İki Lafın Beli
28 Ağu 2013 00:48 Son Güncelleme: 23 Kas 2018 15:22

FATİH PORTAKAL'DAN REHA MUHTAR'A SERT YANIT: “KİMSENİN UŞAĞI YA DA TETİKÇİSİ DEĞİLİM!''

FOX Ana Haberi sunacak olan başarılı haberci Fatih Portakal Medyaradar'dan Alev Gürsoy Cimin'e konuştu. Portakal hem Ana Habere geçişini hem de bundan sonraki hedeflerini anlattı. İşte o çarpıcı röportaj&...

Google Haberlere Abone ol
Ben “ekranların fatihi” diyorum ona. Hakikaten farklı tarzı, kendine has yorumları ve stiliyle izleyicinin kalbini fethediyor… Kanal D’den aşinaydık kendisine...  Her el tutamaz o mikrofonu amma velakin onun eline gerçekten çok yakışıyordu, hele “Birand” deyişi yok mu, akan sular dururdu. Hiç unutmam o seslenişini… Sokaktan gelen mutfağı iyi bilir, habere daha hâkimdir,  Fatih de öyle… Muhabirlikteki başarısı onu haber spikerliğine taşıdı. Fox TV’de sabah haberlerinde başarılı performansıyla göz dolduruyordu. 3 saatlik Çalar Saat isimli programının reytingleri de hayli iyiydi. O programda vatandaş Fatih’i izliyorduk, halktan, haklıdan yana bir sunucu vardı sabahın o erken vaktinde ekranda... Çaylar onunla yudumlanır, evden işe çıkarken mutlaka bir Fox’a bakılırdı… Gel zaman git zaman; aradan geçen üç yılın ardından bu başarısı fark edildi ve Nazlı Tolga’dan boşalan Fox Ana Haber koltuğu Fatih Portakal’a emanet edildi. Bu haberin duyulmasıyla birlikte çeşitli iddialar da ortaya atıldı, mesela Reha Muhtar ilginç bir komplo teorisinde bulundu. Kanalın ana haber yüzü olarak Fatih Portakal’ı seçmesinin siyasi bir karar olduğunu savundu. Portakal’ın Nazlı Tolga gibi tavırsız değil muhalif bir gazeteci olduğunu hatırlatan Muhtar, Avustralya kökenli uluslararası medya patronu Rupert Murdoch’ın sahibi olduğu The Times gazetesinde çıkan Erdoğan karşıtı bildiriyi hatırlattı, FOX TV’deki son atamayı da bu kapsamda yorumladı. Bu yazı kaleme alınmadan önce aramıştım Fatih’i, kırmadı, buluştuk. Tabii Reha Muhtar’ın bu yazısını da sordum…
Bir buçuk saati aşkın birlikte vakit geçirdik, gerçekten bu adamın dilinin kemiği yok. Onunla röportaj yapmayı her gazeteci ister. Hiçbir soru yanıtsız kalmıyor, en sert soruya bile tebessümle yanıt veriyor. Ana Haber zaten Fatih’in hedefiymiş ve bunu başarmanın mutluluğunu yaşıyor.
Dedim ki “21.30’da Ana Haber mi olur, o saatte diziler var.”
“Yine de iddialıyım” dedi. Başarılı olacağına inanıyor. Eee zaten inanmak başarmanın yarısı değil midir, dileriz öyle de olur. Çünkü iyi bir adam Fatih, tek amacı Türkiye’deki eleştirel gazeteciliği devam ettirmek, özgür gazetecilik yapabilmek… Orta halli bir aileden gelen biri o, tırnaklarıyla kazıyarak azmiyle şimdiki konumuna gelmiş. Babası onun eğitimi için arabasını bile satmış… Böyle adama övgüler de dizilir, Ana Haber de verilir… Ben büyük keyif aldım bu söyleşiyi yaparken, bolca kahkaha attık. Dilerim siz de ortak olursunuz bu keyfe. Bu arada unutmadan söyleyeyim, Fatih’e küpe çok yakışıyor.  Yanıma geldiğinde de küpesini çıkarmamıştı…”Böyle sun” dedim, güzel de bir yanıt aldım. Ana Haber’de çok yakında bir küpeli anchorman görürseniz şimdiden söyleyeyim de şaşırmayın… 

RÖPORTAJ: Alev GÜRSOY CİMİN
Twitter: gazetecialev
gmail:
alevgursoy2008@gmail.com

Fatih, ben seni ’Haberin son yılardaki fatihi’ olarak görüyorum. Resmen kendine has tarzın ve sunumlarınla izleyicinin kalbini fethediyorsun. Peki hâlâ İzmir’de olsaydın sence nereye varmıştı, şimdiki kariyerin?

Çok güzel bir soru vallahi. Ben sana şöyle söyleyeyim; mesleğe 1997’de başlamıştım. Sene 2006, ben işi bırakmaya karar vermiştim. Çünkü meslekte dokuz yılımı doldurmuştum ancak hâlâ para kazanamıyordum. Biz de eşimle (Armağan Portakal) birlikte bir balıkçı mekânı açmaya karar vermiştik. Tam da İzmir’de bunu uygulamaya geçirecekken bir telefon hayatımı değiştirdi. O telefon olmasaydı ben şimdi bu mesleği yapmıyordum. İzmir’in ilçesi olan Seferihisar’da deniz kenarında Ege’ye has mezelerin sunulduğu ufak, kendi halinde güzel bir balıkçı mekânı işletiyor olurdum. Ayşenur Arslan, Uygar Eremektar, Mehmet Ali Birand hayatımda çok şey değiştirdi.



“MESLEĞİ TAM BIRAKIYORDUM Kİ …”

Ama o balıkçı mekânı sana şimdi ki kariyerini veremezdi, mutsuz olurdun belki de değil mi?

