Medya Günlüğü
05 Nis 2021 10:12 Son Güncelleme: 05 Nis 2021 12:29

Enver Aysever'den Cumhuriyet'e 'veda' yazısı! 'İlhan Selçuk ne kadar teröristse...'

'Yazarlık atölyesi' ihale iddialarının ardından Cumhuriyet'teki köşesine son verilen Enver Aysever, veda yazısında gazetenin genel yayın yönetmeni Aykut Küçükkaya ve Yayın Kurulu'nu hedefine koydu.

Google Haberlere Abone ol

Enver Aysever'in 'yazarlık atölyesi' ihale iddialarının ardından Cumhuriyet gazetesi ile yollarının ayrıldığı duyurulmuştu. Aysever, bugün son yazısıyla okurlara veda etti. Aysever, yazısında Genel Yayın Yönetmeni Aykut Küçükkaya ve gazetenin Yayın Kurulu'nu hedefine koydu. 

Aysever, Aykut Küçükkaya ile yaptığı görüşmeyi köşesine taşıdı. Küçükkaya'nın kendisine söylediği sözleri 'haksızlık' olarak nitelendirdi. Ardından da "Dilerdim ki yayın kurulu meselenin içyüzünü bir de bana sorsun." dedi. 

Enver Aysever yazısında "Hafta başında Aykut Küçükkaya’nın, benim gazeteyle ilişiğimin kesilmesine yönelik “adının ihaleye karışması” diye kurduğu cümle haksızdı." ifadelerini kullandı. 

Enver Aysever "Cumhuriyet okuruna veda" başlıklı yazısında "İhaleye girmişliğim yok, üstelik haber yapanların da böyle savı yok! İlhan Selçuk ne kadar teröristse ben de o kadar ihaleciyim." diye yazdı. 

İşte Enver Aysever'in o yazısı...

CUMHURİYET OKURUNA VEDA 

Ustam Feridun Benden aradı “Altmış yıldır Cumhuriyet okuruyum, gazetenin sahibi sayılırım. Senin hakkında yayın yönetmeninin yazdıklarına en azından ‘veda’ yazısı ile yanıt hakkın olmalıydı, Babıâli’de herkese böyle yapıldı, bu ne biçim iş!” diye öfkeli konuştu. 

Hafta başında Aykut Küçükkaya’nın, benim gazeteyle ilişiğimin kesilmesine yönelik “adının ihaleye karışması” diye kurduğu cümle haksızdı. Doğrusu “Enver Aysever ve İhale” yan yana gelmeyecek sözcüklerdir olmalıydı. Yapamadılar. İhaleye girmişliğim yok, üstelik haber yapanların da böyle savı yok!

***

Kızım doğduğunda İlhan Selçuk, Aysel - Altan Öymen, Mine - Ali Sirmen kutlamaya geldiler. Nisan’ın sevincini paylaştılar. “Antakya Yemeği” istediler. Henüz Ergenekon süreci başlamamıştı. Lakin bizi izleyen göz, o gün eve kadar burnunu sokmuştu. Bir zaman sonra İlhan Ağabey’i “Cumhuriyet’e bomba attırmak” suçlamasını da içeren iddianame ile gözaltına aldılar. Büyük patırtı kopuyordu, sol liberaller başta olmak üzere, siyasal İslamcılar koalisyon olarak inandırmaya çalışıyordu toplumu. İlhan Abi terör örgütü önderiydi anlayacağınız! 

O dönem, kimse pek cesaret edemezken Yazgıcılar adlı bir roman yazdım. Başımıza gelecekleri bir bir anlattıydım, görmezden geldiler. Ancak Ali Abi (Sirmen) güzel bir yazı kaleme aldı. İlhan Abi’nin sabaha karşı gözaltına alınışına göndermeyle bitiyordu roman. Selçuk, kapıya dayanan polislere “Durun size çay demleyeyim” demişti. Cumhuriyet’te durur bu yazı. İlhan Abi ile sonra çok önemli bir telefon konuşması yaptık. Günü gelince yazarım sanırım. Akşam bir yayına çıkacaktım, o hastanedeydi. Ağır hastalığına karşın telefon açıp bilgi verdi, güvenirdi bana. 

