Medya Günlüğü
19 Şub 2020 12:35 Son Güncelleme: 19 Şub 2020 14:10

Erdoğan'ın eski danışmanından 'Gezi' yazısı: Hesabını kim verecek?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde basın danışmanlığını yapan Karar gazetesi yazarı Akif Beki, Gezi Davası hakkında yazdı.

Erdoğan'ın eski danışmanından 'Gezi' yazısı: Hesabını kim verecek?

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde basın danışmanlığını yapan Karar gazetesi yazarı Akif Beki, dün görülen Gezi davasında 840 gündür tutuklu bulunan Osman Kavala’nın da arasında bulunduğu 7 kişi hakkında verilen beraat kararlarına ilişkin, “Onca zaman içeride haksız tutulmanın hesabını kim verecek şimdi, adalet tecelli etmiş sayılabilir mi?” yorumunu yaptı. 

Beki, “Ha babam özgürlüğünü kaybettirip tekrar buldurarak yaşatılan sevinçle mi yetinecek vatandaş? 'Bu kadarına da şükür'le mi teselli bulacak? Hukuk devletinden kısmetimize düşen bu mu?” düşüncesini dile getirdi.

Beki, “Gezi davasında tüm sanıklara beraat, Osman Kavala'ya tahliye kararı çıktı. AİHM, iddianamede tutuklu yargılamayı gerektiren ve suçlamaları destekleyen hukuki bir delile rastlanmadığına, tutuklumanın siyasi olduğuna ve derhal tahliyesine hükmettiği halde Kavala düne dek içeride tutuldu. Yok yere kaybettirilen özgürlüğü bulduruldu diye, yine de sevinçle karşılayabiliyoruz. Başka davalarda da gördük. Mahkemeler, Yargıtay'la Anayasa Mahkemesi ve AİHM'in hak ihlali, hukuksuzluk ve tahliye kararlarına direndi. Anayasa'nın açık hükmüne rağmen hem de.” İfadesini kullandı.

Beki yazısında şunları kaydetti:

Görevi kötüye kullanmak, kanunlarımızda yasak. Cezai takibat gerektiren bir suç. hâkim, savcı ve polisleri de bağlayan bir yasak bu. Tespiti halinde yaptırım öngörülüyor. AYM ve AİHM'ce bu sebeple mağdurlara ödenmesi istenecek tazminat cezalarının, önce Hazine'den alınıp bilahare hâkim ve savcılara döndürülmesi gibi...

Yine, Cumhurbaşkanı Erdoğan Ombudsmanlar Konferansı'nda hatırlatmıştı ki...Kanunlar, öncelikle vatandaşların haklarını devlete, devlet gücünü kullananlara karşı korumak için var, onları vatandaştan korumak için değil.

Fakat kanun uygulayıcılar, vatandaşa karşı korunmaya devam ediyor, görevi kötüye kullanmak yapanın yanına kalıyor ki ardı arkası kesilmiyor.

Vatandaş; yetkisini aşan, hukuksuzluğa alet olan kamu görevlilerine karşı savunmasız ve korumasız. Yeri geldiğinde, Anayasal hak arama yolları bile kapalı. Çünkü muhataplar, takmama gücünü kendilerinde görebiliyor. 

Haksız tutuklama ve benzeri işlemlerden doğan tazminatlar, yine vatandaşa fatura edildikçe neden kendilerini güvence altında hissetmesinler ki?

Cumhurbaşkanı'nın buyurduğu üzere, hukuk evvela vatandaşa karşı devlet gücünü kullananları sınırlandırmak içindi oysa. 

Fiilen mutlak sorumsuzluk ve dokunulmazlık tanınırsa hâkim, savcı ve polisin keyfi ve hukuksuz tasarruflarından nasıl hesap sorulacak? Kimi kime şikayet edecek, yetkililerin hukuk dışına çıkarak zorbalaşmayacağından nasıl emin olacak vatandaş? 

Son iki gündür yaşananlara bakın...

Yazar, avukat ve eski milletvekili Mahmut Alınak, örgüt üyeliği iddiasıyla bilmem kaçıncı kez tutuklandı.

68 yaşındaki Alınak, kaçma imkanı yokken, evinden baskınla alınmışken göz önünde kelepçe takılarak cezaevine götürülmek istenmedi mi? Kelepçeleme şartları mevcut değil, zorunluluk yokken bu tedbire başvurmak kanunsuz diye uyarmasına rağmen, polise laf dinletebildi mi?

Yazar Müfid Yüksel, bir hakaret davası nedeniyle sabaha karşı evine baskın düzenlenerek karakola çekilmedi mi?

Kanun insanları yanlış yaparlarsa sıyrılamayacaklarını, sorumlu tutulacaklarını bilse, müeyyideye çarptırılmaktan çekinseler bu orantısız uygulamalar yine yaşanır mıydı? Hukuku zorlayan, bazen hiçe sayan pervasız tatbikatlar yine görülür müydü?

Gezi davasındaki beraatlere ve Kavala'nın tahliyesine, hak yerini buldu, bir haksızlık giderildi diye seviniyoruz.

Aslında giderildiği filan yok, sadece sonlandırıldı.

E hani geciken adalet, adalet değildi?

Bu gecikmenin, onca zaman içeride haksız tutulmanın hesabını kim verecek şimdi? Sorumluluk, sahiplerine rücu ettirilmedikçe haksızlık giderilmiş, adalet tecelli etmiş sayılabilir mi?

Aksine; yargı, polis ve diğer kamu görevlilerinin yanına kalan her çarpık uygulama, hukuksuzluğu teşvik ve cesaretlendirmek değilse nedir Allah aşkına!

Ha babam özgürlüğünü kaybettirip tekrar buldurarak yaşatılan sevinçle mi yetinecek vatandaş? 'Bu kadarına da şükür'le mi teselli bulacak? Hukuk devletinden kısmetimize düşen bu mu?

Yazının devamı için tıklayın