Sonuçta o da sevdiğim keyifli bir iş, mutsuz olmazdım fakat Türkiye haber cenneti, ekranda bir haber izlediğimde içten içe bir üzüntü yaşardım, içim giderdi. Şimdiki kariyerime elbette orada ulaşmam mümkün olmazdı. Ama pişman da olmazdım. Bunu yaşamam gerekiyormuş diye düşünürdüm. Ama iyi ki İstanbul’a gelmişim diyorum her defasında.

Bu kariyeri kendin ve başarın dışında borçlu olduğun biri ya da birileri var mı? Özellikle “kendin” diyorum çünkü kişi başarılı olmazsa hiçbir torpil, hiçbir güç onu bir yerlere getiremez.

Var, hem de çok kişi var. Bunlardan biri rahmetli eniştem Dr. Rıza Abbas. Bir kartvizit yazmıştı, rahmetli Ufuk Güldemir’e götürmüştüm ve o beni işe almıştı. Rahmetli Mehmet Ali Birand’ın da çok emeği vardır üzerimde. İstanbul’a gelmem de çok büyük etkisi oldu. Ayşenur Arslan ve Uygar Eremektar devreye girdiğinde bir salı günüydü, Birand’ın sekreteri Nilgün Abla aradı, ben İzmir’deydim o zaman, Birand’ın görüşmek istediğini söyledi. Telefondaki o güzel ses “ Hadi İstanbul’a geliyorsun artık, senden çok şey bekliyorum” dedi. O an tüylerim diken diken olmuştu, hâlâ da öyle oluyor hatırladıkça…Ne o telefonu ne de Birand’ı unutabilirim. Bambaşka bir adamdı o.

“UFUK GÜLDEMİR’İN YOLUNDA YÜRÜYORUM”

Ufuk Güldemir dedin de merak ettim onunla ilgili görüşlerini, çok iyi bir televizyon habercisi olduğu herkesin kabulüdür. Peki, “Ufuk Güldemir haberciliği” onun gidişiyle bitti mi?

Ben kendimi en azından onun yolundan gitmeye çalışan bir adam olarak görüyorum. Türkiye’nin ortamı onun tarzında habercilik yapmaya çok müsait değil şu anda.

“ELEŞTİREL GAZETECİLİK YAPILAMIYOR ÇÜNKÜ....”

Niye? Nasıldı ki onun haberciliği?

Siyasi iktidarın oluşturduğu güç, eleştirel gazetecilik yapmaya engel. Her ne kadar kendileri kabul etmese de bunu, maalesef durum böyle. Biraz muhalifseniz ve yahut eleştirel bir gazetecilik yapıyorsanız yeşeremiyorsunuz. Hedef haline getirilebiliyorsunuz. Bir şekilde sözünüzün söylenilmesinin önüne geçiliyor. Bunlar hiç tasvip etmediğim şeyler.

“BU ŞARTLARA  RAĞMEN SİNMEDİM”

Sen de o halde istediğini söyleyemiyorsun bu şartlar altında, yanlış mı anladım?

Ben en azından sinmedim. Şimdiye kadar sinme gereğini de duymadım açıkçası.

“İYİ FOX’LUYORUZ”

Siz zaten iyi fox’luyormuşsunuz :)

(Kahkaha atıyor) Haa evet iyi fox’luyoruz. Başbakan demişti değil mi? Ben kötü niyetle söylediğine inanmıyorum. Bana kalırsa iyi niyetli bir espriydi o. Kelime olarak da hoş bir şey fox’lamak. Bir başka kanala söylese pek hoş olmayabilirdi. Mesela Kanal D’liyorsunuz. Ya da Show’luyorsunuz... İyi durmuyor. Ama biz de iyi durdu (gülüyor).

“ELEŞTİREL GAZETECİLİĞİN YOLU MUTLAKA AMA MUTLAKA AÇILMALI”

Tepkisinde haklı mıydı peki Başbakan sence?

Keza o haberi ilk bulup, çıkaran Fox Haber değildi ama şu da bir gerçek Türkiye’nin en önemli kişileri Başbakan, Cumhurbaşkanı, Ana muhalefet lideri, Genelkurmay Başkanı. Bunların sağlık durumları çok önemli... Birkaç gün ortada görünmediklerinde merak edilen kişiler. Hele ki Başbakan’ın bir sağlık sorununun olduğundan bahsediliyorsa ve bir gazete de bunu manşetine çekiyorsa sen gazetecilik refleksi gereği bu soruyu sormak zorundasın. Sormazsan zaten gazeteci değilsin. Ama bir de şu var; eğer elinde belge, bilgi, kayıt yoksa bir gazetenin de böyle haberleri yapmasına karşıyım.  Neticede esnek günlerden geçiyoruz. Benim için ne hükümet ne muhalefet, benim için önemli olan ülkem. Onlar ve bizler gidici, bu ülke toprakları kalıcı. Zor günlerden geçiyoruz, Allah korusun bir siyasi istikrarsızlık hepimizin sonu olur. İşimizden olabiliriz, ekonomik krizle baş başa kalabiliriz. Türkiye çok zor durumda kalır. Kimsenin bilerek ve isteyerek bu ülkeye zarar vermemesi gerekir. Ama eleştirel gazeteciliğin de mutlaka ama mutlaka artık yolunun açılması gerekiyor. Ben böyle bir gazetecilik yapmaya çalışıyorum.



“ELEŞTİREL GAZETECİLİĞE DEVAM EDECEĞİM”

Peki, sen ne kadar o dediğin eleştirel gazeteciliği yapabiliyorsun?

Yapabildiğim kadar yapabiliyorum. Şunu hiçbir zaman düşünmedim ’Aman şunu söylersem işimden olurum, evimin kirasını ödeyemem, arabama benzin alamam, kredi kartlarımı ödeyemem’... Böyle korkularım hiç olmadı. Ben o korkuları aştım. Korkunun ecele faydası yok. Ben doğru bildiğim yolda işimi yapmaya çalışıyorum. Gidebildiğim kadar da gideceğim doğru bildiklerimi söylemeye. Sosyal medyada da yazmaya devam edeceğim. Herkes aynı düşünmek zorunda değil, herkes aynı düşünüyorsa zaten bir sorun vardır. Tek tip insan değiliz.

