Röportaj
22 Oca 2021 12:43 Son Güncelleme: 22 Oca 2021 13:05

Gönül Dağı'nın Belediye Başkanı Ege Aydan: “Dizinin başarısını sahiciliğine bağlıyorum...”

TRT 1'de ekranlara gelen Gönül Dağı dizisinde Belediye Başkanı Münir beyi canlandıran Ege Aydan, Gönül Dağı ve özel yaşamıyla ilgili bilinmeyenleri anlattı...

Google Haberlere Abone ol

TRT 1 ekranlarına geldiği ilk günden itibaren izleyicilerin ilgi odağı olan, her geçen gün reytingini artırarak Cumartesi akşamları tüm kulvarlarda zirveye adını yazdıran Gönül Dağı, usta oyuncu kadrosuyla da büyük ilgi çekiyor. Dizide Belediye Başkanı Münir beyi canlandıran Ege Aydan da sanat dünyasının usta isimlerinden biri... Birçok film, tiyatro ve dizide rol alan, oyunlar sahneye koyan Aydan, sanatçı bir aileden geliyor. Kaynanalar dizisinin unutulmaz karakteri Tijen’i canlandıran annesi Sevda Aydan’ın izinden giderek sanat dünyasına adım atan Ege Aydan, Gönül Dağı’nda Gedelli ilçesinin belediye başkanı olarak yine büyük bir performans sergiliyor. Sadece oyunculuğuyla değil, dünya çapında büyük beğeni toplayan resimleriyle de sanatseverlerin gönüllerinde taht kuran Ege Aydan, Gönül Dağı ve özel yaşamıyla ilgili bilinmeyenleri anlattı...

Röportaj: Ayla Eyüboğlu

Fotoğraflar: Doğukan Bostan

-Gönül Dağı, ilk bölümden itibaren izleyiciler tarafından çok sevildi, Cumartesi akşamlarının en çok izlenen dizisi oldu. Siz bu ilgiyi neye bağlıyorsunuz? Gönül Dağı’nın diğer dizilerden farkları nelerdir?

-Kısaca bir yanıt vermek gerekirse ben bunu sahiciliğine bağlıyorum. Mutlaka ki çok iyi yazılıyor ama doğru bir kast ile son derece samimi oynanıyor ve seyirci bu tarz sahici yapımlara, ailenin, insanın, sevginin, doğrunun ön planda olduğu dizilere aç... Bu saydıklarımın büyük etkisi var...

-Dizide, Belediye Başkanı Münir beyi canlandırıyorsunuz. Daha önce hiç belediye başkanını oynamış mıydınız? Münir bey, küçük bir ilçenin sevilen bir başkanı. Eşi şehir dışında görev yaptığı için tek çocuğu kızı Asuman’a hem annelik hem babalık yapıyor. Münir beyi bir de sizden dinlesek...

 -Devlet adamı oynamışlığım vardır ama belediye başkanı bir ilk benim için. Münir bey de bu kasabadaki diğer karakterler gibi son derece samimi ve yaşının, mesleğinin getirdiği prensiplere son derece bağlı... Dürüst ve ilçesi için yapmayacağı şey yok. İyi niyeti onu bazen son derece safiyane bir noktaya taşıyor bu sebeple çocuksu yanı ortaya çıkıyor..  Yenilikten korkan gelenekçi yanı kızına karşı objektif olmasını engelliyor...

-Münir Bey, kızı Asuman’ın üniversiteye gidip kendisi gibi memur, bürokrat olmasını istiyor. Asuman ise müzik tutkunu ve o kariyerine farklı bir yoldan devam etmek istiyor. Müzikte de oldukça başarılı... Sizce Asuman, hayallerini gerçekleştirmeyi mi yoksa babasını dinlemeyi mi tercih edecek?

-Bu soruya Ege Aydan olarak mı yoksa Münir başkan olarak mı cevap vermeliyim bilemedim. Ege Aydan olarak desek, benzer şeyleri kızlarıma karşı yapsam da çabuk ikna olur, empati kurup korkularımla yüzleşir, sonunda onların dediği ya da istediği şeylerin yüzdesini yükseltirim. Sonunda onlar da empati kurarak kendilerini değerlendirir ve ortak noktada buluşuruz. Yani Asuman, Ege Aydan'ın kızı olsa sorunsuz yaşardı. Münir başkan olarak yanıtlamam gerekirse bahsedemem spolier vermiş olurum.

-Sizin de çocuklarınız var. Sizce anne babaların, çocukların kariyerleriyle ilgili baskın bir rol üstlenmesi doğru mu? Siz çocuklarınızı bu konuda yönlendirdiniz mi?

