Medya Günlüğü
09 Mar 2020 13:44 Son Güncelleme: 09 Mar 2020 14:51

Fatih Altaylı'dan çok sert Kadınlar Günü tepkisi! "Hiç kimseyi kandırmayın!"

Habertürk yazarı Fatih Altaylı, Kadınlar Günü nedeni ile Taksim'de yürüyüş yapmak isteyen kadınlara yapılan müdahaleye tepki gösterdi.

Fatih Altaylı'dan çok sert Kadınlar Günü tepkisi! "Hiç kimseyi kandırmayın!"

Kadınlar, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle İstiklal Caddesi'nde yapılacak yürüyüş için Taksim'e gitmek istedi. Ellerinde pankartlarla gelen kadınlar, alanda polisin müdahalesiyle karşılaştı. Habertürk yazarı Fatih Altaylı da duruma sert tepki gösterdi. Altaylı, "Kadınları yollarda dövün. Sonra Cennet anaların ayağının altındadır falan.Hiç inandırıcı değilsiniz bilin.O dövdüğünüz, yürütmediğiniz kadınlar da ana biliyor musunuz!" diye yazdı.

İşte Altaylı'nın bugünkü yazısından "8 Mart dövülen kadınlar günü" başlıklı o bölüm:

Yürümeyi genelde seviyorum.
Spora karşıyım ama yürümeye değil.
Yürümek keyifli bir uğraş.
Hava iyiyse, fazlaca yağmur yoksa, çok işim yoksa bulduğum her fırsatta yürüyorum.
Pazar günleri özellikle yürümeye gayret ediyorum.
Dün de evden bu maksatla çıktım.
Altımda bir eşofman, ayağımda yürüyüş için aldığım ayakkabılarım, üzerimde Hande’nin aldığı pamuklu kapüşonlu eşofman üstü.
Gözümde havalı güneş gözlükleri.
Çıktım yola.
Niyetim Taksim’e, Taksim’den Tünel’e, Tünel’den Karaköy ve Eminönü’ne gitmek.
Sonra da aynı yoldan geri dönüp, Balıkpazarı’nda manava ve ciğerciye uğramak, oradan da eve dönmek.
Toplamı 9-10 kilometre. Çıktım evden tempolu bir biçimde Taksim’e doğru.
Taksim’e geldim.
O da ne, sabah sabah TOMA’lar, bariyerler.
Taksim’e çıkmak yasak.
“Niye?’” diye sordum beni Taksim’e sokmamakta ısrarlı görünen polis memuruna.
“Kadınlar Günü yürüyüşü varmış güvenlik önlemi” dedi.
Herhalde dedim kadınlara kimse bir kötülük yapmasın diye yolu kesmişler, kadınlar rahat rahat yürüsün.
Ne ince düşünceli yöneticilerimiz var dedim kendi kendime.
Mecburen Tarlabaşı’ndan gidip, sonra İstiklal Caddesi’ne çıkarım dedim.
Ne mümkün, İstiklal’e çıkan ara sokakların tümü bariyerlerle kapatılmış.
Yer gök polis.
“Amma değer veriyorlar kadınlara. Korumanın bu kadarı olur yani” diye sevindim.
Yürü Allah Allah yürü. Mecburen Tepebaşı yoluyla Şişhane. Oradan aşağıya. Karaköy’e indim.
Oralar bile polis kaynıyor.
Yemin ederim mültecilerin akın ettiği Yunan sınırında bu kadar Yunan polisi yoktur. Bu kadar sıkı güvenlik de yoktur.
Öyle bir güvenlik önlemi.
Dünya Çalışan Kadınlar Günü’nde kadınlarımızı korumak için yapılan bunca hazırlığa sevinerek döndüm eve bir iki saat sonra.
Sonra da gece Habertürk’e gitmek için yine evden çıktım.
Taksiler Taksim’e gitmiyor.
Yine yürüdüm.
Ortalık meydan muharebesi yeri.
Helikopterler uçuyor, her yer karışmış.
Meğer onca önlem kadınlar rahat rahat yürüsün diye değil, yürüyemesin diye alınmış.
Kadınlar da yürümek isteyince kıyamet kopmuş.
Aralarında epey bir kadın polisin de olduğu polislerimiz, kadınları hayli bir hırpalamışlar.
Anlamadığım şudur.
Yahu bırakın yürüsünler.
Ne olacak yürüyecekler de!
Böyle yaptığınız her seferinde işler daha kötü olmuyor mu?
Yoksa asıl niyetiniz işlerin daha kötü olması mı?
Kadınları yollarda dövün.
Sonra Cennet anaların ayağının altındadır falan.
Hiç inandırıcı değilsiniz bilin.
O dövdüğünüz, yürütmediğiniz kadınlar da ana biliyor musunuz!
Siz Taksim’i ayaklarının altına sermiyorsunuz ama inandığınız Allah’ın Cenneti ayaklarının altına sereceğini söylüyorsunuz.
Hiç kimseyi kandırmayın!