“OTO SANSÜR NEDİR BİLMİYORUM”

O problemlerden biri de sanırım oto sansür, herkes konuşurken iki kez düşünmek zorunda sanki, ya da öyle hissediyor?

Ben hiç oto sansür uygulamadım. Oto sansür nedir bilmiyorum bile. Hakaret etmiyorum, küçük görmüyorum, ama onun dışında istediğim, düşündüğüm her şeyi söylüyorum. Üç yıllık Fox geçmişime bir bakın neler söylemişim görürsünüz, sansür mansür yok...

Hiç unutmuyorum, Başbakan Erdoğan’a canlı yayında üç çocuk eleştirin epeyce yankı bulmuştu.

Eee kötü bir şey demedim ki; çocuk bakmak kolay mı kardeşim? Gücü olmayan için bir çocuk da aynı iki çocuk da. Asgari ücret alan bir adam nasıl üç çocuk yapsın da besleyip büyütsün? Bakabiliyorsa 30 çocuk yapsın. Ayrıca Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da geçenlerde benimle aynı görüşleri paylaştı. O da mı şimdi Erdoğan’a ya da hükümete muhalif? (Gülüyor)

“TEK İSTEĞİM VAR, ELEŞTİREL YÖNÜMÜ KÖRELTMESİNLER, MESLEĞİMİ DÜZGÜN YAPAYIM”

Kanal yönetiminin hiç müdahalesi oluyor mu sana ya da ekran yüzlerine?

Asla. Şimdiye kadar en ufak bir uyarı, müdahale görmedim. 3 yıldır Fox’dayım, olsa “Oldu” derdim. Ne Genel Yayın Yönetmenimiz Doğan Şentürk, ne de Fox TV Genel müdürü Pietro Vicari’den daha bir gün olsun, bir haber, bir yorum nedeniyle ne bir telefon ne de bir telkin aldım. Önemli olan burada niyet, ben de art niyetli bir insan değilim. Tabii ki kafamda kendi düşüncelerim ve siyasi görüşüm var. Bu düşüncelerim başkalarıyla uyuşmayabilir de ama ben inatla ve ısrarla hep düşündüğümü söylemeye devam edeceğim. Çünkü ben iş kaygısı yaşamıyorum. Zengin bir insan değilim, işsiz kalsam büyük zorluk da çekerim ama ben korkak bir insan da değilim. Kokarsam mesleğimi yapamam ki, mesleği yapamadıktan sonra ne yapayım çok fazla parayı? Kıymeti olmaz o paranın, şanın, şöhretin.  “Her devrin adamı, rüzgâr nereden eserse oraya eğilen bir adam, orta yolcu ” demesinler arkamdan yeter. Bunu derlerse zaten yıkılırım. Dedirtmeyeceğim de bunları.  Ben kendi işimi özgürce yapmak istiyorum. Kendine muhalif bir adamım ben. Sadece ve sadece eleştirel yönümü köreltmesinler yeter, ben bunu istiyorum.

“ATATÜRKÇÜYÜM VE BUNDAN GURUR DUYUYORUM”

Kolundaki Mustafa Kemal Atatürk dövmen dikkatimi çekti epeyce. Öyle bir süreçten geçiyoruz ki artık Atatürk sevgisi bile tartışılabiliyor. Sen bir ekran yüzü olarak bu dövmeyi yaptırmakta hiç çekince görmedin mi?

(Kaşlar çatılıyor birden) Bana ne kardeşim, kim ne derse desin ben seviyorum bu adamı. Hem de artısıyla eksisiyle çok seviyorum. Çok enteresan bir şey anlatacağım; yıllar önce bu dövmeyi yaptırdığımda Kanal D’den bir arkadaş dedi ki “ Ya Fatih ne yaptın sen, bu dövme olur mu hiç, tarafsın sen” dedi. “Tarafım ben ve bu adamdan tarafım” dedim. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusundan söz ediyoruz var mı ötesi? Bu konu tartışılamaz mı, elbette tartışılır ama ben onun kurduğu bu topraklarda yaşamaktan büyük mutluluk duyuyorum ve her defasında “Ne mutlu Türküm diyene” diyorum. Haa biri de çıkıp “Ne mutlu Kürdüm diyene” diyemez mi, elbette der, ona da saygı duyuyorum. Benim için önemli olan bu toprakların bölünmez bütünlüğüdür. Bazı değerlere hakaret edilmesin, Atatürk de büyük bir değer Türkiye için.

“BİRAND’LA ÇALIŞMAK BÜYÜK BİR ŞANSTIR”

Çok da uzun bir süre geçmedi üzerinden, gözlerimiz hâlâ onu, yani Mehmet Ali Birand’ı ekranlarda arıyor... Birand, senin için ne anlam ifade ediyordu?

(Sorumla birlikte gözleri doluyor, derine dalıyor, sesi titriyor.) Ben çok şanslı bir adammışım ki 5 yıl onunla çalışabilmişim. Onunla bir gün güzel bir diyalogumuz olmuştu Alev,  onu anlatayım sana, Herkes yayında “Mehmet Ali Birand” diyor. Odaya gittim dedim ki “Mehmet Ali Birand çok uzun, ben sana Birand desem olur mu?” Güldü. “Ağabey demediğin sürece istediğini diyebilirsin, Mehmet Ali bile.” Bakar mısın adamdaki mütevazılığa... Çok demokrat bir adamdı. Fikirleri farklı olabilir, kimileri sevmeyebilirdi ama çok iyi bir adamdı. Onunla çalışmak şanstı. Haber merkezinde demokrasiyi sağlardı adam (Gözlerden yaş geldi gelecek).