 -Biraz önce bahsettim biraz, çocuklar ailede dünyanın merkezi gibidirler ve ebeveynler duygusal olarak yaklaşır, her şeyi yapmaya kendilerinde hak iddia ederler. Kaçınılmaz bir durum olsa da çocuklarıma hep büyük insan muamelesi yapmışımdır ve eleştirdiğim şeylerin bende olmamasına özen göstermişimdir... Yeri geldiğinde hatam varsa özür dilemiş ama bu hataya düşme sebebim hakkında da konuşmuşumdur. Bu iddiasız bir iddiadır... Samimiyettir... Onları küçük sürprizlerle etkileyip yönlendirmek ve kalplerindeki sesi duymaya çalışarak büyütmek zor olsa da kaçınılmazdır. Önemli olan kariyer seçimine kadar geçen sürede, onları doğru seçebilme güvenini kazandırmanız gerekir. Yoksa o yoldan gitme, bu yoldan git demek son derece kolay... Önemli olan yolların nasıl olduğunu kavrayabilecek bir bakış açısına sahip olmaları...

-Dizide kuzenlerden Ağıtçı Hüseyin’in oğlu Ramazan, kızınız Asuman’a aşık. Önceleri platonik olarak başlayan bu aşkın karşılıksız olmadığını son bölümlerde görüyoruz... Münir beyin kızına layık görmediği ve ayrı dünyaların insanı olarak düşündüğü Ramazan ile Asuman aşkının geleceği konusunda fikirleriniz nelerdir?

 - Bu soruya da Ege Aydan olarak cevap vermeliyim... Münir bey bu konuda Nuh deyip peygamber demeyecek bir karakter. Bu yüzden bu işin sonuçlarına katlanmak zorunda kalabilir. Öte yandan kendimi Münir beyin yaşadığı bu problemle yer değiştirdiğimde ne kadar objektif olurum bilemem. Fakat doğru olan, korkularımıza rağmen yaşayıp görmeleridir. Dayanamayıp mutlaka uyarıda bulunuruz... iddialaşmak yerine beni ikna etmelerini, bunu yaparken özlemlerinin tutkuya dönüşmüş noktalarının, kendileri tarafından törpülenmesini isterdim...

-Gönül Dağı, kasabanın dahi çocuğu Taner, amcaoğulları Veysel ve Ramazan’ın 66 adını verdikleri uçak ve diğer icadları konusuna da vurgu yapıyor. Münir bey de dizide bu gençleri destekliyor. Sizce Anadolu’nun ücra köşelerinde yaşayan böyle yetenekli gençlere destek olmak için toplum, özel sektör ve devlet açısından neler yapılabilir? Bu gençleri topluma kazandırabilmek ve şahıs, ülke olarak önemli başarılara imza atmak için nasıl bir yol haritası çizmek gerekir? Sanat dünyası bu konuda sosyal sorumluluk projeleri yapabilir mi?

 - Zaten bütün ülkelerde hem devlet tarafından, hem özel sektör tarafından bu tarz destekler vardır... Siz soru içinde gerçekten bir çok önemli soruyu sorarak, kendi başına bir konu başlığı oluşturdunuz. Benim de takıntılı olduğum bir konudur bu ama olanak sağlayarak gençleri kurtaramazsınız, önce onlarda bir yaşam tarzı oluşturmanız gerekir... Bu pek yapılmadığı için, gençlik enerjisi dediğimiz son derece kıymetli bir enerji popüler hayata kurban gitmektedir. Zaten cep telefonu, bilgisayar vb. olsun sürekli olarak gençleri sömürdüğünden modayı onlar oluşturur. Mafyanın ya da sürekli çirkin aile ilişkilerinin sergilendiği diziler, genç zihinlerin zamanını çalar ki çoğunlukla başrollerini gençler oynamaktadır, örnek olurlar.  Olan da budur, devletin özel sektörün çabaları bu seviyede devede kulak kalır. Başarıyı, sanatı, sporu moda haline getirmezseniz akıntıya kürek çekersiniz... Önce modayı siz oluşturmalısınız. Sanat, spor, bilim ve başarı moda haline gelirse talep artar o zaman çözeceğiniz yol haritası kendiliğinden oluşur...

-Siz daha önce  birçok dizi, sinema filmi ve tiyatro oyununda rol aldınız. Peki Eskişehir’de hiç çalıştınız mı? Şu anda kış ve soğuk hava şartlarında, pandemide zorluklarla karşılaşıyor musunuz?

