Eurovision’a katılamayan bir milletin dramı! Türk halkı cinnet geçiriyor!

Eurovision’dan ayrılışımız ülkenin kültürel rotasının değiştirilişinin ilk işaretiydi. Yaşam tarzlarımıza, eskiden beri süren alışkanlıklarımıza müdahale edeceklerdi ve ettiler.

Normal şartlar altında bu sabah uyandığımızda, dün gece yapılan Eurovision Şarkı Yarışması’nda yarışan şarkıcımızın performansını ve Türkiye’nin kimden ne kadar puan aldığını konuşuyor olacaktık.

Bugünden geçmişe gidip oradan gelecek tahmini yapmak tuhaf ama 3 Kasım 2002 günü yapılan erken genel seçimden çıkan sonuç farklı olsaydı muhtemelen en heyecanlı gündemimiz bu olacaktı.

O seçimden çıkan sonuçla 16 Kasım 2002 tarihinde AKP genel başkan yardımcısı Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından hükûmeti kurmakla görevlendirildi ve…

Ve biz 2021’de Eurovision Şarkı Yarışması sonuçlarını değil de gemilerle kaçırılan tonlarca uyuşturucuyu, buna alet olan devlet adamlarını, bu trafikte kullanılan marinalarımızı ve çok kıymetli Uğur Mumcu’nun faili meçhul cinayetini konuştuğumuz bir Pazar sabahına uyandık.

Ağzımızın tadını bu sabah izlediğimiz video bozdu sanılmasın. Sedat Peker, Youtube’daki ifşa serisine başlamadan önce de artan enflasyonu, arttırılan faize rağmen durdurulamayan döviz kurlarını, sürekli müjdesi verilen ama bir türlü gelmeyen aşıları, yurttaşa yasak turiste serbest olan sahillerimizi konuşuyorduk.

Eurovision’dan kovulmadık, istifa ettik!

Eurovision’a en son 2012 yılında, Can Bonomo’nun seslendirdiği “Love Me Back” şarkısıyla katılmıştık. Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de gerçekleştirilen 57. Eurovision şarkı yarışmasında temsilcimiz 7. olmuştu. Hiç fena bir derece değildi ama sonra birden “yarışmada eşitsizlik ve siyaset yapıldığı” gerekçesiyle Eurovision’a katılmama kararı aldık, daha doğrusu devlet halk adına bu kararı aldı ve uyguladı. Herkesin malumu olan asıl sebep ise iktidardakilerin bu yarışmayı bir eşcinsel eğlencesi gibi algılamasıydı. LGBTİ bireylere olan nefretlerini hiç saklayamadılar.

O tarihten beri Eurovision’da yokuz. Bizden önce olanlar var, biz varken olmayanlar da var ve hatta birkaç ay önce Ermenistan’la savaşan Azerbaycan bile var ama biz yokuz!

Çünkü biz yanlış ve kasıtlı kültürel politikalarla Aquila Yarığı’nın ötesine* geçirilmiş bir ulusuz.

Mutsuzlaştırıcı kültürel politikalar

Bu kararı yıllar önce aldılar ve halen uyguluyorlar. Türk halkına gülmek, neşelenmek, keyiflenmek haram! Eurovision’dan ayrılışımız ülkenin kültürel rotasının değiştirilişinin ilk işaretiydi. Yaşam tarzlarımıza, eskiden beri süren alışkanlıklarımıza müdahale edeceklerdi ve ettiler. Youtube’da, Süha Arın’ın öğrencileriyle çektiği harika bir belgesel olan Kula’da Üç Gün’ü (1983) izleyin. Belgeselin sonlarına doğru hep birlikte rakı sofrasına oturan ve meşk eden köylüleri göreceksiniz. Artık böyle sahneleri ülkenin geçmişinde arıyorsak bir şeyler kasıtlı olarak değiştirilmiş demektir.

Eurovision maceramızı bitirmekle kalmadılar, hepsine bir bahane uydurularak açık hava konserleri, üniversite etkinlikleri ve biraz olsun stres attıran ne varsa yasaklandı. Nihayetinde, pandemi bahanesiyle alınmış turistlere açık Türklere yasak sahiller kararıyla koca bir halk aşağılanarak hücre hapsine mahkûm edildi. Çalışmaktan başka eğlencesi olmayan bir halk… Hiç ağustos böceği yok, her yer karınca! Övündükleri şey bu işte.