***

Cumhuriyet serüvenim o günlerden hemen önce başlamıştı. İlhan Abi davet edip “Seni yazar olarak istiyorum, ancak önce ekte başla birkaç aya gazeteye geçeceksin” demişti. Bende bir sevinç. Melih Cevdet’in, Mehmed Kemal’in, Uğur Mumcu’nun gazetesinde yazmak sorumluluk istiyordu elbette. İlhan Abi benim değerlere bağlılığımı uzun sohbette yoklamıştı. Aydınlanmacı, sosyalist olduğumu söyledim. 

Bir zaman sonra Falih Rıfkı alıntılarıyla “Mustafa Kemal’i Taşlaştırmayın Efendiler” diye bir yazı kaleme aldım. Selçuk’un “Gardırop Atatürkçülüğü” tarifine göndermeler yaparak. Kim çarpıttıysa, Falih Rıfkı’yı bile Atatürkçü saymadılar, yazıyı yayımlamayı engellediler, ben de ayrıldım. İlhan Abi hastaydı. Türkiye Cumhuriyeti ne badireler atlattıysa, gazetesi de öyleydi. 

***

Cumhuriyet’e dönüşüm Aykut Küçükkaya çağrısıyla oldu. Yayın kurulunun oybirliği ile davet edildiğimi söyledi. Maaş 2 bin 800 liraydı ama parayla ölçülmez onurdu Cumhuriyet’te yazmak; kabul ettim sevinçle. Ekranlar ardı ardına kapandı, davalar ardı ardına açıldı, hapis cezası verildi bu süreçte. Dönem böyleydi, ben de İlhan Abi’lerle aynı yazgıyı paylaşıyordum.

Belediye imza günlerinde, söyleşilerde, fuarlarda yan yana olduk gazetenin yazarlarıyla. Cumhuriyet aydınlanma demektir. Kültür, sanat demektir. Kuşaktan kuşağa sorumluluk demektir. Kimse bu işlere para için soyunmaz, sorumluluk sayar. Hepimiz ev geçindirmek zorundayız. Marx’ın “İşçiye ekmekten önce onur lazım” sözüne inanırım. Ben de yazı, sahne işçisiyim. Alın teriyle kazanmanın onurunu bırakacağım Nisan’a. 

***

Özal döneminde genç oldum. O vakit, ihale yolsuzlukla eşanlamlı sayılırdı. Bizim gibi memur aileleri bu işlerden anlamayız, uzak dururuz. Günün birinde, hem de Cumhuriyet’ten adımın “ihale” ile yan yana gelmesinden gönderilmemi kabul etmem mümkün değil. Dava açtım bu söylentiyi çıkaranlara. Dilerdim ki yayın kurulu meselenin içyüzünü bir de bana sorsun. O sırada aklıma ne geldi bakın…

FETÖ teğmeni almaya geldiğinde, dönemin Genelkurmayı’na “Sarı öküzü kaptırmayacaktın” diye seslenen çok olduydu. Darbe kadar korkunçtu suçsuz insanların kumpaslarla mahpusa düşmesi. Nitekim asıl darbeciler 15 Temmuz’da gösterdi yüzünü. Yıllar sonra benzer bir şey yaşayacağımı hiç düşünmezdim. Bence Cumhuriyet, yazarına inanmalıydı, yanında durmalıydı.

***

Ustam ve onun gibi Cumhuriyet’in sahiplerine diyeceğim; 

İlhan Selçuk ne kadar teröristse ben de o kadar ihaleciyim.

Kalın sağlıcakla!..