Sence Birand’ın yeri doldurulabilir mi?

Yok ya sanmıyorum. Yeri doldurulamayacak adam yok ama Birand başkaydı. Gazetecilikte, televizyonculukta çok önemli bir isimdi. Çok başarılı röportajlara imza attı. Ama şu da bir gerçek, bir gün onun da yerine bir başkası gelecek, kimse vazgeçilmez değildir. Onun tarzı, mizacı başkaydı...



“EKRANLARDA BİRAND TİPLEMESİ EKSİK”

Tam bu noktada aklıma ne geldi biliyor musun, bence senin kumaşında biraz Birand’lık var. Senin de tıpkı onun gibi kendine has yorumların, farklı bir tarzın var.

Çok güzel bir noktaya değindin. Şu anda televizyonlarda bir Birand tiplemesi eksik. Ben Mehmet Ali Ağabey ile çalıştığım için ondan çok şey kaptım. Çok iyi gözlemledim onu, odasında nasıl çalıştığını, habere nasıl hazırlandığını hep izler, takip ederdim. Bir gün bana dedi ki “Seninle canlı yayına çıkınca çok büyük keyif alıyorum.” Sözlerinde çok haklıydı çünkü aynı frekanslarda adamlarız. Ben onun neye, nasıl tepki verebileceğini iyi biliyordum.

O acı haberi aldığında ne hissettin?

Off, çok kötü bir durum, anlatılmaz ki o an, yaşanır diyeceğim ama Allah bir daha yaşatmasın. Çok üzüldüm. Hem de derinden. Hepimiz gideceğiz ama her ölüm erken ölümdür. Can yakıyor, hayat ise devam ediyor.

Var mıdır hiç unutmadığın bir anın?

(Kahkaha atıyor) Mardin’deyiz bir gün Midyat’ta papazlar kaçırılmıştı hatırlarsan, canlı yayında İstanbul’a bağlanacağız. Yayına son birkaç dakika kala “Hazır mısın, bomba gibi sorularla geliyorum” dedi. Yayına başladık, bana Midyat’taki son durumu soracak, başladı. O muhteşem kelime hataları vardır biliyorsun Birad’ın, açılışa başlar başlamaz “Madrid’in Midyat ilçesi” demez mi! Ne cevap vereceğimi şaşırdım. (Gülüyor) Gülme krizine gireceğim ama papazlar kaçırılmış, adamı tefe koyarlar, sıktım kendimi “Birand, Madrid değil Midyat’tayız biz” dedim. Bunlar güzel hatıralardan biriydi. Allah rahmet eylesin.

Neyse seni daha fazla üzmeyeyim. Zor sorulara geliyorum hazırsan terlemeye?

Eyvah (gülüyor).



“TEST SÜRÜŞÜNDEN GEÇTİM, ANA HABERDE BAŞARILI OLACAĞIMI DÜŞÜNÜYORUM”

Türkiye’yi güne başlatan, uyandıran “Çalar Saat “ artık çalmayacak, daha doğrusu çalacak da seninle değil... Fox Ana haber Eylül’ün 2’sinden itibaren sana emanet, bence üstesinden fazlasıyla gelirsin. Sence Fatih Portakal becerir mi bu Ana Haber işini?

(Gülüyor) Zaten ilk bombayı da yine sen patlatmıştın, benim sunacağıma dair. Evet artık Fox Ana Haber bende. Çalar Saat’le uyandırıyorduk bu sefer de “Yat borusunu” çaldıracağız insanlara. Biliyorsun Ana Haber bundan böyle 21.30’da başlayacak. Başarılı olmaya çalışacak, elimizden gelen mücadeleyi vereceğiz. Yapabileceğimi hem de çok iyi yapabileceğimi biliyorum. Tanıtım filmi çekildikten sonra stüdyoya geçtik, o koltuğa oturdum ve kendimi çok hazır hissettim. O koltukta kendimi nasıl hissedeceğim çok önemliydi, sakil mi duracağım yoksa daha mı iyi ya da kötü, bunu test ettim. Kendimi süper hissettim.

“BEN HEP ANA HABER İSTİYORDUM, HEDEFİM BUYDU”

Var mıydı böyle bir hayalin?

Ben hep istiyordum bir gün Ana Haber okumayı. Benim hedefim buydu, Ana habere oturabilmek, ama hak ederek. Şimdi bunu yapıyorum.

Sabah haberlerinde rahatlığınla göz dolduruyordun, Türkiye senin kendine has yorumlarına alışmıştı, Ana Haber’de o kadar rahat olabileceğine inanıyor musun?

Değişen hiçbir şey olmayacak. Rahatlığım devam edecek. Ayrıca alışır insanlar her şeye. Sabah haberleri üç saatti, akşam okuyacağım onun kısaltılmış hali gibi düşün, ben yine kendime has yorumlarımı da yapacağım. Konuşmadan olmaz zaten. Benim izleyicilerim bunu bekliyor. Mesela ben promter da kullanmayacağım. Kullanmayı da sevmem zaten. Herkesin kendine göre bir sunuş tekniği var, ben promterın duyguları öldürdüğünü ve anlatılmak isteneni veremediğini düşünüyorum. Sahadan gelen bir tecrübe de var bende, 14 yılımı oralarda geçirdim. Gayet rahat haberleri doğaçlama okuyabilirim.

“KİMSENİN UŞAĞI, EMİR ERİ YA DA TETİKÇİSİ DEĞİLİM, AMACIM ELEŞTİREL GAZETECİLİĞİ ÜLKEMDE YAPABİLMEK”

Fatih, Reha Muhtar çok ilginç bir yazı kaleme aldı. Kanalın ana haber yüzü olarak seni seçmesinin siyasi bir karar olduğunu savundu. Muhtar’ın iddiası hayli ilginç… Avustralya kökenli uluslararası medya patronu Rupert Murdoch’ın sahibi olduğu The Times gazetesinde çıkan Erdoğan karşıtı bildiriyi hatırlatan Reha Muhtar, FOX TV’deki son atamayı da bu kapsamda yorumladı. Sen ne diyorsun bu çıkışa?