Eurovision bir orta sınıf eğlencesiydi. Bu ülkede bir zamanlar çalışan ama eğlenmeyi de seven bir orta sınıf vardı. Şimdilerde ağır vergilerle köleleştirilen ve mutsuz edilen bir sınıf çünkü artık partilerin başka bir oy deposu var. Ramazan ayında oturulan yer sofralarından anlarsınız kimin oyunda gözlerinin olduğunu. Koçtaş’ta 200 TL’ye masa satılırken insanlar hala yerde yemek yiyor ve bu ailenin sofrasına kurulan hükümet “2023 yılında aya gideceğiz” diyerek bambaşka bir hayal satıyor. ABD, 1969’ta Ay’a ayak bastığında o ülkede yerde yemek yiyen kaç kişi vardı? Bir şey gerçekleşmeden ötekisi gerçekleştirilemez. Biz fakiriz ve giderek fakirleşiyoruz. Son 20 yılda, eğitimsiz, vasıfsız ve sosyal yardımlara muhtaç ve bu yüzden de oyu garantili bir alt sınıf oluşturuldu.

Bir nefret ettirme aracı olarak televizyon

Her sınıftakilerin oyu için onların kendilerinden yukarıda ya da aşağıda gördüklerinden nefret etmesi gerekiyor. Ulusal kanallar, Türk halkına gündüz kuşağındaki ifşa şovlarıyla fakir cinneti, akşamları yayınlanan dizilerle de zengin cinneti izlettiriyor.

Müge Anlı’nın, Esra Erol’un yaptığı programlarda alt sosyal tabakanın dramını izliyoruz. Bu programlarda terk edilen çocuklar, evden kaçan anneler, şiddet uygulayan babalar, aile içi dolandırıcılık, çocuğunun başkasından olduğunu öğrenen eşler, evlerinden kaçan gençler, sağlıksız cinsel ilişkiler, birilerini öldürüp programa çıkan insanlar var.

Başka bir ülkedeki halkı delirtmek için yeterli bu dozun üstüne bir de akşam zengin evlerinde yaşanan kurgusal cinnetlere tanık oluyoruz. Masumlar Apartmanı, Camdaki Kız, Kağıt Ev, Masumiyet, Akrep, Sadakatsiz, Alev Alev… Orta sınıf çapraz ateş altında!

Bundan 9 yıl önce, Eurovision’a son katılışımız sırasında hepimiz daha mutluyduk. Biz uyurken yürütülen gemilerden habersizdik en azından. Televizyonda daha çok neşe vardı, hala komedi dizisi izleyebiliyorduk mesela… İşler Güçler, Yalan Dünya, Zengin Kız Fakir Oğlan. O zamanlar dolar 1.7 TL imiş, istediğimiz bilgisayarı alıp, cep telefonumuzu yenileyebiliyorduk.

Zurnanın zırt diyeceği yer

Nasıl başladık, nasıl devam ediyor ve kim bilir nasıl bitecek ancak Türk halkı subapsız bir düdüklü tencere gibi kaynıyor. Bu tencere patlar, kim patlatır bilmiyorum ancak yakındır. Bu süreçte cinnet içeriği yayınlayan kanallara tavsiyem biraz serotonin salgılatıcı işler yapıp yayınlamalarıdır.

Bunlardan böyle bir inisiyatif kullanmalarını beklemek saçma belki ama o zaman nasıl bir sosyal deney yapılıyorsa adını söylesinler de bilelim!

Yıllarımız heba oldu. O kadar üzülüyorum ki! Bereketli topraklar üzerinde yaşayan bir halkız ve biz bu sabah Eurovision’u konuşmalıydık. Bu ülkenin normalleşmeye başladığını ekran başında bizi temsil eden şarkıcıyı izleyip alkışlarken hissedeceğim. Esaretin işareti kurtuluşun da işareti olacak.

Mümkün mü bilmiyorum ama Pazar’ınız güzel geçsin!

*Alastair Reynolds’ın hikayelerinden yola çıkarak yaptığım bu benzetmeyi bir okuma tavsiyesi olarak alın lütfen.

MURAT TOLGA ŞEN