Medya Günlüğü
11 Mayıs 2016 12:52 Son Güncelleme: 23 Kas 2018 18:31

Gülse Birsel "düşük profili" dalgaya aldı,haber atlattı: Başbakan ben olabilirim!

Oyuncu ve senarist Gülse Birsel, Hürriyet gazetesindeki köşesinde kendini başbakan adayı olarak gösterdi

Google Haberlere Abone ol
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın metin yazarı, eski başdanışmanı ve şimdinin AKP milletvekili Aydın Ünal’ın “Yeni Başbakan düşük profilli olacak” sözlerine atıfta bulunan Birsel, “Burnum yüzünden biraz düşük profilim nedeniyle bir sürpriz yapabilirim” dedi. Birsel, “Reis beni başbakan yapsın. En azından siyaset söylemine bir güler yüz gelir” ifadelerini kullandı.

Gülse Birsel’in bugün (11 Mayıs 2016) yayımlanan “Başbakan ben olabilirim!” başlıklı yazısı şöyle:

Bakın, bu atlatma haberdir. Ve evet, bu gerçek ihtimaller arasındadır! İlk kez bu köşede açıklıyorum.

Başbakan adayı olarak son anda büyük bir sürpriz yapabilirim!

Adaylar arasından farklı profilimle (ki burnum yüzünden biraz düşük, dolayısıyla talebe uygun) sıyrılabilirim!

Aniden kurultayda beni sahnede el sallarken görebilirsiniz!

Ansızın, Bekir Bozdağ, Binali Yıldırım, İsmet Yılmaz, Numan Kurtulmuş, Mehmet Müezzinoğlu’nu beni alkışlarken izleyebilirsiniz!

Birdenbire şaşırtıcı bir gelişme olarak karşınıza çıkabilirim!

Ertesi gün tüm gazetelerde manşetten dev fotoğraflarım olabilir!

O andan itibaren söyleyeceklerim cümle cümle alınıp haber kanallarında saatlerce tartışılabilir.

Ülkenin ikinci kadın başbakanı olarak tarihe geçebilirim.

Hepsi mümkündür.

O kadar mümkündür, o kadar kolaydır ki, sadece bir tek kişinin istemesine bakar!

O kişinin Sayın Erdoğan olması şartıyla!

Ve daha da önemlisi...

İnanın, başbakanın, Bekir Bozdağ, Binali Yıldırım, ben veya Superman olması hiçbir şey fark ettirmeyecektir.

Sonuç olarak zaten her konuda Sayın Cumhurbaşkanı’nın dediği olacaktır.

Onun için, kanımca Reis beni başbakan yapsın. En azından siyaset söylemine bir güler yüz gelir.

Depresyondayız, unutulduk, aldatıldık!

“Ben artık haber seyretmiyorum, sinirleniyorum!”

“Alacağım pılımı pırtımı, gidip başka ülkeye yerleşeceğim.”

“Hadi bizi boş ver, çocuklarımız burada nasıl gelecek kuracak?”

“Evdi, işti plan yapma, yarın ne olacağımız belli değil, nakitte kal!”

Bu cümleleri etraftan o kadar sık duyar olduk ki, eş dost arasında dalga geçtiğimiz “Mükemmelliyetçi bir insanım, tek kötü yanım bu”, “İşimle gündeme gelmek istiyorum”, “Su içsem yarıyor” gibi klişe cümlelerin arasına girdiler.

Ama bir farkla.

Bu saydığım klişe cümlelerin altında, hepimizde zaman zaman beliren kişisel zaaflar var, o yüzden eğlenceli.

Yazının başında tırnak içine aldıklarımın altında ise çok acı bir ülke gerçeği yatıyor. Vatandaş gelecekten endişeli. Plan yapmıyor. Yarın ne olacağını kestiremiyor. Yönetime güven duymayanların yanında, daha büyük bir kitle, yarın yönetim şeklimizin ne olacağını bile bilmiyor.

Memleketin en az yarısı unutuldu!

Bence daha fazlası, aldatıldı!

İtiraf edelim mi? “Milli irade” bir tık fasa fiso oldu. Vatandaş olarak Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ülkenin yönetiminde en az pay ve karar sahibi olduğumuz dönemlerden birini yaşıyoruz.

Yanlış anlamayın, “Muhalefetin istemediği bir parti ülkeyi yönetiyor” manasında söylemiyorum. Bu doğaldır ve demokratik bir seçimin sonucudur. Sorun, aslında ülkenin yüzde 49’unun tercih ettiği parti ve başbakanın da artık ülkeye dair kararların alınmasında etkisiz hale getirilmiş olmasıdır.

Sorun, yarın yüzde 49 artı yüzde 51’in çoğunluğunun istemediği (veya nasıl uygulanacağını bile bilmediği), üstelik dünyada istatistiki olarak pek başarılı olmayan bir yönetim şeklinin ülkede çarçabuk, alelacele, oldubittiyle hâkim olması ihtimalidir.

Onun için, sorun CHP’li, MHP’li, AK Partili, HDP’li, hiçbir partiyi beğenmeyen, oy veren-vermeyen birçoğumuzun, “unutulmuş, aldatılmış” olmasıdır.

Sorun, fanatik Reisçiler dışında kalan herkesin iyice kristalize olan “etkisiz eleman”lığıdır. Görüş mesafemizin kısalığıdır. Müşterek depresyonumuzdur.

Ve bu yaygın depresyon, kişisel bir sorun olarak kalmayacak, önünde sonunda ekonomiye, yeniliğe, yetişmiş insan kaynaklarımıza, üretkenliğe yani maalesef ortak geleceğimize yansıyacaktır.

Yoksa konu Cumhurbaşkanı’nın ne kadar sevildiği filan değildir...