Reha Abi’nin köşesini Fox ve bana ayırması aslında hoşuma gitti. Hak ederek bir yerlere geldiğimi onun gibi bir duayenin cümlelerinden okumak güzel bir şey. Tabii cümle aralarında "abi’ce" yapılmış, tecrübelerinden kaynaklanan uyarılar da mevcut. Ben hep kendi kafasındakini yapmış, söylemiş bir insanım. Yaşamımda, muhabirliğimde, radyo programında ve Çalar Saat’te. Bundan böyle de benzer özelliğim devam edecek, ancak artık oturduğum o koltuk ana haber koltuğu. Bunun da bilincinde olarak işin hakkını vermeye çalışacağım. Başkasının ya da başkalarının uşağı, emir eri ya da tetikçisi olmadığımı da söyleyeyim. Amacım eleştirel gazeteciliği  ülkemde yapabilmek. Yaptığım yere kadar. Yani Alev’cim kafaya göre takılmaya devam...

Güzel bir yanıttı Fatih, ben tatmin oldum, dilerim Reha Muhtar da olur. Neyse devam edeyim, muhabirliğin tozunu yutmayan kişi haber spikerliğinde başarılı olabilir mi?

Böyle bir kural yok. Ben buna inanmıyorum ama muhabirlikten gelirsen haberin her kısmını iyi bilirsin daha rahat sunarsın. Kafanda o haberi kurgularsın. Çok iyi bir diksiyon dersi alıp, ekranda da iyi durabilen biri de pekâlâ bu işi yapabilir. Bir de izleyicinin seni benimsemesi önemli, kabul ettireceksin kendini. Üç yıl gibi kısa bir sürede ben bunu yaptığıma inanıyorum. Neticede senin geleceğin yeri izleyen çiziyor. Aldığım tepkiler olağanüstü ve doğru yolda olduğumu gösteriyor.

“UĞUR DÜNDAR, BİRAND, ALİ KIRCA GİBİ İSİMLERİN EKRANLARDA OLDUĞU DÖNEMDE ANA HABER SUNMAK İSTERDİM”

Farkında mısın Fatih, eskiden Ali Kırca, Uğur Dündar, Mehmet Ali Birand, ne bileyim işte Reha Muhtar gibi büyük isimler, starlar yarışırlardı, büyük reyting savaşları yaşanırdı. Hepsi de birbirinden ustaydı. Kimi seyredeceğimizi şaşırırdık. Şimdi hepsi gitti, sizin gibi daha genç yetenekler var. Mesela Show haber Erhan Çelik’te, Star Nazlı Öztarhan’da, Kanal D Serdar Cebe’de, Fox sende, +1 haber Turgut Erat’ta. Ne diyorsun bu dönüşüme?

Valla güzel bir dönem ama ben o dönemde yarışmayı isterdim. Hırslı değelim ama rekabeti seviyorum. Düşünsene rahmetli Mehmet Ali Birand, Uğur Dündar, Ali Kırca bir de karşılarında sen. Bir tıfıl, orada rekabetin babası var ve sen onlarla aynı saatte ekrandasın. Bir zamanlar hayranlıkla izlediğin isimler şimdi rakibin, süper olurdu. Uğur Dündar’ı üniversite okurken davet etmiştik fakülteye. Düşünsene üniversiteye getirdiğin bir starla bu kez rakipsin, yarışıyorsun. Güzel olurdu. Şu anda da tabii rekabet var ama ben acımasız hırsları olan biri değilim, dostlarımı bu uğurda harcamam. Bir Serdar Cebe bir Turgut Erat en yakın arkadaşlarım, bir zamanlar sahada birlikteydik, şimdi her birimiz bir başka ekranda haber sunuyoruz.

Mesela ben de Birand ile çalışmayı çok istemiştim ama bir türlü kısmet olmadı, ancak bir gün hiç tanımadığım halde beni arayıp “Röportajların çok güzel” demişti. Ama neyse ki torunlarıma bırakacağım bir mirasım oldu, Uğur Dündar gibi bir duayen isimle çalıştım. Bu isimlerle çalışmak da çok başka değil mi?

Hem de bambaşka. Çok şey öğreniyorsun. Birand işte öyle mütevazı bir adamdı. Arardı başarılı bulduğu isimleri böyle motive ederdi. Egoları yoktu.  Adam alçakgönüllüydü. Uğur Dündar’la da kısa bir süre çalıştım. Bunlar mesleğin duayenleri, onlarla aynı haber merkezinde aynı ortamı solumak çok önemli. Ufacık bir fidansın yanında koca bir çınar ağacı var ve çınar ağacının gölgesinde boy atıyorsun ve yavaş yavaş ona benziyorsun.

Belki bir dönem gelecek ve senin içinde senden sonra gelen genç nesiller bu cümleleri kuracak. “Fatih Portakal’la çalıştık” diye övünecekler?

Ne güzel olur. Gurur duyarım. Allah sağlık versin de devam edelim. Ama şu çok önemli taklit etmemek gerek, bu çok tehlikeli. Herkes kendi tarzını yaratmak zorunda. Aslı olanın kopyasını insanlar neden izlesin. Kendinden bir şey katmalısın. Samimiyetini hissettirmelisin.



Kulağındaki küpe deminden beri dikkatimi çekiyor. Çok yakışmış, Ana Haberi böyle sunsan keşke, ilk olurdu herhalde hem de çok farklı, ne dersin?