 - Eskişehir’e gerek tiyatro, gerek film, gerekse dizi için 1978’den beri geldim gittim... Tüm ülkeye Devlet Tiyatroları ile turne yapıp tiyatro götürdüm. TRT’nin “Kurtuluş” adlı dizisinin bir bölümünü Eskişehir’de çektim, yazdı sıcaktan bunalıyorum, Savaşçı dizisinin ilk sezonunda oynadım o da burada çekiliyordu, soğuktu ama işimiz buydu. Sivrihisar'da hiç dizi çekmemiştim görünce hayran kaldım... Sıcak soğuk bazen sabahlara kadar süren çekimler işimizin bir parçasıdır. Bodoslama dalarız işe... Pandemi ise ilk zamanlarda bütün önlemlere karşı etkilese de yaşayarak öğreneceğimiz bir noktaya getirdi bizleri. Alışkanlıklarımız değişti.

-Eskişehir’de yoğun set programı dışında vaktiniz nasıl geçiyor?

- Boş olduğum zamanlar diğer oyunculara göre daha fazla... Eğer en az iki günüm boşsa İstanbul’a dönüyorum ve eve kapanıp resim çalışıyorum. Ailemle zaman geçiriyorum. Bazen kızlarımdan sadece birini alarak sete geliyorum, olan boşluklarda çevreyi gezdiriyorum.  Sonraki hafta aynı programı öbür kızımla yapıyorum... Tabii onların da online dersleri var... Uygun zamanı bulursak bunlar gerçekleşebiliyor.

-Siz sanatçı ve sporcu bir aileden geliyorsunuz. Tiyatro, sinema, dizi oyunculuğunun yanısıra 30’un üzerinde yakın sergi açmış ünlü bir ressamsınız... Şu sıralarda yeni bir sergi hazırlığınız var mı? Ege Aydan, özel hayatında nasıl biridir? Günlük yaşamda neler yapar, hobileri nelerdir? En sevmediği şey nedir?

 - Evde yemek masamızı pinpon masasına çevirip iddialı maçlar yaparız... Asıl masamız yazlıkta duruyor. Pandemi döneminde özlemimizi evdeki masada gideriyoruz... Benim bisiklet ve motosiklet sürmek en büyük tutkumdur... Yakın çevreyi gezmek ailece yeni yerler keşfetmek en büyük merakımızdır... Tabii kızlarımın biri Mimar Sinan Seramik’de, diğeri Adıgüzel’de Tiyatro bölümünde okuyunca ev sanat ortamına dönüyor... Resim seramik ya da bir tirad çalışmak, piyano çalmak bizim evin normalleri... Ben geçen ay Antalya Türkan Şoray Kültür Merkezi’nde 32. Suluboya sergimi açtım...  2021 için Ankara ve İzmir’de bağlantılarımı askıya almak zorunda kaldım pandemiden ötürü. En sevmediğim konu ise, arsızlık, had bilmemek ve yalancılıktır.

-Sosyal medyanızda çok güzel fotoğraflar paylaşıyorsunuz. Ayrıca size dünyanın dört bir yanından takipçileriniz üçgen yapıları gönderiyorlar. Bu yapıların fotoğraflarını koleksiyon mu yapıyorsunuz? Neden üçgen yapılar?

 - Aslında üçgen olmuş beşgen olmuş ya da bina olmuş ya da yol olmuş bir önemi yok. Bu etiketi kurmamın iki sebebi vardı. İlki karakterim koleksiyoncu... Ama ikincisi daha önemli... Sadece farklı olanı farket ve ötekileştirme sloganı ile kurduğum bir etikettir.

-Sosyal medyayla aranız nasıl? Son yıllarda ışık hızıyla ilerleyen dijital teknolojiyi yakından takip edebiliyor musunuz? Sanatçıların birçoğu Youtube’da kendi kanallarını açıyor, ya da sosyal medya üzerinden yayınlar yapıyorlar. Sizin bu konuda bir girişiminiz var mı?

 -Pandemiden önce çok gezen bir aile olduğumuz için “Aydanlar Yolda” adlı bir program yapmak istedik... Gittiğimiz yerleri görüntüleyip keyifli anlatımlarla süsledik. Ama profesyonel bir çizgiye getirmedik. Bunun dışında sevenlerim için instagram kullanmaktayım. Facebook’da ise sadece tanıdıklarımla yazışıyorum. Ben Commodor 64, Amiga 500, 1000, 1200 sonrasında PC ve PS1,2,3,4 bunların yanında PSP  kullanmış biri olarak derim ki, oyun oynamak da güzel ama toplasan hepsi hayatımın bir 10 yılını çalmıştır... Şimdi ise bu muazzam canavar adını değiştirip cep telefonu olarak vücudumuza, hayatımıza yapıştı... Birçok iyi yönü olmasına rağmen koliklik yaratan yanı ile insanları tahammülsüz ve düşünemez bir hale getirmekte... Umarım gelecekte birçok yasak gelir. Böylesi sorumsuzca kullanıma dur demek gerekir...

Her zaman şunu söylemek çok hoşuma gider: Ay'la Ay’ı gösteren parmağı birbirine karıştırmadan yaşamak en güzeli...