galiba." demesi boş laftır.

Gülşen istediği kadar soyunur, seyircisi de gider izler-dinler. Bir şarkıcı seksi kostümler giyiyor diye çöken toplum var mı? Çıplaklık ya da çıplaklığa vurgu yapmak toplumları çökertiyorsa neden en yozlaşmış toplumlar kadının bedenini en çok örtmeye çalışanlar?

Kafanızdaki örümceklere ağ kurdurmak için bahane etmeyin kadını, canı istediği gibi çıksın söylesin, size ne?

MURAT TOLGA ŞEN

murattolga@gmail.com