(Gülüyor)  Yok. Yakışıyor ama haberde olmaz sanırım. Bir ara düşünmedim de değil, fakat olmaz. Neden diye sorarsan birileri rol model olarak alabiliyor seni, o gençlerle ebeveynlerini karşı karşıya getirmemek lazım. Yarın öbür gün çocuk benden görüp taktığında “Bak baba, anne siz bana kızıyorsunuz ama Fatih Portakal da takıyor” diyebilir.

Desinler küpe takmak kötü bir şey mi sanki?

Ne bileyim hâlâ bir takım tabular var yıkılmayan, erkek küpe takınca garip geliyor birilerine. Tabii farklı da düşünebiliyorlar (gülüyor). Hemen yumuşak vs. demeye başlıyorlar.  Merak etmesinler her şeyimiz normal, küpe takıyoruz sadece...

Küpen normal de o gergedan mesajları ne iş? Cinsel gücü artırmaya yönelik mesajlar geliyormuş cep telefonuna habire?

Ya sorma ne ayıp şeyler. Abi, numaralarımızı nerden buluyorlar anlamış değilim. Ne kadar sakat bir durum… Bunlara bir son verilmeli.

Neyse habere döneyim ben yine... Fox haber sence ne kadar haberci?

Tabii ki haberci neden haberci olmasın? Şöyle diyebilirsin: Ya genelde üçüncü sayfa haberleri yapıyor diyebilirsin, popüler haberler yapıyor diyebilirsin ama bu da bir tarzdır, editoryal masanın tercihidir. Ben şunu iddia ediyorum: Şu anda bence Fox’un Ankara ekibi Ankara’nın en kuvvetli ekibi. Bir ara Kanal D çok güçlüydü bak Ankara’da. Editoryal anlamda da yine haber merkezinde çok önemli isimler var.  Genel Yayın Yönetmenimiz Doğan Şentürk’ün tarzı Ankara haberleriyle birlikte daha popüler haberleri ekrana vermek, haklı da, bu bir reyting mücadelesi neticede Alev, karşında Kanal D gibi Show, Star gibi kanallar var. Bir yarıştasın…

Onlardan farkınız ne?

Bence daha dinamik bir haber bülteni bizim ki. Ben bazen Fox’da görülen bazı haberlere katılmıyorum mesela, Çin’den gelen bir kaza haberini vermenin mantığını anlamıyorum ama onun da bir alıcısı var. Vatandaşa ne kazandırıyor diye sorarsan bir şey kazandırmak zorunda mı? Bu bir tercih... Topu da, tacı da kurallarına göre oynamak zorundasın.

Topu taca atıyor mu peki Fox haber, sanki suya sabuna hiç dokunmuyorsunuz gibi?

Bari sen yapma Allah aşkına. Son üç yıldır sunduğum haberleri bir aç bak bakalım, ne eksik, neyi görmemişiz. Kimsenin vermediği, Ergenekon, Balyoz haberlerini hep veriyorum, kimsenin topa girmek istemediği çözüm süreci, PKK ile görüşmeler gibi konulara giriyorum ben. Bu kanalın öyle bir hassasiyeti olsa şimdiye kadar beni burada tutmazlardı değil mi? Ana haberde de her habere yer veriliyor, sabah haberlerine de. Eleştirine katılmıyorum.

Eleştirmedim sordum meraktan:) Akşam haberlerinin belirleyicisi ne?

Akşamı belirleyen en önemli faktör reyting.

Reytinge göre mi gidiyorsunuz?

Öyle deme şimdi(gülüyor). Biz özel bir kanalız ve reyting çok önemli. Biz TRT değiliz, Ahmet’in, Mehmet’in vergileriyle beslenmiyoruz veya sermayemizi böyle yaratmıyoruz. Orada çalışan 300-500 adam var, Fox’da veya X kanalda.  Bu şirketin yürüyebilmesi için reklam alması gerekiyor, eğer bize reklam gelmezse o şirketin kepengi iner, ailesiyle birlikte 300-500 insan işsiz kalır. Diziler yapılıyor, mesela Hürrem dizisinde neden yatak sahnesi konuluyor, daha çok dikkat çeksin diye. Seyreden seyreder, seyretmeyen seyretmez, bunun notunu izleyici veriyor. Reyting çok önemli ve sen bu sayede reklam geliri alıyorsun ya da alamıyorsun. Ama bu şu da değil, her şeyimizi reytinge göre yapıyoruz. Haber neyse veriyoruz ama haberi vermek değil haberi nasıl verdiğin önemli. Dikkat çekebiliyorsan, haberi iyi işliyorsan zaten reytingin gelir...

Her bir köşesi haber, çoğu zaman da acı haber, bu ülkede haber sunmak zor mu?

Bu ülkede haber sunmak eğer konuşursan çok zor, ama konuşmayıp sadece dümdüz haberini sunarsan çok kolay. 

“HABERCİLİKTE KONUŞURSAN İŞİN ZOR, SUSARSAN SENDEN KRALI YOK”

Senin için zor mu?

Zor çünkü ben konuşan biriyim, konuşan bir program yapıyorum ve bu birilerini rahatsız edebilir. Eleştiriye tahammülü olmayan yıllardan geçiyoruz.
Konuştuğun zaman bu ülkede hedef haline geliyorsun ya da getiriliyorsun, zaten ağır aksak işleyen bir demokrasimiz var. Konuşmazsan çok rahat, sun haberini, iki de geyik yap ama hiç etliye sütlüye karışma. İşte o zaman senden kralı yok.

Etliye sütlüye dokunmamak… Peki, o dediğin habercilik mi oluyor? 

Ben kimseyi sen neden böyle yapıyorsun diye yargılamam. Habercilik ya da değil. Ama onlar da bana karışmasın. Ben işimi en doğru şekilde yapayım. Kimi sade suya tirit yapar, kimi de layığıyla, hepsi bu.

Benim anladığım kadarıyla sen diyorsun ki durmak yok Fox’lamaya devam…

(Kahkaha atıyor)  Fox’lamaya devam tabii. Her zaman Fox’luyoruz zaten (gülüyor).



Peki, senin sunarken en zorlandığın haberler hangileri?

Trafik kazaları ya mahvoluyorum okurken, ekrana bakamıyorum. Tam bir terör. Hele o kazanın ardında bir dram varsa ve siz onu cımbızlayıp ön plana çıkarıyorsanız işte o adamı kahrediyor. Kazasız gün yok ki, bilançolar çok ağır. Ülkenin en başlıca sorunlarından biri bence trafik terörü… Bir de kadına şiddet haberleri adamı çok zorluyor. Ya her gün bir kadına kıyılıyor, ne oluyor bu ülkeye anlamıyorum. Ben haberleri okurken deliriyorum arkadaş.

Bu kadına şiddet haberlerini vermesek mi, özendirici oluyor sanki, mesela bir ara intihar haberlerini vermiyorduk?

O zaman hiçbir haberi vermeyelim. Olur mu öyle şey! Deşifre edilmeli, daha da üzerine gidilmeli. Vermesen daha kötü her gün bir köşede bir kadın yaşamını yitirecek ve sen bundan ne haberdar olacaksın, ne de yetkililer konuya el atacak. Hayat devam ediyor, biz bunları ekrana taşımazsak daha da artar. Laylay lom haberleri vermek doğru değil.

“İŞTEN ATILAN GAZETECİLERİN SUÇU MUHALİF OLMAK”

Son dönemde büyük bir kıyım var. Fikirlerini katılırsın ama katılmazsın, olayın şekli can yakıcı… Her yeni gün yeni bir meslektaşımızın işine son veriliyor. Ne düşünüyorsun bu yaprak dökümüyle ilgili?

Sanırım suçları muhalif olmak. Kudrete, kudretliye karşı duran yazılar kaleme almak.  Giden isimlerin profiline şöyle bir baktığında bu kişilerin hükümete yönelik ağır eleştiriler de bulunduğu ve yahut muhalefet ettiğini söylemek mümkün. O yazılar birilerini rahatsız ediyor.  Hükümeti öven kişilerin sürekli yükseldiğini görüyoruz, bir tanesinin bile işini bırakmak zorunda kaldığını görmüyoruz. Eleştiriye girdiğin an meslekte yaşama sınırların daralıyor. Ama bence burada suçu hükümette aramak yanlış. Kabahat patronların ve sistemin. Şu anda bizim kanalımız hariç diğer medya kurumlarında patronların hükümetle işleri var. İşadamı birçoğu. İhale olayı, inşaat olayı bir yığın şey. Gazetecilik yapacak adamın hükümetle işi olmamalı. Patron da gazetecilikten gelmeli, ya da bir tek bu işe kendini adamış olmalı. Ben sanmıyorum ki Başbakan ya da bir danışmanı arasın da bir patronu “Şu gazetecinin işine son verin” desin. Bence kurumların işgüzârlığı yapılanlar.

“HÜKÜMETE ÖVGÜLER DİZEN GAZETECİLER YÜKSELİYOR SÜREKLİ”

İşten çıkarılan gazeteciler hükümeti suçluyor ama her nedense patronlarından ziyade…

Hükümeti niye suçluyorlar ki patronları gazetecilik yapsın başka ticari işler yapmasın. Onlar gazetecilikten başka her işi yaparsa hükümet de onlara aba altından sopa gösterir. Hükümet ister ki herkes olumlu haberini yapsın, medya biat etsin, bu her dönem oldu, oligarşi hep vardı bu ülkede. Diyorum ya Türkiye’de eleştirel gazeteciliğe hiçbir zaman izin verilmiyor, verilmeyecek de… Türkiye’de adaletin gücü yok güçlünün adaleti var. Onun için biraz da patronların kendine bakması lazım. İşten atılanların da biraz patronlarına bakmaları gerekiyor. Bu olay bence daha çok devam edecek, çok da ayıp şeyler…

Böyle bir ortamda özgür basından söz edebilir miyiz?

Edemeyiz tabii ki…

Peki, sen ne kadar özgürsün?

Valla ben olabildiğince özgür olmaya çalışıyorum.  Zaten benim sloganım da belli “tarafsız haber, özgür yorum.” Ben özgür bir bireyim. Benim hayatımın bir şekilde daraltılmasına ya da değiştirilmiş olmasına izin vermem. 45 yaşındayım ve tüm söylediklerimin sonuna dek arkasındayım.

O halde zor günler seni bekliyor?

Hayat zaten zor, ölümden öte köy var mı? Öyle düşünürsek bu mesleği yapamayız. Bizim mesleğimiz başlı başına zor zaten…

Onu bunu boş ver de Ana Haber’de rakiplerine fark atacak mısın?
 
İlla manşet alacaksın değil mi? (Gülüyor). Elbette iddialıyım, ama bu hırslı bir rekabet değil. Başarılı olacağımdan hiç şüphem yok. Bak onlar benim rakiplerim ama neticede hepsi arkadaşım, bu rekabette ben de başarılı olmak istiyorum ama ben kendimi biliyorum ben iyiyim. Sokağa çıktığımda da iyiyim, ekranda da iyiyim. Ekranda nasılsam sokakta da öyleyim.  Bir tanıtım çekelim dediler sokak yoksa ben de yokum dedim. Ben sokaktan geldim. Ben orta halli bir ailenin oğluyum.  “Ben bu çeki senedi nasıl ödeyeceğim” diye düşünen, evladını yabancı ülkeye göndermek için arabasını satan bir babanın oğluyum.

Biraz Gezi’ye gidelim mi?

Hangi geziye, ben hep geziyorum zaten.



“GEZİ SÜRECİNDE FOX İYİ HABERCİLİK YAPTI”

Arkadaş sen meseleyi yanlış anladın dermişim …Türkiye’nin haftalarca konuştuğu Gezi Parkı olaylarını kastediyorum.  Gezi’nin siyasi boyutuna çok girmeyeceğim bunu herkes yazdı, çizdi tartıştı. Ben medya kısmını soracağım… Sence o süreçte gerçek manada habercilik yapabildik mi? Ya da yapmadıysak neden yapamadık?

Ben yaptım. Fox Haber de layığıyla yaptı. Diğerleri yapmıştır ya da yapmamıştır, bunu tarih yazacak. Bundan bir  5-10 sene sonra 2013 yılının o Mayıs ayını herkes tarih kitaplarından okuyacak. Bu ülkenin Başbakanı’nı da, Cumhurbaşkanı’nı da, muhalefeti de, Gezicileri de, gezi karşıtlarını da, penguen belgeseli gösterenleri de yazacak tarih kitapları  .

Doğru diyorsun Gezi Parkı olaylarından sonra bir penguen metaforumuz oldu. Senin nasıl penguenlerle aran?

(Gülüyor) Ya bu çok komik bir olay bana göre. Bunlar çok acı şeyler. Tarih yazacak dediğim olaylar bunlar. Haber kanallarının o günkü durumu acınasıydı.

“GEZİ’DE TARAFTIM VE BUNDAN HİÇ PİŞMAN DEĞİLİM”

Orada bir hata var mıydı?

Olmaz olur mu? Haber var ya orada. Sen haberi görmüyorsun, görmezden geliyorsun. Sadece hükümet korkusundan dolayı TV’ler yayınlara giremedi, gazeteler haberleri manşetlerine taşıyamadı. Haber kanallarının gerçekten haber kanalı olup olmadığı tartışmaya açıldı. Medya resmen duvara tosladı. Şu anda değil ama birkaç yıl sonra bunlar konuşulacak. 28 Şubat, 12 Eylül, 27 Nisan, tüm bunlar nasıl konuşuluyorsa Gezi’de olup bitenlerde konuşulacak. Konuşulmayacak mı sanıyorsun, bal gibi konuşulacak.  Başbakan, Cumhurbaşkanı, o, bu, şu ve hatta beni konuşacaklar. Ben bir de taraftım bu Gezi olaylarında. Taraf olduğum içinde pişman değildim. Ben eşimle birlikte gittim oraya, yakmak, yıkmak için değil gazetecilik hevesi için gittim. Tarih bunu yazacak ve ben buna tanıklık etmek istedim. Bir takım kısıtlamalara karşı çıkmak için gittim oraya…

Oraya giden gazetecilere militan muamelesi yapıldı ama…

Bak  Alev o onların görüşü… Onlara göre her şey gül bahçesi bana göre değil. Herkes aynı fikirde olmasın zaten. Ben bir takım kısıtlamalardan rahatsız olduğum için Gezi’deydim. Hayatıma müdahale edilmesini istemediğim için oradaydım…

Gazeteciler de kendi arasında bölündü, yandaş candaş diye resmen ayrıldılar. Bu ne acı, ne saçmalık?

Nedeni uygulanan politikalar. Neticede bizi bu duruma sen getirmedin, benim eşim, annem, babam getirmedi. Ülke ayrıştı bir kez. Hükümette de suç var muhalefette de. Salı günleri grupları görüyorsun, birbirilerine hakaretten başka bir şey yok. Bu partilerin artık kendilerine bir öz eleştirisi yapmaları lazım. “Ya arkadaş bu on binler neden Gezi’de meydanlara döküldü” diye bir sorgulasınlar. Kendilerinde ya da uygulamalarında hiç mi hata yok?

Sonumuz ne olacak?

Bu zor bir soru kimse önünü göremez ki böyle bir süreçte. Belki çok daha iyi olacak. Ya da daha kötü olacak. Demokrasi zaten yok, hep ağır aksak işler bizim bu ülkede,  bundan daha kötüsü de olamaz herhalde.

İleri demokrasiden bahsediliyor ama…

Ya geç bunu. Ben ilerisini gerisini geçtim, sadece liberal demokrasilerde olduğu gibi kişi hak ve özgürlüklerinin korunduğu, hayat tarzımı değiştirmeyecek, istediğim gibi de gazetecilik yapmak istiyorum.

Sona doğru yaklaşırken var mı buradan rakiplerine bir mesajın, artık Ana Haber’de bir Fatih Portakal gerçeği var?

Durmak yok yola devam (Gülüyor)



Sabah haberlerinde süperdin de ya akşam da başarılı olamazsan ne olacak?

Valla alternatif yaratıyoruz kendimize. İstanbul Aydın Üniversitesi’nde yükseğe başlayacağım. Ana Haber’e oturmak hedefimdi benim. Onu iyi kötü gerçekleştiriyoruz. Şimdi ki hedefim de 55 yaşında profesör olmak. Bunun yol haritasını da çizdik. Ve bu sene öğretim üyeliğine de başlıyorum. Haftada bir gün iletişim öğrencilerine iletişim dersi vereceğim. Şimdiye kadar yapmak istediğim her şeyi gerçekleştirdim, bunları da yaparsam tamamdır.

Çok güzel gidiyordu bitmesin isterdim ama röportajında sonlarına geliyoruz artık, son olarak  Medyaradar’ı da sormak istiyorum sana?

Valla sen tehlikeli bir insansın sorularınla onu söyleyeyim (Gülüyor)

Aşk olsun…

Şaka yapıyorum. Medyaradar’ı çok başarılı buluyorum. Çok da güzel sorulardı, teşekkür ediyorum.

Ben teşekkür ederim asıl. Dilerim reytingleri alt üste eder, akranlarına fark atarsın  Daima iyi kalman dileğiyle… Tekrar söylüyorum, Küpe kalsın bak çok farklı olur, Ana haberi küpe ile sunan bir erkek spiker.

Çok zor. Bakacağız, duruma göre (gülüyor)